30 Yıllık ezber bozuldu: Akdeniz’de bulunan 43 miğfer Roma dönemine ait değilmiş!
Detaylar haberimizde…
İlk günden beri Roma dönemine ait olduğu düşünülen bu gizemli miğferler hakkında ezber bozan gerçek, Cambridge University Press’in saygın Antiquity dergisinde yayımlanan yeni bir çalışmayla ortaya çıktı. Alicante ve Salerno üniversitelerinin ortak danışmanlığında, doktora öğrencisi Manuel Frallicciardi liderliğinde yürütülen araştırmada miğferler inceleme altına alındı.

Akdeniz’de keşfedilen en büyük Orta Çağ miğfer koleksiyonu!
Yapılan bilimsel analizler, silahların üretim tarihinin 14. yüzyılın sonları ile 15. yüzyılın başlarına ait olduğunu kanıtlayarak Roma teorisini tamamen ortadan kaldırdı. Bu sonuç, buluntuya yapışıp kalmış olan ‘Roma’ atfını tamamen çürütmekle yetinmedi, tarihe yeni bir ışık tuttu. Çok daha büyük bir deniz sevkiyatının parçası olduğu düşünülen bu 43 parçalık hazine, sayısal büyüklüğüyle Batı Akdeniz‘de bugüne kadar keşfedilen en büyük Orta Çağ miğfer koleksiyonu olma unvanını taşıyor.
Bulgunun büyüklüğü arkeolojik merakın önüne geçti
Arizona Üniversitesi Öğretim Üyesi, Frallicciardi’nin doktora eş direktörü ve makalenin ortak yazarı Raimon Graells’e göre, bu bulgunun yarattığı yankı sıradan bir arkeolojik merakın çok ötesinde. Graells, ” Burada, büyük ölçekli antik silah ticaretinin ilk kez bu kadar doğrudan ve somut kanıtlarıyla karşı karşıyayız. Bu keşif, geçmişe dair bildiğimizden çok daha karmaşık ve devasa bir iletişim ağına işaret ediyor. ” diyor. Araştırma, Valensiya kıyıları ile dönemin ticaret devi Cenova başta olmak üzere Kuzey İtalya’nın merkezleri arasında yoğun bir askeri lojistik trafiğini işaret ediyor. Bu çapta bir sevkiyatın varlığı, askeri mühimmat taşımacılığının Akdeniz’i birbirine bağlayan, kusursuz şekilde yapılandırılmış ticari ağları çoktan entegre edildiğini söylüyor.
Alicante‘nin ezber bozan kronoloji sistemi
Projenin çehresini değiştiren en radikal adım, Alicante Üniversitesi’nde geliştirilen analitik bir metodolojinin sürece dahil edilmesi oldu. Aslında başka arkeolojik alanlarda rutin olarak kullanılan bu sistem, bu sınıftaki Orta Çağ silahlarını incelemek için daha önce hiç denenmemişti. Ekip, bu ezber bozan yönetimi miğferlerin içine gizlenmiş tekstil kalıntılarının radyokarbon tarihlemesiyle birleştirdi. Sonuç; geçmişin karanlık noktalarını adli tıp hassasiyetiyle aydınlatan, kusursuz bir kronoloji oldu.
Frallicciardi devasa belirsizliği dün gibi hatırlıyor
Frallicciardi, ilk adımları atarken karşılaştıkları belirsizlikler için: ” Onları zamansal olarak konumlandırmak tam bir labirent gibiydi. Çünkü karşımızdaki parçalar hem Geç Roma modellerinin izlerini taşıyor hem de klasik geleneklerden beslenen Orta Çağ esintileri sunuyordu.” ifadelerini kullandı.
Fakat asıl şok, labaratuvardan gelen bilimsel analiz sonuçlarıyla yaşandı. Karşılarındaki miğfer tipi, bugüne kadar dünya üzerinde kataloglanmış hiçbir kategoriye uymuyordu. Tarih kitaplarında henüz adı konmamış bir keşifle karşı karşıyaydılar. Genç doktora öğrencisi, o ilk anı tarif ederken heyecanını gizleyemedi: ” Araştırmaya başladığımda, dünya üzerinde bilinen tek bir benzerinin bile olmaması kelimenin tam anlamıyla inanılmazdı.” sözlerini kullandı. Bir ipucu yakalayabilmek için yönünü İngiltere’ye çeviren araştırmacı, orada, 14. yüzyıla ait bazı benzer ikonografik temsillere ulaşsa da maalesef ki tam bir eşleşme yakalayamadı. Son noktayı ise Karbon-14 testleri koydu. Sonuçlar, karşımızdaki nesnenin ardında hiçbir soy ağacı bırakmadan yok olmuş, teknolojik bir geçiş dönemine ait ve tarihin tozlu sayfalarında unutulmuş çok nadir bir miğfer olduğunu kanıtladı.
Günümüze ulaşmayı nasıl başardı?
Uzmanlara göre tüm bu parçalar, denizin dibine çöktüğünde tek bir büyük sevkiyatın parçasıydı. En güçlü senaryo; kargonun paketlenip deniz yoluyla taşınması sırasında, yükleme ya da boşaltma esnasında yaşanan talihsiz bir liman kazası. Zaten bu su altı deposu da bir zamanlar iskele olarak kullanılan bir alanın hemen kıyısında, sadece altı metre derinlikten çıkarıldı. Dr. Graells, kargonun önemli bir kısmının o an kumların arasına sıkışıp kaldığını ve dönemin şartlarından dolayı kurtartılamadığını düşünüyor. İşte bu görünmez kaza, kargonun yüzyıllar boyunca gözlerden uzak bir şekilde günümüze kadar bozulmadan saklanmasını sağladı.
Batı Akdeniz’in korsanlık çağında güvenlik arayışı
Bütün bunların yanında akıllara bir soru geliyor: Bu miğferler kime gidiyordu? 14. yüzyılın ortaları, Batı Akdeniz için oldukça kanlı ve çalkantılı bir dönemdi. Valensiya kıyılarında İslam korsanlarının faaliyetleri artmış ve kıyı şeridi tamamen askerileştirilmişti. Uzmanlar, denize düşen bu gizemli kargonun; yükselen korsan tehdidine karşı kıyı sınırını korumakla görevli yerel milislere, Valensiya Krallığı askerlerine veya bölgedeki silahlı birliklere acil destek olarak gönderildiğini düşünüyor.





