Dünyanın en büyük ben (mole) genetiği çalışması, melanom riskini etkileyen yüzlerce geni ortaya çıkardı. Bulgular, erken teşhis ve yeni tedavi yöntemlerinin önünü açabilir.
Detaylar haberimizde…
QIMR Berghofer Tıbbi Araştırma Enstitüsü tarafından yürütülen ve Nature Communications dergisinde yayımlanan kapsamlı araştırma, melanom riskine dair önemli veriler sundu. 85 binden fazla kişinin genetik verilerinin analiz edildiği çalışmada, ben sayısını belirleyen 24 yeni genetik bölge keşfedildi.

Araştırmacılar, bu bölgelerin neredeyse tamamının melanom gelişimiyle bağlantılı olduğunu belirledi. Ayrıca hastalığın biyolojisini anlamak için kritik öneme sahip 250’den fazla gen tespit edildi.
Yeni Genler, Yeni Tedavi Umutları
Çalışmada öne çıkan genlerden biri olan SIKE1’in, bağışıklık sisteminin kanserli hücreleri tanıma mekanizmasında rol oynadığı ifade edildi. Bu genin işlev bozukluğu durumunda, anormal şekilde çoğalan melanositlerin bağışıklık sisteminden kaçabileceği düşünülüyor.
Bu bulgu, özellikle erken evre melanomun önlenmesine yönelik yeni immünoterapi yaklaşımlarının geliştirilmesi açısından önemli bir potansiyel taşıyor.
Risk Tahmininde Yeni Dönem
Araştırma kapsamında geliştirilen poligenik risk skoru, bireylerin genetik olarak daha fazla bene sahip olma olasılığını hesaplayabiliyor. Bu sistemin ilerleyen dönemde melanom tarama programlarına entegre edilerek yüksek risk grubundaki kişilerin daha erken tespit edilmesine katkı sağlaması bekleniyor.
Daha Geniş Veri, Daha Net Sonuçlar
Araştırma ekibi, bir sonraki aşamada daha büyük veri setleri üzerinde çalışarak yeni genetik bölgeleri belirlemeyi ve mevcut ilaçların bu genetik mekanizmalar üzerindeki etkilerini incelemeyi planlıyor. Çalışma, Avustralya merkezli 13 farklı araştırma projesinden elde edilen verilerle gerçekleştirildi.
Bilim insanları, ben oluşumu ile melanom arasındaki genetik bağlantının daha iyi anlaşılmasının hem erken teşhis hem de kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımları açısından kritik bir dönüm noktası olabileceğini belirtiyor. Genetik risk analizlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, cilt kanseriyle mücadelede daha proaktif bir döneme girilmesi mümkün görünüyor.





