- Antik dilleri çevirebilmedeki kolaylık yapay zekâ ve derin öğrenme teknolojilerindeki gelişmelerle paralel olarak ilerlemekte.
- Google Translate gibi araçlar özellikle çağdaş diller için optimize edilmiş olsa da giderek daha sofistike hale gelen yapay zekâ destekli özellikleri, gelecekte akademisyenlere tarihî dillerin yeniden inşasında yardımcı olacak.
- Gelişen tercüme kabiliyeti, bilgi plakalarının veya nesneler üzerindeki metinlerin ziyaretçilerin telefonları tarafından incelenip tercüme edilebildiği müzeler ve kültürel miras alanları için önemli bir değere sahip olabilir.
1822 yılında Fransız filolog Jean-François Champollion, antik dünya anlayışımızı değiştirecek bir açıklama yaptı. Champollion, esrarengiz Rosetta Taşı’nın şifresini başarıyla çözmüş ve eski Mısır metinlerini anlamanın anahtarını sunmuştu. Aradan 200 yıl geçti ve antik Mısır hakkındaki bilgilerimiz önemli ölçüde arttı, ancak hâlâ çözülmesi gereken pek çok gizem var. Peki uzun zaman önce ölmüş dilleri nasıl tercüme edebiliriz ve teknoloji bu konuda bize yardımcı olabilir mi?
Deşifre mi Tercüme mi?
Pek çok şeyde olduğu gibi bugünü anlamak adına geçmişi bilmemiz gerekir. Yani Rosetta Taşı’nın neden bu kadar önemli olduğunu ve Champollion gibi bilginlerin başlangıçta onun şifresini nasıl çözdüklerini anlamamız gerekiyor.
Burada kavranması gereken ilk şey, çeviri ile deşifre arasındaki ince fark. Günlük dilde bu iki terim sıklıkla eş anlamlı olarak kullanıldığından, yüzeysel olarak bunun farksız bir ayrım olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak, en azından antik diller bağlamında bir ayrım söz konusudur.
Macquarie Üniversitesi Tarih ve Arkeoloji Bölümü Kıdemli Öğretim Görevlisi Dr. Camilla Di Biase-Dyson, IFLScience’a yaptığı açıklamada; bir şeyi çevirmenin, hedef dilin sözlüğü olduğu anlamına geldiğini ve çevirmenin, bir çeviri tasarlamak için bu kelime listelerini ve dilin geçerli gramerlerini kullanmakla ilgileneceğini belirtti. Yani, sözlük veya bilinen bir gramer yoksa çeviri eylemi temelde imkânsız. Bu durumda yapılması gereken, bilinmeyen dili başka yollarla “deşifre etmek”. Söz konusu metnin ya da kodun niteliğine bağlı olarak bunu başarmanın çeşitli yolları olsa da bu oldukça zorlu bir süreç.
Rosetta Taşı’nın keşfinden önce Avrupalı bilim adamlarının içinde bulunduğu durum buydu.

Bilginin anahtarı
19. yüzyılın başında kimse hiyerogliflerin nasıl açıklanacağını bilmiyordu. Araştırmacılar bunların piktogramlar mı yoksa fonetik semboller gibi mi işlediğinden emin değildi. Bu bulmacanın bilinen bir anahtarı yoktu, bu yüzden dil tam bir gizemdi.
Ancak 15 Temmuz 1799 civarında Napolyon Bonapart’ın ordusundaki Fransız askerleri Nil deltasındaki liman kenti Rosetta (bugünkü adıyla Raşit) yakınlarında bir kalede kazı yaparken üzerinde yazılar bulunan yontulmuş bir levha buldular. Pek çok antik eserde olduğu gibi bu levha da hızla ülke dışına çıkarılmış ve Napolyon’un yenilgiye uğratılmasının ardından 1801 yılında İskenderiye Antlaşması’nın bir parçası olarak İngiltere’ye götürülmüş. Taş o tarihten beri British Museum’da sergilenmekte.
Levhanın üzerine, Batlamyus Krallığının açık bir isyanla karşı karşıya olduğu bir dönemde firavun V. Ptolemaios’u öven bir metnin yazıldığı tespit edildi. Taş üç dilde yazılmıştı: hiyeroglifler, demotik (standart günlük Mısır yazısı) ve antik Yunanca (V. Batlamyus’un kendisi de Yunanlıydı ve Helen kültürü o dönemde Mısır’da önemli bir etkiye sahipti). Fransız akademisyenler ve kısa süre sonra da İngiliz akademisyenler neyle karşı karşıya olduklarını anlamakta gecikmediler. Bu taş antik Mısır dilinin sırlarını çözmeye yardımcı olabilirdi.
Di Biase-Dyson, “Tabii ki herkes Yunanca biliyordu. Yani 30 saniye içinde tüm dünya taşın üzerinde aslında ne yazdığını anlamış oldu çünkü aynı metnin muhtemelen üç farklı dilde yazılmış olduğunu tahmin ettiler. Haklıydılar, farklılıklar vardı ama haklıydılar. İşte bu yüzden Rosetta Taşı bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor. Taşın bu kadar önemli olmasının sebebi size deşifre için bir anahtar veriyor olması. Yapmanız gereken şey, bunun hemen üstündeki demotik ve en üstteki hiyerogliflerle nasıl bir ilişki içinde olduğunu çözmek.” diye açıkladı.
Makineler yardımcı olabilir mi?
Champonllion’un çalışmaları bu antik dili anlamamızda büyük etkiler yaratmış olsa da hâlâ çözemediğimiz gizemler var. Bunun nedeni elimizdeki materyallerin eksik olması. Bu parçalanmışlık bazı kelimelerin anlaşılmasını zorlaştırabilir ve sadece bir kez geçen kelimeler olduğunda sorun daha da büyür. Bu durumlarda, çevirilerimizi dayandırabileceğimiz hiçbir şey olmaz ve bu nedenle kelimenin anlamı bilinmez. Ancak, sahip olduğumuz dil hakkındaki anlayışımız oldukça kesindir ve antik Mısır dilini çevirebilme kolaylığımız yapay zekâ ve derin öğrenme teknolojilerindeki gelişmelerle daha da ilerlemekte.
Google Translate gibi araçlar özellikle çağdaş diller için optimize edilmiş olsa da giderek daha sofistike hale gelen yapay zekâ destekli özellikleri gelecekte akademisyenlere tarihî dillerin yeniden inşasında yardımcı olacak. Google Translate halihazırda Latinceyi çevirebilmekte ve muhtemelen antik Yunanca da gelecekte listeye dahil edilecek. Ancak Mısır yazısı ve gramerinin yazılım tarafından anlaşılması çok daha zor olduğu için antik Mısır dilinin dahil edilip edilmeyeceği ve ne zaman dahil edileceği şu anda belirsiz. Bunun nedeni, hiyerogliflerin birçok anlama gelebilmesi, kullanımlarının zaman içinde değişmesi ve görünümlerinin yazarlarının üslup yaklaşımlarına bağlı olarak değişebilmesi olarak gösteriliyor.
Bu tercüme kabiliyeti, bilgi plakalarının veya nesneler üzerindeki metinlerin ziyaretçilerin telefonları tarafından incelenip tercüme edilebildiği müzeler ve kültürel miras alanları için önemli bir değere sahip olabilir. Di Biase-Dyson’a göre bu tür bir teknolojiyi halihazırda deneyen müzeler var, ancak çoğu durumda sunulan çeviriler önceden öğreniliyor ve gerçek zamanlı olarak çevrilmesi gerekmiyor.
Yapay zekânın antik Mısır dili gibi dillere yaklaşımındaki ilerleme, uzun bir süre boyunca eğitimli Mısır bilimciler ve eski dil uzmanları ile etkileşim eksikliği nedeniyle gerçekleşmedi. Bu da yazılımın eğitilmesi için yeterli veriye sahip olunmadığı anlamına geliyordu. Örneğin bir Mısır mezarında yazılı metni tercüme edebilmek için bir makinenin onu anlamlandırmak için çok fazla veriye ihtiyacı olur. Ancak çok az sayıda bilgi teknolojisi geliştiricisi ayrıntılı ve kapsamlı derlemler sağlamak için akademisyenlerle birlikte çalışmış durumda.

Dolayısıyla, yapay zekânın antik dillerdeki çözülmemiş gizemleri çözmeye ne ölçüde yardımcı olabileceği şu anda belirsizliğini koruyor. Ancak mütevazı gelişmelerin bile Mısır bilimcilerin metinleri daha hızlı dijitalleştirmelerine yardımcı olmak için kullanılışlı olması muhtemel. Di Biase-Dyson, dilleri çevirmeye yardımcı olacak araçlara sahip olmanın, antik dilleri kendi kendimize öğrenme eyleminin yerini almaması gerektiğini vurgulamak istiyor: “Unutulmaması gereken bir şey var ki, hâlâ hiyeroglif öğrenmeye gelen çok sayıda öğrencimiz var. Çünkü şifreyi tamamen çözersek, keşfin ve deşifre etmenin heyecanı kaybolacak. Eğer şifreyi tamamen çözersek, bir daha asla bunun için kafamızı kullanmamıza gerek kalmayacak.”
Derleyen: Alp Eren Gümüş





