JWST’nin erken evrende keşfettiği “aşırı büyük” kara deliklerin, aslında sanılandan çok daha küçük olabileceği ortaya çıktı.
Detaylar haberimizde…
James Webb Uzay Teleskobu’nun keşfettiği, alışılmadık derecede X-ışını yaymayan ve “aşırı büyük” kütleli olarak nitelendirilen erken dönem kara delik popülasyonunu inceleyen gökbilimciler, çarpıcı bir sonuca ulaştı: Bu kara delikler aslında göründükleri kadar büyük kütleli olmayabilir. Bu tür gizemli kara deliklerin nasıl oluşabileceğine dair olası bir senaryoyu özetleyen yeni makale, 19 Haziran’da Astronomy & Astrophysics dergisinde yayınlandı.

JWST’nin Sessiz Devleri
James Webb Uzay Teleskobu’nun (JWST) göreve başlamasından bu yana gökbilimciler, evrenin ilk bir milyar yılına ait galaksi merkezlerinde yer alan devasa kara delikleri tespit etmeyi başardılar. Bu kozmik yapılar, çevrelerindeki maddeyi aktif bir şekilde yutarken yaydıkları güçlü ışık sayesinde kendilerini ele veriyor. Gökbilimciler, bunların kütlesini hesaplamak için çevrelerinde olağanüstü hızlarla dönen ve spektral çizgiler olarak algılanan gaz bulutlarını inceliyor. Gazın daha hızlı dönmesi, daha güçlü bir yerçekimini; bu da doğal olarak daha ağır bir kara deliği işaret ediyor. Aslında bu yöntem, yakın evrendeki keşiflerde onlarca yıldır oldukça başarılı sonuçlar veriyor.
Ancak aynı yöntem JWST tarafından keşfedilen en eski kara deliklere uygulandığında, ortaya ev sahibi galaksilerine kıyasla “aşırı büyük” görünen kara delikler çıkıyor. Elde edilen bu kütle ilişkileri, yerel evrende gözlemlediklerimizden çok daha farklı bir tablo çiziyor. Bir kara deliğin bu kadar erken bir dönemde nasıl bu denli devasa boyutlara ulaştığını açıklamak zor olduğundan, gökbilimciler bu canavar nesnelerin gizemli doğasını ve ortaya çıkışını aydınlatacak yeni yollar arıyor.
Üstelik bu kara deliklerin birçoğu, şaşırtıcı bir şekilde X-ışınlarında tespit edilemiyor. Bu durum tam bir bilmece; çünkü normal şartlarda bir kara deliğin dönen diskinin hemen üzerinde, X-ışını emisyonundan sorumlu olan ve “korona” adı verilen, son derece sıcak plazmadan oluşan ayrı bir bölge bulunması gerekiyor.
İki Sorun, Tek Çözüm
Gökbilimciler, karşılaştıkları bu iki büyük bilmeceyi tek bir hamlede çözecek bir formüle sahipler: Süper-Eddington birikimi. Bu kavram; bir kara deliğin, kendi radyasyonunun içeri düşen gazı itmesi gereken teorik sınırı aşarak, bu sınırdan çok daha hızlı ve agresif bir şekilde beslenmesini ifade ediyor. İşte bu denli vahşi bir beslenme biçimi, hem X-ışını çıkışını baskılayabiliyor hem de kara deliğin kütlesini tahmin etmek için kullanılan emisyon çizgilerinin yapısını bozabiliyor.
Roma INAF Astronomi Gözlemevi’nden Alessandro Trinca liderliğindeki araştırma ekibi, bu teoriyi test etmek amacıyla süper-Eddington beslenme fiziğini, detaylı bir yığılma diski spektrumuyla birleştiren özgün bir model geliştirdi. Ekip, bu yeni modeli kullanarak daha önce standart yöntemlerle incelenmiş olan ve X-ışını yaymayan 14 kara deliği mercek altına alıp yeniden analiz etti.
Elde edilen sonuçlar oldukça çarpıcıydı: Örneklemdeki her bir kara deliğin varlığı, birbirine taban tabana zıt iki farklı senaryoyla açıklanabiliyordu. İlk senaryoya göre bu kara delikler gerçekten devasaydı ancak neredeyse tamamen hareketsizdi; yani o kadar az gazla besleniyorlardı ki hiçbir dalga boyunda belirgin bir ışıma yapmıyorlardı. İkinci ve daha güçlü senaryoya göre ise kara delikler aslında nispeten küçüktü; fakat olağanüstü, yani süper-Eddington oranlarında besleniyorlardı. İşte bu ekstrem beslenme biçimi, doğal bir yan etki olarak tam da gözlemlendiği gibi zayıf X-ışınları üretiyordu.

Hafif Kara Delikler
Her iki çözümün istatistiksel olasılıkları karşılaştırıldığında, incelenen 14 nesnenin neredeyse tamamı “küçük ama hızlı beslenen” kara delik senaryosunu güçlü bir şekilde destekledi. “Devasa ama hareketsiz” olan ilk seçenek ise çeşitli fiziksel gerekçeler nedeniyle elendi.
Araştırma ekibi makalede bu durumu şu sözlerle ifade ediyor: “Süper-Eddington birikim sistemlerini içeren ikinci senaryo ise, bu kaynakların gözlemlenen diğer özelliklerini daha doğal bir şekilde açıklayabilecek, özünde kırmızı bir spektrum üretecektir.”
Öte yandan araştırmacılar, geliştirdikleri modelin X-ışınlarını perdeleyebilecek kalın gaz bulutlarını hesaba katmadığının altını çiziyor. Ekip, “Ayrıca, sonuçlarımızın AGN’den gelen X-ışını emisyonunu emebilecek son derece yüksek gaz sütun yoğunluklarının yokluğunu varsaydığını da vurgulamak gerekir,” diyerek modelin sınırlarına dikkat çekiyor.
Bilim insanları, gelecekte özellikle farklı dalga boylarında yapılacak ayrıntılı gözlemlerin ve hassas spektral verilerin, bu kara deliklerin gerçek kütleleri ile beslenme (birikim) oranları hakkında çok daha güvenilir tahminler sunacağını öngörüyor. Eğer bu çalışmanın elde ettiği bulgular doğrulanırsa, hızla büyüyen “hafif” kara deliklerin aslında çok daha devasa yapıları taklit edebildiği kanıtlanacak. Bu da erken evrendeki kara delik evrimine dair kozmoloji dünyasını meşgul eden en büyük çıkmazlardan birini tamamen çözüme kavuşturacak.
Günde sadece 1 TL'ye abone olarak tüm içeriklerimize sınırsız erişebilir ve bağımsız haberciliğe destek olabilirsiniz! Hemen Abone Ol





