- Günümüzde değişen barınma ihtiyaçlarının da sonucu olarak mimarların artık binaların iç mimarisine daha fazla önem verdiklerini, binanın dışarıdan nasıl göründüğüne dikkat etmedikleri düşünülüyor.
Tasarım sorunlarına alışılagelmiş yöntemlerle cevap vermeyi reddederek adından söz ettiren İngiliz Tasarımcı Thomas Heatherwıck, inşaat sektörünün bir kriz içerisinde olduğunu düşünüyor. İngiltere’de tekrar hayata geçirilen Routemaster otobüsü, Google’nin Bay View ofisi ve New York’daki Little Island projelerinin arkasındaki adam olarak bilinen Heatherwıck ‘’Sıkıcı binalara çok alıştık’’ diyor. Yeni binaların birbirini tekrar eden, çok düz, çok monoton ve ciddi göründüğünü söylüyor.



Günümüz mimarisi estetik ve işlevsellik açısından uygun yapılar olsa da Heatherwıck, modern binaların ve kentsel alanların estetiğinde bu sıradanlaşmanın ortaya çıkardığı sonucun can sıkıcı olduğu kanaatinde. Bu sıkıcılığın göz ardı edilmesini istemeyen tasarımcı, bu sıkıcılığın zararlı etkilerinin de olabileceği konusu üzerine eğiliyor. Son kitabı Humanize’de ‘’Sıkıcılık hiç yoktan daha kötüdür’’ diye yazıyor. ‘’Sıkıcılık psikolojik bir yoksunluk halidir. Tıpkı vücudun gıdadan mahrum kaldığında acı çekmesi gibi beyin de duygusal bilgiden mahrum kaldığında acı çekmeye başlar. Can sıkıntısı zihnin aç kalmasıdır’’ diyor.

Çevre Yapısının Psikolojik Etkileri
Watterloo Üniversitesi’nde araştırmalarını sürdüren bilişsel nörobilimci, çevre yapısının nörolojik ve psikolojik etkilerini inceleyen akademisyen Colin Ellard’ın araştırmasına atıfta bulunarak görüşünü destekliyor. Ellard yaptığı deneylerde, insanların etrafları yüksek binalarla çevrili olduğu zamanlarda ruh hallerinin önemli ölçüde etkilendiğini göstermiş. Heatherwick, ”insanlar sıkıcı bir binanın önünden geçerken vücutları kelimenin tam anlamıyla savaş ya da kaç moduna giriyor. Zihinlerinin bağlantı kurabileceği hiçbir şey yok.”
Heatherwıck’e göre beyin, karmaşıklık ve büyüleyiciliği arzuluyor. ‘’Bir ormana baktığımızda, doğanın karmaşıklığı ve ritimlerinin dikkatimizi çekmesinin bir nedeni var’’ diyor ve binalarda da buna ihtiyacımız olduğunu söylüyor. Bu görüş, 1980’lerde doğada vakit geçirmenin hatta bir doğa manzarasına bakmanın kişinin konsantrasyon kalitesini arttırdığını öne süren psikologlar Rachel ve Stephen Kaplan’ın Dikkat Yenileme Teorisi ile destekleniyor.

Heatherwick, “Etrafımızdaki binaların toplum için besleyici değerine dikkat etmiyoruz” diyor. Günümüzde değişen barınma ihtiyaçlarının da sonucu olarak mimarların artık binaların iç mimarisine daha fazla önem vermeleri, binanın dışarıdan nasıl göründüğüne dikkat etmediklerine inanıyor. “Binalar toplum hayatının arka planıdır” ve “Bir binanın önünden, içine girecek olanlardan bin kat daha fazla insan sadece geçip gidecek. Binanın dışı onları etkileyecek ve nasıl hissettiklerine katkıda bulunacak.” diyor.
İnşaat Sektörü Bu Duruma Ne Diyor?
Heatherwick, birkaç yıl önce inşaat sektöründeki seçkin insanların, halkın görüşlerinin önemli olup olmadığı konusunda yaptıkları bir tartışmayı şöyle dile getiriyor. “Bütün gece tartıştık ve sonunda önemsiz olduğu yönünde oy kullandılar. İnanılmazdı’’ diyor.

İnşaat sektöründeki kısa vadeli düşüncelerden yakınan Heatherwıck, ‘’inşaat sektörünün kirli sırrı’’ olarak adlandırdığı feci çevresel etkiye dikkat çekmek istiyor. Sadece kırk yıl boyunca ayakta kalacak binalar değil bin yıl ayakta kalacak binalar düşünmeliyiz’’ diyor. Gelinen noktada devasa boyutlara ulaşan yapılaşma çevre kirliliğini önemli derecede etkiliyor. Mimarlık okullarındaki öğrencilerinde bu bilinçle yetiştirilmesini, duygunun da bir işlev olduğunu ve inşaat dünyasında öneminin altını çiziyor.
Derleyen: Muhammet Civil