Ana Sayfa Blog Sayfa 30

Dünyanın En Zengin 10 İsmi Listesi Güncellendi

Elon Musk, Şubat 2026 itibarıyla 839 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin kişisi olurken, Larry Page ve diğer teknoloji devleri önemli kayıplar yaşadı. İşte Şubat ayı verilerine göre dünyanın en zengin 10 kişisi ve servetleri.

Detaylar haberimizde…

1.Elon Musk

10
  • Serveti: 839 milyar dolar (geçen aya göre +64 milyar)
  • Kaynak: SpaceX, Tesla
  • Yaş: 54
  • İkamet: Austin, Teksas
  • Vatandaşlık: ABD

3 Şubat’ta Elon Musk, SpaceX’in yapay zeka ve sosyal medya şirketi xAI’yi satın almasının ardından tarihte ilk kez 800 milyar dolar veya daha fazla değere sahip oldu. Forbes, birleşik şirketin 1,25 trilyon dolar değerinde olduğunu ve bu anlaşmanın Musk’ın servetini 84 milyar dolar artırarak rekor bir seviyeye, 852 milyar dolara çıkardığını tahmin ediyor.

Daha önce Musk, SpaceX’te %42, xAI’de ise %49 hisseye sahipti. Birleşmeden sonra %43’lük bir hisseye sahip oldu ve bunun değeri 542 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. En değerli varlığı olan SpaceX, CEO’su Musk yönetiminde, bu yıl halka arz planlıyor.

Kasım ayında Tesla hissedarları, Musk’a Tesla’nın piyasa değerini önümüzdeki 10 yılda 8 kat artırması gibi “Mars hedefi” performans hedeflerine ulaşması durumunda verilecek 1 trilyon dolarlık rekor bir hisse paketini onayladı. Musk, Tesla’nın hisselerinin yaklaşık %12’sine sahip.

Güney Afrika doğumlu Musk, 18 yaşından önce Kanada’ya taşındı, çeşitli işlerde çalıştı, Queen’s University’de okudu ve ardından University of Pennsylvania’da ekonomi lisansını tamamladı. 2000’de X.com’u PayPal ile birleştirdi ve eBay 2002’de 1,4 milyar dolara satın aldı. SpaceX’i 2002’de kurdu, Tesla’ya 2004’te yatırım yaptı ve başkan oldu, CEO’luğunu 2008’de üstlendi. Musk, OpenAI’yi 2015’te kurdu fakat 2018’de organizasyonun yönetim kurulundan ayrıldı.

Musk, ilk kez Eylül 2021’de dünyanın en zengin kişisi oldu ve çeşitli dönemlerde tekrar zirveye çıktı. Ekim ayında 500 milyar doları, Aralık ayında 600 ve 700 milyar doları geçti ve Şubat ayında 800 milyar doları aştı.

2.Larry Page

  • Serveti: 257 milyar dolar (geçen aya göre -20 milyar)
  • Kaynak: Google
  • Yaş: 52
  • İkamet: Palo Alto, Kaliforniya
  • Vatandaşlık: ABD

Page, Google’ı Sergey Brin ile 1998’de kurdu. CEO olarak görev yaptıktan sonra Alphabet’in yönetim kurulunda yer alıyor. Yakın zamanda ürün üretimine odaklı yeni bir yapay zeka girişimi Dynatomics’i başlattığı bildiriliyor.

3-Sergey Brin

  • Serveti: 237 milyar dolar (geçen aya göre -18 milyar)
  • Kaynak: Google
  • Yaş: 52
  • İkamet: Los Altos, Kaliforniya
  • Vatandaşlık: ABD

Brin, Alphabet’in AI stratejisinde aktif olarak çalışıyor. 2024’te yarı emeklilikten çıkarak Gemini AI chatbot’a katkıda bulundu. 1,1 milyar dolar değerinde Alphabet hissesi bağışladı.

4.Jeff Bezos

  • Serveti: 224 milyar dolar (geçen aya göre -26 milyar)
  • Kaynak: Amazon
  • Yaş: 61
  • İkamet: Miami, Florida
  • Vatandaşlık: ABD

Bezos, Washington Post’u yeniden yapılandırıyor ve AI girişimi Project Prometheus’ta görev alıyor. Amazon’u 1994’te kurdu ve CEO olarak 2021’e kadar görev yaptı.

5.Mark Zuckerberg

  • Serveti: 222 milyar dolar (geçen aya göre -23 milyar)
  • Kaynak: Meta (Facebook)
  • Yaş: 41
  • İkamet: Palo Alto, Kaliforniya
  • Vatandaşlık: ABD

Facebook’u 2004’te kurdu, Meta adını verdiği şirket Instagram ve WhatsApp’ı da bünyesine kattı. CEO olarak görevine devam ediyor.

6.Larry Ellison

  • Serveti: 191 milyar dolar (geçen aya göre -21 milyar)
  • Kaynak: Oracle
  • Yaş: 81
  • İkamet: Manalapan, Florida
  • Vatandaşlık: ABD

Ellison, Oracle’ın kurucusu ve büyük kısmını burada kazanıyor. Warner Bros. ve Paramount birleşmeleriyle medya üzerinde büyük etki sağlıyor.

7.Bernard Arnault

  • Serveti: 171 milyar dolar (geçen aya göre +2 milyar)
  • Kaynak: LVMH / Lüks ürünler
  • Yaş: 76
  • İkamet: Paris, Fransa
  • Vatandaşlık: Fransa

Arnault, LVMH CEO’su ve başkanıdır. Christian Dior’u satın alarak lüks ürün imparatorluğunu kurdu.

8.Jensen Huang

  • Serveti: 154 milyar dolar (geçen aya göre -12 milyar)
  • Kaynak: Yarı iletkenler / Nvidia
  • Yaş: 62
  • İkamet: Los Altos, Kaliforniya
  • Vatandaşlık: ABD

Huang, 1993’te Nvidia’yı kurdu ve CEO olarak görev yapıyor. GPU’lar ve AI alanında büyük başarı sağladı.

9.Warren Buffett

  • Serveti: 149 milyar dolar (geçen aya göre +7 milyar)
  • Kaynak: Berkshire Hathaway
  • Yaş: 95
  • İkamet: Omaha, Nebraska
  • Vatandaşlık: ABD

Buffett, “Omaha Kahini” olarak bilinir. Yatırımcılıkta tarihin en başarılı isimlerinden biridir. Berkshire Hathaway’in eski CEO’su, hâlen başkan olarak görev yapıyor.

10.Amancio Ortega

  • Serveti: 148 milyar dolar (geçen aya göre +3 milyar)
  • Kaynak: Zara / Inditex
  • Yaş: 89
  • İkamet: La Coruna, İspanya
  • Vatandaşlık: İspanya

Ortega, hızlı moda sektörünün öncüsüdür ve Zara’nın kurucusudur. Inditex’in %60 hissesine sahip ve gelirinin büyük kısmını gayrimenkule yatırıyor.

Derleyen: Damla Şayan

Resident Evil Requiem: 30 Yıllık Korku Mirası Nasıl Yenileniyor?

0

Hayatta kalma korkusu türünü tanımlayan Resident Evil serisi, yeni oyunu Requiem ile geçmişin gerilimini korurken aksiyon ve korku dengesini yeniden kurarak oyunculara hem tanıdık hem de sürprizlerle dolu bir deneyim sunmayı hedefliyor.

Detaylar haberimizde…

Otuz yıl önce piyasaya çıkan Resident Evil, hayatta kalma korkusu türünü ana akıma taşıyan oyun oldu. Sinir bozucu gerilim, karmaşık bulmacalar ve sınırlı envanter yönetimini bir araya getiren yapısıyla oyun dünyasında yeni bir kapı açtı. Seri zamanla Japon geliştirici Capcom’un en çok satan markasına dönüştü; kitaplara, filmlere, dizilere ve çok sayıda devam oyununa ilham verdi.

evil

Bugün ise serinin yeni halkası Resident Evil Requiem dünya çapında oyuncularla buluştu. Otuz yıl sonra hâlâ korkuyu taze tutabilmenin sırrı, yapım ekibine göre tanıdık olanla yeniyi dikkatli biçimde dengelemekten geçiyor. Oyunun yönetmeni Koshi Nakanishi, serinin özünü korurken hayatta kalma korkusunu yeni yollarla yorumlamayı hedeflediklerini belirtiyor.

Korku mu, Aksiyon mu?

Resident Evil serisi yıllar içinde korku ile aksiyon arasında gidip gelen bir çizgi izledi. İlk oyunların klostrofobik atmosferi ve sınırlı mühimmatı oyuncuyu savunmasız bırakırken, ilerleyen yıllarda tempo yükseldi ve aksiyon unsurları ağır bastı.

Özellikle Resident Evil 6, patlama ve büyük sahne sekanslarıyla dikkat çekti ancak bazı hayranlar serinin korku köklerinden uzaklaştığını düşündü. 2017’de çıkan Resident Evil 7: Biohazard ise birçok kişi tarafından serinin özüne dönüşü olarak yorumlandı.

Requiem, bu iki yaklaşımı bir araya getirmeye çalışıyor. Yapımcı Masato Kumazawa’ya göre serinin temel duygusu her zaman korku oldu; aksiyon bile bu duyguyu destekleyen bir araç olarak konumlanıyor. Oyuncuların tekrar tekrar geri dönmesini sağlayan unsurun da bu kontrollü korku deneyimi olduğu ifade ediliyor.

Çift Başrol, Çift Ton

Yeni oyunda iki oynanabilir karakter bulunuyor. Hayranların favorisi Leon S. Kennedy, daha yaşlı ve deneyimli hâliyle geri dönüyor. Onun varlığı, serinin aksiyon tarafını temsil ediyor.

Diğer tarafta ise yeni karakter FBI ajanı Grace Ashcroft yer alıyor. Grace, canavarlarla doğrudan çatışmaya hazır bir asker değil. Bu durum, onun bölümlerinde daha kırılgan ve gerilim odaklı bir oynanış yaratıyor.

Requiem, Leon aracılığıyla Raccoon City polis departmanı gibi serinin ikonik mekânlarına geri dönüyor. Aynı zamanda yeni bölgelerle keşif alanını genişletiyor. Eski ve yeni unsurları bir araya getirmek kolay olmadı; ancak ekip, oyunun yalnızca nostaljiye yaslanmasını istemediğini vurguluyor. Amaç, geçmişi hatırlatan ama aynı zamanda taze hissettiren bir deneyim sunmak.

Hayranların Endişesi ve İlk Tepkiler

Oyun ilk duyurulduğunda, korku ve aksiyonun birlikte sunulacağı bilgisi bazı oyuncuları temkinli hâle getirdi. Özellikle Resident Evil 6 deneyimi akıllardaydı.

Brezilyalı içerik üreticisi Monique Alves, çıkıştan önce oyunu deneme fırsatı bulduğunu ve bu kez dengenin daha sağlıklı kurulduğunu düşündüğünü aktardı. Ona göre Resident Evil 6 kendi döneminin dinamiklerine göre şekillenmişti; Requiem ise korku ve aksiyonu daha bilinçli biçimde harmanlıyor.

Eleştirmenlerin ilk değerlendirmeleri de bu görüşü destekliyor. İki farklı oynanış tarzının birleşimi, serinin geriye gitmesi değil; aksine çeşitlenmesi olarak görülüyor.

Tanıdık Ama Öngörülemez

Yapım ekibinin altını çizdiği temel nokta, serinin aynı formülü tekrar etmemesi. Tamamen özgün bir şey üretmenin mümkün olmadığı kabul ediliyor; ancak oyuncuya sevdiği dünyayı hatırlatan bir temel sunarken deneyimi her seferinde farklılaştırmak hedefleniyor.

Belki de Resident Evil’ın otuz yıl boyunca ayakta kalmasının nedeni bu yaklaşım. Oyuncular yeni bir oyuna başladıklarında neyle karşılaşacaklarını tam olarak bilmiyor; fakat yine de o gerilimli atmosferin içinde olacaklarından emin oluyor. Korkunun tanıdık yüzü ile bilinmeyenin heyecanı arasındaki bu denge, seriyi hâlâ canlı tutuyor.

Derleyen: Damla Şayan

Yapay Zekâ Beynin Elektriksel Dilini Çözmeye Başladı

İnsan beyninin yıllardır çözülemeyen elektriksel dili, yapay zekâ destekli beyin-bilgisayar arayüzleri sayesinde ilk kez anlamlı kelimelere, görüntülere ve hatta seslere dönüşmeye başlıyor.

Detaylar haberimizde…

Beynin içindeki elektriksel kıvılcımların çözülmesi uzun yıllar boyunca fazlasıyla karmaşık kabul edildi. Yapay zekâ bu tabloyu değiştirmeye başladı.

Nefes alış verişinin hafif yükselip alçalması dışında neredeyse hiç hareket etmeyen bir kadın, gözlerini ekrana sabitlemiş durumda. Önündeki ekranda kelimeler yavaş yavaş beliriyor, cümlelere dönüşüyor. Yüksek sesle ifade edemediği cümleler ekranda görünür hâle geliyor.

52 yaşındaki kadın, 19 yıl önce geçirdiği felç nedeniyle konuşma yetisini büyük ölçüde kaybetti. Ancak bu deney sırasında iç konuşması metne dönüşüyor.

Yalnızca T16 olarak tanımlanan katılımcının beyninin ön lobuna cerrahi operasyonla küçük bir elektrot dizisi yerleştirildi. Yapay zekâ destekli bir bilgisayar sistemi, kelimeleri hayal ederken oluşan nöral sinyalleri çözümlüyor ve bunları ekrandaki yazıya dönüştürüyor. ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki Stanford University bünyesinde yürütülen çalışmada, amyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalığı bulunan üç kişiyle birlikte düşünceleri gerçek zamanlı metne dönüştürebilen bir teknik test ediliyor. Bu gelişme, şimdiye kadarki en ileri “zihin okuma” adımlarından biri olarak görülüyor.

dil

Araştırmacılar başarıyı Ağustos 2025’te duyurdu. Birkaç ay sonra Japonya’daki bilim insanları, kişinin gördüklerini ya da zihninde canlandırdıklarını ayrıntılı biçimde betimleyebilen bir “zihin altyazılama” tekniğini açıkladı. Üç farklı yapay zekâ aracı ve invaziv olmayan beyin taramaları birlikte kullanılarak beyin aktivitesi anlamlı çıktılara çevrildi.

Bu çalışmalar, nörobilimcilere insan beyninin işleyişine dair yeni bir pencere açıyor ve iletişim kuramayan bireyler için yeni olanaklar sunuyor. Uzun vadede teknolojinin, insanların dünya ve birbirleriyle etkileşim biçimini kökten dönüştürme potansiyeli bulunuyor.

ABD’deki University of California, Davis Nöroprotez Laboratuvarı’nda beyin-bilgisayar arayüzleri üzerine çalışan nöromühendis Maitreyee Wairagkar, önümüzdeki yıllarda bu teknolojilerin ticarileşmesini bekliyor. Neuralink gibi şirketler, laboratuvar ortamındaki beyin çiplerini günlük yaşama taşımayı hedefliyor.

Beyin-Bilgisayar Arayüzlerinin Kısa Tarihi

Beyne doğrudan yerleştirilen elektrotlar, kelime ve konuşmayla ilişkili düşüncelere karşılık gelen küçük elektriksel sinyalleri tespit edebiliyor. Beyin-bilgisayar arayüzleri üzerine çalışmalar sanılandan daha eskiye uzanıyor.

1969 yılında nörobilimci Eberhard Fetz, maymunların tek bir nöronun aktivitesiyle bir göstergenin ibresini hareket ettirmeyi öğrenebildiğini gösterdi. Aynı dönemde İspanyol bilim insanı Jose Delgado, öfkeli bir boğanın beynini uzaktan uyararak hayvanın hücumunu durdurdu.

On yıllardır bu sistemler, hareketle ilişkili beyin sinyallerini çözerek protez uzuv ya da bilgisayar imlecini kontrol etmeyi sağlıyor. Ancak konuşma ve karmaşık düşüncelerin çözümlenmesi daha yavaş ilerledi. Erken dönem çalışmaların çoğu insan dışı primatlar üzerinde yürütüldü; bu nedenle konuşma süreçleri doğrudan incelenemedi.

Konuşmanın Beyinden Metne Dönüşümü

Son yıllarda ALS ya da “kilitli kalma” sendromu gibi iletişim kısıtlılığı yaşayan bireylerde önemli ilerlemeler kaydedildi. 2021 yılında Stanford University araştırmacıları, dört uzvu felçli bir erkeğin havada harf çizdiğini hayal ederek dakikada 18 kelime yazabildiğini gösterdi.

Doğal konuşma hızı dakikada yaklaşık 150 kelime seviyesinde. 2024 yılında Wairagkar’ın laboratuvarı, ALS hastası bir bireyin konuşma girişimlerini doğrudan metne dönüştüren bir sistemi denedi. Dakikada yaklaşık 32 kelime ve yüzde 97,5 doğruluk oranı elde edildi.

Bu yöntemlerde beyin yüzeyine yerleştirilen mikroelektrot dizileri kullanılıyor. Elektrotlar belirli bir bölgedeki nöral aktivite örüntülerini kaydediyor; makine öğrenimi algoritmaları bu örüntüleri dilin en küçük birimleri olan fonemlerle eşleştiriyor. Süreç, dijital asistanların sesi tanımasına benzetiliyor; ancak burada çözümlenen şey ses değil, doğrudan nöral sinyal oluyor.

İç Konuşmayı Yakalamak

Uzun süre boyunca sistemlerin doğru çalışabilmesi için hastaların kelimeleri söylemeye çalışması istendi. Elektrotlar çoğunlukla hareketten sorumlu motor kortekse yerleştirildiği için konuşma girişimi önemli rol oynadı. Ancak konuşmaya çalışmak çaba gerektiriyor ve iletişimi yavaşlatıyor.

Stanford ekibi, iç konuşmanın gerçek zamanlı olarak yakalanıp yakalanamayacağını test etti. Katılımcılardan ekrandaki belirli renklerdeki şekilleri zihinden saymaları istendi. Bu görev sırasında motor kortekste sayı kelimelerine karşılık gelen izler tespit edildi.

Cümle hayal etme görevlerinde doğruluk oranı yüzde 74’e ulaştı. Daha serbest ve açık uçlu görevlerde ise anlamlı sonuçlar azaldı ve çözümlenen metin çoğu zaman anlamsız kaldı. Bulgular, iç konuşma ile konuşma girişimi arasında benzer nöral örüntüler bulunduğunu; ancak iç konuşma sinyallerinin daha zayıf olduğunu gösterdi.

Kelimelerin Ötesi: Tonlama ve Müzik

2025 yılında University of California, Davis ekibi yalnızca kelimeleri değil, tonlama, perde, hız ve ritim gibi sözsüz unsurları da çözebildiğini gösterdi. Böylece hastaların vurgu ve ifade biçimini aktarması mümkün hâle geldi.

Bir ALS hastası, sistem aracılığıyla cümle sonunda soru tonlaması yapabildi ve konuşurken perdeyi değiştirebildi. Basit melodileri mırıldanma görevlerinde ton farklılıkları tespit edildi. Test edenlerin yüzde 60’ı üretilen kelimeleri anlaşılır buldu.

Araştırmacılar, daha fazla nöronun örneklenmesiyle sistemlerin gelişeceğini öngörüyor. Mevcut çalışmalarda yüzlerce nöron izlenirken, insan beyninde milyarlarca nöron bulunuyor. Daha gelişmiş cihazlar daha zengin veri sağlayabilecek.

Görüntüleri ve Sesleri Yeniden Üretmek

Beyin taramalarını analiz ederek görülen görüntüleri yeniden üretmeye yönelik çalışmalar da hız kazandı. Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) ile kaydedilen beyin aktiviteleri, yapay zekâ destekli görüntü üretim sistemlerine aktarılıyor.

Japonya’daki Nagoya Teknoloji Enstitüsü’nden Yu Takagi, 2023 yılında yayımladığı çalışmada Nagoya Institute of Technology bünyesinde Stable Diffusion algoritmasını kullandı. Sistem, deneklerin izlediği görüntülere benzer görseller oluşturabildi.

Araştırmalar, beynin arka kısmındaki oksipital lobun görsellerin düşük seviyeli özelliklerini; temporal lobun ise nesnelerin kavramsal kimliğini işlediğini ortaya koydu.

2025 yılında müzik dinlenirken alınan fMRI verilerinden ses yeniden üretme denemeleri yapıldı. Görsel yeniden üretime kıyasla kalite daha düşük kaldı; ancak müziğin temel karakteri ve kategorisi yakalandı. Bulgular, müzik algısının beyinde görsel algıdan farklı biçimde işlendiğini gösterdi.

Geleceğe Doğru

Bu alandaki ilerlemeler, halüsinasyonların yeniden oluşturulmasından rüyaların çözümlenmesine kadar geniş bir potansiyel taşıyor. Doğrudan beyinler arası iletişim ihtimali de tartışılıyor; ancak etik ve insan hakları boyutu henüz netlik kazanmış değil.

Teknik sınırlamalar devam ediyor. Görsel ya da işitsel deneyimlerin eğlence amaçlı doğrudan beyinde oluşturulması için en az 10 ila 20 yıllık bir geliştirme süreci öngörülüyor. Buna rağmen yapay zekâ destekli beyin çözümleri, insan zihninin sınırlarını genişletme yolunda önemli bir eşik olarak görülüyor.

Derleyen: Damla Şayan

MWC 2026’da Telefonlar Neden “Garipleşiyor”?

0

Mobil Dünya Kongresi 2026 yaklaşırken, üreticiler yalnızca daha güçlü işlemciler ve daha iyi ekranlar değil, aynı zamanda robotik kollar, döner lensler ve modüler tasarımlar gibi alışılmadık fikirlerle akıllı telefon anlayışını yeniden şekillendirmeye hazırlanıyor.

Detaylar haberimizde…

Mobil Dünya Kongresi (MWC) 2026, her zamankinden biraz daha farklı olacak. Son yıllarda büyük firmalar etkinlikte büyük amiral gemisi tanıtımlarını Samsung veya Google gibi kendi ayrı etkinliklerine kaydırdı, ancak hâlâ CES sonrası mobil teknolojinin ilginç fikirlerini görmek için en önemli sahne konumunda.

Tanıtımlarda standart güncellemelerden çok alışılmışın dışında, yenilikçi ve bazen “garip” cihaz konseptleri bekleniyor. Bu yıl da özellikle Çinli üreticiler ve niş markalar, cesur ve bazen deneysel fikirlerle sahneye çıkacak gibi görünüyor.

Xiaomi & Leica İşbirliği: Döner Optik Halkalı Kamera

Xiaomi, MWC 2026’da en çok dikkat çeken isimlerden biri olacak. Şirket, Leica ile işbirliği içinde geliştirdiği Leitzphone’u tanıtacak. Bu cihaz, arka taraftaki kamerada dönen bir halkaya sahip — bu sayede optik zoom seviyesini fiziksel olarak çevirebileceksin.

2026

Bu tarz bir mekanizma, telefon kameralarında nadiren gördüğümüz gerçek, fiziksel bir kontrol sunuyor ki bu da “gimmick” (sadece dikkat çekmek için tasarlanmış) ürünlerden ziyade gerçek kullanım potansiyeli olan bir yaklaşım gibi duruyor.

Honor’un Robot Telefonu: Akıllı Telefon + Robotik Kollar

Honor’un Robot Phone konsepti bu yılın en merak edilen cihazlarından biri:

  • Telefon görünümlü tasarımıyla standart akıllı cihazlara benziyor.
  • Ancak cihazın arkasından açılan ve gimbal destekli bir kamera kolu çıkıyor; bu kol çeşitli açılarda hareket edebiliyor ve AI ile çalışabiliyor.
  • Bu, DJI’nin Osmo Pocket modelini telefona entegre etmeye benzeyen yeni ve deneysel bir tasarım.

Tam fonksiyonel bir modelin sahnede görülebileceği, cihazın sadece konseptten öteye geçme ihtimalinin tartışıldığı belirtiliyor.

Ayrıca Honor’un tam ölçekli insansı robotlar da tanıtacağına dair ipuçları var — bu da firmanın robotik vizyonunu genişleteceğini gösteriyor.

Nothing ve Diğer Markalar

Bu ilginç telefonların yanı sıra:

  • Nothing kendi Phone 4A serisini ve kulaklık gibi aksesuarları tanıtacak.
  • Tecno manyetik modüler telefon konsepti üzerinde çalışıyor — bu cihazda tak-çıkar lensler veya aksesuarlı modüller ile telefonun görüntü yeteneklerini genişletmek mümkün olabilir.
  • Vivo ise kamera odaklı yeni X300 Ultra modelini duyuracak.
  • Lenovo yine sıradışı fikirler ve kavramsal prototiplerle sahnede olacak gibi.

Apple ve Diğer Büyük Oyuncular

MWC 2026’nın hemen öncesinde Apple da kendi duyurularını planlıyor: orta sınıf yeni bir iPhone ve uygun fiyatlı MacBook modellerinin aynı hafta içinde tanıtılabileceği konuşuluyor. Böylece firmalar sadece mobil dünyasının değil, genel teknoloji duyurularının da bu tarihe toplandığı bir haftada rekabet edecekler.

Bu durum, MWC sahnesindeki tuhaf fikirlerin bile daha geniş bir inovasyon bağlamında değerlendirildiğini gösteriyor.

Sonuç olarak, MWC 2026:

  • Sıradan telefon lansmanlarından çok yenilikçi fikirlerin yarıştırıldığı bir etkinlik olacak.
  • Standart amiral gemisi güncellemelerinden ziyade kamerada fiziksel yenilik, robotik entegrasyon ve modüler tasarımlar göreceğiz.
  • Büyük markalar, dikkat çekmek ve farklılaşmak için bazen “garip” görülen cihaz konseptlerine bile girişiyorlar.

Derleyen: Damla Şayan

BAE’nin İran Füzelerine Karşı Füze Savunma Sistemi: Gerçek mi, Propaganda mı?

BAE, İran’ın balistik füze saldırılarına karşı yeni bir füze savunma sistemi geliştirdiğini iddia ediyor. Analizlere göre, sistemin etkinliği tartışmalı; İsrail’in Iron Dome’undan esinlenilen bu savunma, propaganda aracı olarak da kullanılıyor ve Orta Doğu’daki güç dengesini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor.

Detaylar haberimizde…

BAE’nin Füze Savunma İddiası ve Sistem Detayları

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), İran’ın balistik füze tehditlerine karşı geliştirdiği yeni savunma sistemini duyurdu. Gelen haberlere göre, sistem “Barakah Shield” olarak adlandırılıyor ve Patriot PAC-3 ile THAAD sistemlerinin bir kombinasyonu olarak sunuluyor. Birleşik Arap Emirlikleri yetkilileri, sistemin İran’ın Shahab-3 ve Sejjil gibi orta menzilli balistik füzelerini %90 başarıyla durdurabileceğini iddia ediyor.

Birleşik Arap Emirlikleri, İran'dan gelen bir füze dalgasını önleyip imha ettiğini doğruladı. Birleşik Arap Emirlikleri Savunma Bakanlığı, saldırı sırasında 137 İran balistik füzesinin tespit edildiğini, bunlardan 132'sinin imha edildiğini, beşinin ise denize düştüğünü teyit etti.
Birleşik Arap Emirlikleri, İran’dan gelen bir füze dalgasını önleyip imha ettiğini doğruladı. Birleşik Arap Emirlikleri Savunma Bakanlığı, saldırı sırasında 137 İran balistik füzesinin tespit edildiğini, bunlardan 132’sinin imha edildiğini, beşinin ise denize düştüğünü teyit etti.

Sistem, şu özelliklere sahip olduğu söyleniyor:

  • Çok katmanlı savunma: Kısa, orta ve uzun menzilli füzelere karşı entegre radar ve interceptor ağı
  • Yerli üretim interceptor füzeleri (Birleşik Arap Emirlikleri’nin EDGE Group’u tarafından geliştirildi)
  • ABD ve İsrail teknolojisiyle entegrasyon (Patriot ve Arrow sistemleriyle uyumlu)
  • Yüksek irtifa radarları ve erken uyarı uyduları

Ancak uzmanlar, BAE’nin iddialarının bağımsız doğrulamaya tabi olmadığını belirtiyor. Sistem henüz gerçek bir İran füzesi saldırısında test edilmedi; sadece simülasyon ve kontrollü testlerde başarı gösterdiği söyleniyor.

İran’ın Tepkisi ve Bölgesel Gerilim

İran, BAE’nin sistemini “provokasyon” olarak niteledi. Devrim Muhafızları, “Birleşik Arap Emirlikleri ‘nin İsrail ve ABD ile işbirliği, Körfez’de barışı tehdit ediyor” açıklaması yaptı. İran medyası, sistemin “kağıt üzerinde” olduğunu ve gerçek savaşta başarısız olacağını iddia ediyor.

Saldırı iddiaları sırasında (2025 sonu-2026 başı), İran’ın BAE’ye yönelik füze tehdidi artmıştı. Birleşik Arap Emirlikleri ‘nin sistem duyurusu, bu gerilimin bir sonucu olarak görülüyor.

Teknolojik Gerçeklik ve Eleştiriler

Uzmanlar, BAE’nin sisteminin Iron Dome ve David’s Sling’den esinlendiğini belirtiyor. Ancak:

  • Iron Dome kısa menzilli roketlere karşı etkili; İran’ın balistik füzeleri daha hızlı ve yüksek irtifada uçuyor.
  • THAAD ve Patriot gibi sistemler pahalı; bir interceptor füzesi milyonlarca dolar.
  • Birleşik Arap Emirlikleri ‘nin yerli üretim iddiası tartışmalı; çoğu teknoloji ABD ve İsrail’den lisanslı.

Uzmanlar, “BAE’nin sistemi propaganda aracı olabilir; gerçek etkinlik İran saldırısında test edilmeli” yorumu yapıyor.

Bölgesel ve Küresel Etkiler

BAE’nin savunma sistemi, Körfez ülkeleri arasında yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Suudi Arabistan ve Katar da benzer sistemler geliştiriyor. ABD, Birleşik Arap Emirlikleri’ne Patriot ve THAAD satarak bölgedeki etkisini koruyor.

İsrail, BAE’nin sistemini “ortak savunma” olarak görüyor; Abraham Anlaşmaları sonrası işbirliği artıyor.

Türkiye’de Füze Savunma ve Bölgesel Konum

Türkiye, S-400 ve HİSAR/SİPER sistemleriyle kendi savunma ağını kuruyor. Birleşik Arap Emirlikleri ‘nin hamlesi, Türkiye’nin Körfez politikalarını etkileyebilir. Uzmanlar, Türkiye’nin İran’la gerilim yaşamamak için dengeli politika izlemesi gerektiğini belirtiyor.

Sonuç: Savunma mı, Caydırıcılık mı?

BAE’nin “Barakah Shield” sistemi, İran tehdidine karşı bir kalkan olarak sunuluyor. Ancak gerçek etkinliği test edilmedi; propaganda ve caydırıcılık amacı taşıyor olabilir. Orta Doğu’da füze savunma yarışının kazananı yok; herkes kaybedebilir. Barış, ancak diplomatik çözümlerle mümkün.

X Platformu İran Saldırısı Sonrası Dezenformasyonla Boğuşuyor

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrası X (eski Twitter), dezenformasyon ve propaganda dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Platformda hızla yayılan sahte görüntüler, manipüle videolar ve koordineli hesaplar, gerçek olayları gölgede bırakıyor; Musk’ın moderasyon politikaları ise krizi derinleştiriyor.

Detaylar haberimizde…

Saldırı ve X‘teki İlk Saatler

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırıları (füze ve hava saldırıları), 2025 sonu ve 2026 başında gerçekleşti. Saldırılar, İran’ın nükleer tesisleri ve askeri üslerini hedef aldı. Olayın hemen ardından X’te bilgi akışı patladı: İlk dakikalarda binlerce paylaşım yapıldı.

Saldırının ilk 24 saatinde:

  • Sahte uydu görüntüleri ve manipüle video’lar yayıldı (örneğin patlama görüntüleri eski videolardan kesitlerdi).
  • İran resmi hesapları ve destekçileri “saldırı başarısız” derken, İsrail yanlısı hesaplar “tesisler yok edildi” iddiasında bulundu.
  • Her iki tarafın da bot ve koordineli hesapları devredeydi; bazı hesaplar aynı anda yüzlerce benzer paylaşım yaptı.

Dezenformasyon Türleri ve Örnekler

Platformda dolaşan başlıca dezenformasyon türleri:

  • Manipüle görüntüler: Eski İran-İsrail çatışmalarından kesitler, yeni saldırı gibi sunuldu. Bazıları deepfake teknolojisiyle üretildi.
  • Yanlış konum işaretleme: Saldırıların Lübnan veya Suriye’de olduğu iddia edildi; Google Earth görüntüleri çarpıtıldı.
  • Abartılı kayıp rakamları: Her iki taraf da “yüzlerce ölü” iddiasında bulundu; bağımsız doğrulama yoktu.
  • Sahte resmi açıklamalar: Hem İran hem İsrail ordusunun sahte tweet’leri dolaştı (mavi tikli hesaplar bile hacklendi veya taklit edildi).

Uzmanlar, bu içeriklerin büyük kısmının İran yanlısı bot ağları ve İsrail destekçisi hesaplar tarafından yayıldığını belirtiyor. Bazı hesapların aynı IP’den yönetildiği tespit edildi.

Elon Musk’ın Rolü ve Moderasyon Krizi

Elon Musk'ın yapay zekâlı sohbet robotu Grok, X platformunda Nisan 2024'te İran'ın İsrail'e saldırdığına dair sahte haberler yaymış ve bu haberler daha sonra platform tarafından tanıtılmıştı.
Elon Musk’ın yapay zekâlı sohbet robotu Grok, X platformunda Nisan 2024’te İran’ın İsrail’e saldırdığına dair sahte haberler yaymış ve bu haberler daha sonra platform tarafından tanıtılmıştı.

Elon Musk’ın X’i satın almasından sonra içerik moderasyon ekipleri büyük ölçüde küçültüldü. 2025’te Community Notes (topluluk notları) tek doğrulama mekanizması haline geldi. Ancak saldırının ilk saatlerinde Community Notes yetersiz kaldı; not eklenmesi saatler aldı.

Musk, saldırıyla ilgili bazı paylaşımları öne çıkardı (örneğin İsrail yanlısı içerikler daha fazla görünürlük aldı). Bu, platformun tarafsızlığına dair eleştirileri artırdı. Uzmanlar, “X artık bilgi değil, propaganda merkezi gibi davranıyor” yorumu yapıyor.

Küresel Etkiler ve Propaganda Savaşı

Saldırının ardından dezenformasyon, sadece X ile sınırlı kalmadı:

  • TikTok’ta kısa videolarla çarpıtılmış görüntüler yayıldı.
  • Telegram kanallarında sahte haberler hızla dolaştı.
  • Orta Doğu’daki gerilim, siber propaganda savaşına dönüştü.

BBC ve Reuters gibi kuruluşlar, olayla ilgili doğrulanmış bilgileri yayınlamakta zorlandı. X’in algoritması, duygusal ve tartışmalı içeriği öne çıkardığı için dezenformasyon daha hızlı yayıldı.

Türkiye’de X Kullanımı ve Etkileri

Türkiye’de X hâlâ popüler; olayla ilgili paylaşımlar hızla arttı. Ancak platformun erişim engeli geçmişi ve BTK düzenlemeleri nedeniyle bazı içerikler kısıtlanabiliyor. KVKK kapsamında dezenformasyonun kişisel verileri de etkileyebileceği uyarısı yapılıyor.

Uzmanlar, Türkiye’deki kullanıcıların dezenformasyona karşı daha dikkatli olması gerektiğini belirtiyor. Olay, Orta Doğu geriliminin Türkiye’deki kamuoyunu nasıl etkilediğini gösteriyor.

Sonuç: X Dezenformasyonun Merkezi mi Oldu?

ABD ve İsrail’in İran saldırısı sonrası X’te yayılan dezenformasyon, platformun mevcut halini bir kez daha gözler önüne serdi. Musk’ın moderasyon politikaları, bilgiyi doğrulamaktan çok viraliteye öncelik veriyor. Bu durum, kritik olaylarda X’in güvenilirliğini sorgulatıyor. Gelecekte benzer krizlerde hangi platformun daha sağlıklı bilgi akışı sağlayacağı tartışılacak.

İran’da Popüler Namaz Vakti Uygulaması Hacklendi: Teslim Ol Çağrıları Gönderildi

İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırıları sırasında, 5 milyondan fazla İranlı’nın kullandığı BadeSaba Calendar namaz vakti uygulaması hacklendi. Uygulama kullanıcılarına “Yardım geldi”, “Silahlarınızı bırakın, af kazanacaksınız” ve “Özgür İran için direnin” gibi mesajlar gönderildi. Saldırının sorumluluğunu kimse üstlenmedi; uzmanlar İsrail veya İran karşıtı grupları işaret ediyor.

Detaylar haberimizde…

Hack Olayı ve Gönderilen Mesajlar

Saldırılar sırasında (Tahran saatiyle sabah 9:52’de başlayan patlamalarla eş zamanlı) BadeSaba Calendar uygulaması kullanıcılarına seri push notification gönderdi. Mesajlar Farsça olarak geldi ve 30 dakika içinde peş peşe yayınlandı. Ünlü teknoloji dergisi Wired’ın eline ulaşan ekran görüntülerine göre başlıca mesajlar şöyleydi:

  • İlk mesaj (9:52): “Yardım geldi” (Help has arrived)
  • 10:02: “İntikam zamanı geldi. Rejimin baskıcı güçleri, İran halkına karşı zalim ve acımasız eylemlerinin bedelini ödeyecek. İran milletini savunmak ve korumak için katılan herkese af ve bağışlama verilecek.”
  • 10:14: “Ülkedeki kardeşlerimizin özgürlüğü için, tüm baskıcı güçlere çağrı: Silahlarınızı bırakın veya özgürleştirici güçlere katılın. Sadece bu şekilde hayatınızı kurtarabilirsiniz. Özgür bir İran için.”
İsrail, İran'da popüler olan bir dua uygulamasını hackleyerek firar ve direniş çağrısında bulundu.
İsrail, İran’da popüler olan bir dua uygulamasını hackleyerek firar ve direniş çağrısında bulundu.

Tüm mesajlar “Yardım yolda” başlığıyla geldi. Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ocak 2026’da İran halkına verdiği “Yardım geliyor” mesajına atıf olarak yorumlandı. Kullanıcılar patlamalar sırasında telefonlarının bildirimlerle sarsıldığını, bazılarının uykudan uyandığını belirtti.

Uygulamanın Yapısı ve Kullanıcı Kitlesi

BadeSaba Calendar, Google Play Store’da 5 milyondan fazla indirilen bir namaz vakti uygulaması. İranlılar için günlük ibadet saatlerini, kıble yönünü ve dini hatırlatmaları veriyor. Uygulama ülkede yaygın; özellikle dindar kesim tarafından kullanılıyor.

Hack, muhtemelen app’in push notification altyapısına sızma yoluyla gerçekleşti. Uzmanlar, hack’in daha önceden yapıldığını ve saldırılar sırasında tetiklendiğini düşünüyor. BeyondTrust’tan Morey Haber: “Bu tür mesajlar önceden yüklenmiş ve zamanlanmış; ulus-devlet düzeyinde hassasiyet ve planlama var.”

Kimin Yaptığı Bilinmiyor – Atıf Zor

Hiçbir grup saldırıyı üstlenmedi. Uzmanlar iki ihtimal üzerinde duruyor:

  • İsrail: İsrail ordusunun siber kapasitesi biliniyor; benzer psikolojik operasyonlar geçmişte yapıldı.
  • Rejim karşıtı gruplar veya muhalifler: İç karışıklık yaratmak için hack’i kullanmış olabilirler.

Miaan Group’tan Narges Keshavarznia: “Kim olduğunu henüz bilmiyoruz; İsrail mi yoksa rejim karşıtı gruplar mı? Atıf yapmak bu aşamada çok karmaşık.”

Saldırı Sırasındaki Diğer Siber Olaylar

Saldırılar sırasında ülkede internet kesintileri yaşandı (NetBlocks’a göre trafik %4’e düştü). Telefon hatları, SMS, mobil veri ve broadband kesildi; VPN’ler çalışmadı. Devlet haber siteleri IRNA, ISNA, Tabnak ve Asr-e Iran hacklendi ve kısa süre offline kaldı.

Keshavarznia: “İnternetin karardığı zamanı yaşadık; görünürlük, belgeleme ve dış dikkat yoktu. Bu korku teorik değil, gerçek.”

Psikolojik Savaş Boyutu

Mesajlar, rejim ordusuna “teslim olun” çağrısı yapıyor. Bu, klasik psikolojik operasyon (psyop) taktiği: Moral bozma, iç karışıklık yaratma. Saldırıların zamanlamasıyla eşleşmesi, hack’in stratejik olduğunu gösteriyor.

Sonuç: Siber Savaşın Yeni Alanı

BadeSaba Calendar hack’i, dini uygulamaların bile savaş alanında araç olabileceğini gösterdi. Kimin yaptığı bilinmese de, mesajların zamanlaması ve içeriği stratejik bir operasyon izlenimi veriyor. Bu olay, siber savaşın sadece askeri değil, psikolojik ve toplumsal boyutunu da öne çıkarıyor.

Mindfulness ve Meditasyon’un Nadir Konuşulan Karanlık Yüzü

Mindfulness, zihinsel sağlık ve iyi oluş için popüler bir araç olsa da, araştırmalar bu uygulamanın bazen ciddi olumsuz etkilere yol açabileceğini gösteriyor.

Detaylar haberimizde…

Mindfulness yani farkındalık meditasyonu, evde ücretsiz olarak uygulanabilecek bir yöntem olduğu için, genellikle stres ve zihinsel sağlık sorunları için mükemmel bir çare gibi görünür.

Farkındalık meditasyonu, Budist meditasyonuna dayanan bir tür meditasyon ve bu yöntemde kişi, şu anda hissettiği, düşündüğü ve deneyimlediği şeylerin farkında olmaya odaklanır.

mindfulness

İlk kayda geçmiş kanıtlar Hindistan’da bulunmuş ve 1.500 yıldan daha eski. Dharmatrāta Meditasyon Yazıtı, Budist bir topluluk tarafından yazılmış olup çeşitli uygulamaları tarif eder ve meditasyon sonrasında ortaya çıkabilecek depresyon ve kaygı belirtilerini içerir.

Ayrıca, psikoz, dissosiyasyon ve depersonalizasyon epizodlarıyla ilişkili bilişsel anomalileri de detaylandırır.

Mindfulness Uygulamalarında Karşılaşılan Olumsuz Etkiler

Son sekiz yılda bu alanda bilimsel araştırmalarda büyük bir artış yaşandı. Bu çalışmalar, olumsuz etkilerin nadir olmadığını gösteriyor.

2022 yılında ABD’de düzenli meditasyon yapan 953 kişiyi kapsayan bir çalışma, katılımcıların yüzde 10’dan fazlasının, günlük yaşamlarını ciddi şekilde etkileyen ve en az bir ay süren olumsuz etkiler yaşadığını ortaya koydu.

2020 yılında yayımlanan ve 40 yılı aşkın araştırmayı gözden geçiren bir derleme, en yaygın olumsuz etkilerin kaygı ve depresyon olduğunu belirtiyor. Bunu psikotik veya sanrısal semptomlar, dissosiyasyon veya depersonalizasyon ve korku/terör izliyor.

Araştırmalar ayrıca olumsuz etkilerin, önceki zihinsel sağlık problemi olmayan kişilerde de görülebileceğini, yalnızca sınırlı meditasyon deneyimi olanlarda da ortaya çıkabileceğini ve uzun süreli semptomlara yol açabileceğini ortaya koydu.

Batı dünyasında da bu olumsuz etkiler uzun süredir biliniyor.

1976 yılında, bilişsel-davranış bilim hareketinin önemli isimlerinden Arnold Lazarus, meditasyonun, bilinçsizce kullanıldığında “depresyon, ajitasyon ve hatta şizofrenik dekompansasyon gibi ciddi psikiyatrik sorunlara yol açabileceğini” ifade etmişti.

Farkındalık Meditasyonu’nun insanların iyi oluşuna fayda sağladığına dair kanıtlar olsa da, sorun şu ki mindfulness koçları, videolar, uygulamalar ve kitaplar, potansiyel olumsuz etkiler konusunda nadiren uyarıda bulunuyor.

Ronald Purser, 2023 tarihli McMindfulness kitabında, mindfulness’un bir tür “kapitalist ruhaniyet” hâline geldiğini yazdı.

Sadece ABD’de meditasyon sektörü 2,2 milyar dolar değerinde. Mindfulness endüstrisindeki üst düzey isimler, meditasyonun yaratabileceği sorunların farkında olmalı.

Farkındalık meditasyonu hareketinin öncülerinden Jon Kabat-Zinn, 2017’de Guardian’a verdiği bir röportajda “pozitif etkiler üzerine yapılan araştırmaların yüzde 90’ı yetersiz” itirafında bulundu.

2015’teki Birleşik Krallık Mindfulness Parlamento Raporu önsözünde, mindfulness meditasyonunun sonunda “bireyleri, toplulukları, toplumları ve tüm insanlığı dönüştürebileceğini” öne sürdü.

Farkındalık meditasyonu bireyleri değil, tüm insanlığı değiştirme gücüne dair dini bir heyecan, destekçiler arasında yaygın. Hatta farkındalık meditasyonu uygulayan ateist ve agnostikler bile, bu pratiğin dünyada barış ve şefkati artırabileceğine inanıyor.

Medya tartışmaları da bu konuda dengesiz oldu.

2015’te klinik psikolog Catherine Wikholm ile yazdığım Buddha Pill kitabında, meditasyonun olumsuz etkilerine dair araştırmalar özetlenmişti. Bu medya tarafından geniş biçimde yayıldı, ancak 2022’de, meditasyon biliminin tarihindeki en pahalı çalışmaya (Wellcome Trust tarafından finanse edilen 8 milyon ABD doları) neredeyse hiç yer verilmedi.

Çalışma, 2016-2018 yılları arasında Birleşik Krallık’taki 84 okulda 8.000’den fazla çocuğu (11-14 yaş) test etti. Sonuçlar, mindfulness’un çocukların zihinsel iyi oluşunu kontrol grubuna göre iyileştiremediğini ve zihinsel sağlık riski taşıyanlarda olumsuz etkiler yaratabileceğini gösterdi.

Etik Sorunlar

Mindfulness uygulamalarını, meditasyon derslerini veya klinik uygulamalarda mindfulness’u olumsuz etkilerden bahsetmeden satmak veya öğretmek etik midir? Kanıtlar göz önüne alındığında cevap hayır olmalı.

Çoğu meditasyon ve mindfulness eğitmeni, bu uygulamaların yalnızca iyiye hizmet ettiğine inanıyor ve olumsuz etkilerden habersiz.

Olumsuz etkiler yaşamış kişilerden en sık duyduğum şey, öğretmenlerin onları ciddiye almaması. Genellikle “sadece meditasyona devam et, geçer” deniyor.

Meditasyonu güvenli bir şekilde uygulama araştırmaları yeni yeni başlıyor, bu nedenle insanlara verilecek net bir rehber henüz yok. Daha geniş bir sorun da şu: meditasyon, alışılmadık bilinç durumlarıyla ilgileniyor ve bu durumları anlamamıza yardımcı olacak psikolojik teoriler henüz yok.

Yine de insanlar, bu olumsuz etkiler hakkında bilgi edinebilecekleri kaynaklara sahip. Bunlar, ciddi olumsuz etkiler yaşamış meditasyoncuların hazırladığı web siteleri ve akademik el kitaplarını içeriyor.

ABD’de, akut ve uzun vadeli sorunlar yaşamış kişilere hizmet veren klinik bir merkez bulunuyor; bu merkez mindfulness araştırmacıları tarafından yönetiliyor.

Şimdilik, meditasyon bir iyilik veya terapötik araç olarak kullanılacaksa, halkın olası zararlar konusunda bilgilendirilmesi gerekiyor.

Derleyen: Damla Şayan

Bu Dergi Tetris Oynatıyor

0

Red Bull ve Kevin Bates iş birliğiyle geliştirilen oynanabilir dergi kapağı, Tetris’i esnek devreler, mikro LED’ler ve kapasitif dokunmatik sensörler kullanarak kâğıt üzerinde çalıştıran sıra dışı bir mühendislik örneği sunuyor.

Detaylar haberimizde…

Tetris, oynanabilir bir McDonald’s plastik tavuk nugget’ı, oynanabilir sahte bir 7-Eleven Slurpee bardağı ve oynanabilir bir kol saati gibi sıra dışı nesneler üzerinde ölümsüzleştirildi. Ancak Tetris’i oynamanın en ilgi çekici yollarından biri kâğıt içinde sunuldu.

Geçen yıl Tetris Company, Red Bull ile bir oyun turnuvası için iş birliği yaptı ve etkinlik, 150 metre yüksekliğindeki Dubai Frame simgesinin 2.000’den fazla dronun piksel işlevi görmesiyle dünyanın en büyük oynanabilir Tetris enstalasyonuna dönüştürülmesiyle sonuçlandı. Zamanlama tesadüf olsa da Red Bull, etkinlikle aynı dönemde yaşam tarzı dergisi The Red Bulletin’in 180 sayfalık özel bir oyun sayısını da yayımladı. Sınırlı sayıdaki bu baskıların bir kısmı, Alexey Pajitnov’un ikonik bulmaca oyununa daha az gösterişli ancak teknik açıdan bir o kadar etkileyici bir versiyonla kaplandı.

tetris

Esnek Devrelerle Tasarlanan Tetris

Oynanabilir bir oyun dergisi yaratmak için Red Bull Media House (şirketin medya kolu), 2014 yılında Tetris oynayabilen ultra ince bir kartvizit tasarlayarak internette büyük ilgi uyandıran Kevin Bates’ten destek aldı. Bates, 2015’te 39 dolarlık, kredi kartı boyutunda ve açık kaynaklı bir el konsolu olan Arduboy’u piyasaya sürdü; bu cihaz zamanla geniş bir geliştirici topluluğu oluşturdu. On yıl boyunca ayrıca 30 doların altında fiyatlara sahip, cep boyutunda iki farklı Tetris oynatabilen el cihazı ve küçültülmüş USB-C bağlantılı Arduboy Mini’yi geliştirdi.

Resmî adıyla GamePop GP-1 Playable Magazine System, taşınabilir oyun cihazlarının ne olabileceğini mevcut, erişilebilir ve uygun maliyetli teknolojilerle yeniden düşünme misyonunun en yeni evrimi olarak tanımlanıyor. Cihazın geliştirilmesi “geçen yılın büyük bölümünü” aldı. Red Bull ile iş birliğinin ayrıntıları açıklanmadı. Ancak resmî lisanslı, esneyebilecek kadar ince bir Tetris versiyonu üretme konusunda Bates’in deneyimi bulunuyor ve projenin teknik detaylarının bir kısmı paylaşıldı.

Oyunun ekranı, özel tasarlanmış bir devre kartı üzerine yerleştirilmiş 180 adet 2 mm’lik RGB LED’den oluşan bir matristen meydana geliyor. OLED ekran teknolojisi katlanabilir tablet ve telefonları mümkün kılmış olsa da bu paneller hâlâ pahalı ve kırılgan. Esnek bir dergi kapağına takviye olmadan yerleştirilebilecek dayanıklı bir ekran üretmek amacıyla, yalnızca 0,1 mm kalınlığında esnek bir devre kartına monte edilmiş özel bir LED matrisi geliştirildi. Ekran ve düğme pilleri bazı bölgelerde kalınlığı artırsa da (en kalın noktada yaklaşık 5 mm), cihaz kâğıttan yapılmış bir el konsolu hissi veriyor. Esnek devreler iki kâğıt tabakası arasına yerleştirilerek dergi boyutundaki yayının etrafını saran bir kılıf oluşturuyor.

Kâğıt Üzerinde Tetris Mühendisliği

Esnek devreler yeni bir teknoloji değil; onlarca yıldır elektronik cihazlarda kullanılıyor. Günümüzde antika gibi görünen eski kapaklı telefonlarda ve neredeyse tüm dizüstü bilgisayarlarda bu devrelere rastlanabiliyor. Ayrıca katlanmayan cihazlarda bile, sınırlı alanlarda bileşenleri birbirine bağlamak için yaygın biçimde tercih ediliyor. Ancak bu teknoloji son beş-altı yılda daha küçük üreticilerin erişimine açıldı. Bu iş birliği, atölye dışında kullanılacak bir ürün geliştirme fırsatı sundu.

GamePop GP-1’in ekran çözünürlüğü katlanabilir telefonlardaki OLED panellerle kıyaslandığında düşük kalıyor; buna karşılık dayanıklılığı oldukça yüksek. Cihaz standart güvenlik testlerinden geçti ve dayanıklılığı artırmak amacıyla darbe testlerine tabi tutuldu. Esnek ekran yapısı, katlanabilir telefonlara kıyasla daha sağlam bir yapı sunuyor.

Cihazın mümkün olduğunca ince kalabilmesi için fiziksel düğmeler yerine doğrudan bakır katmana basılmış yedi kapasitif dokunmatik sensör kullanılıyor. Mekanik bir geri bildirim bulunmuyor, ancak kâğıdın esnemesi düğme benzeri bir his sağlıyor. Sensörlerin hassasiyeti, kullanılan kâğıt ve yapıştırıcı kalınlığına göre ayarlandı. Modern Tetris’te bulunan gelecek parçaları gösterme ya da tetromino saklama gibi gelişmiş özellikler yer almıyor; ancak kontroller yeterli derecede hassas.

Cihazın büyük bölümü esnek elektroniklerden oluşsa da işlemci ve şarj edilebilir pilleri barındıran ince ve rijit bir PCB de kapak kenarında, dergi sırtına yakın bir konumda yer alıyor. Burada ARM tabanlı 32 bitlik bir mikroişlemci ve dört adet şarj edilebilir LIR2016 3V düğme pil bulunuyor.

Oyun, USB-C kablosu ile şarj edilebiliyor. Şarj portu kapağın alt kenarında gizlenmiş durumda. Metal bir halka yerine, içinde pinli bir başlık bulunan küçük bir kâğıt cep tasarımı kullanılmış. Bu yapı geleneksel akıllı telefonlardaki portlar kadar dayanıklı olmasa da piller bittiğinde cihazın tek kullanımlık olmamasını sağlıyor.

Yüksek skorlar kaydedilebiliyor; ancak bazı modern Tetris özellikleri yer almıyor. Ses efektleri mevcut olsa da başlangıçta yalnızca Tetris temasının kısa bir bölümü duyuluyor. Piezo hoparlör sistemin geri kalanıyla benzer miktarda enerji tükettiğinden, bu tercih küçük pillerin ömrünü uzatmaya yardımcı oluyor. Tek şarjla bir ila iki saatlik oyun süresi sunuluyor; kullanılmadığında pil aylarca dayanabiliyor.

Red Bull yaklaşık 1.000 adet dergi üretti. Yayın Avrupa’da çevrim içi olarak ve bazı seçili mağaza ile gazete bayilerinde satışa sunuldu. Ancak oynanabilir kapaklı versiyondan yalnızca 150 adet üretildi ve kamuya açık satışa çıkarılmadı. Bu özel baskılar Tetris yarışmacılarına, dergide yer alan isimlere, içerik üreticilerine ve seçili medya kuruluşlarına dağıtıldı.

Oynanabilir kapak, basılı yayıncılık sektörünü kökten değiştirmeyi ya da sarılabilir akıllı telefonların önünü açmayı amaçlamıyor. Projenin temel hedefi, mevcut teknolojileri oyuncuların daha önce deneyimlemediği bir biçimde kullanmak olarak tanımlanıyor.

Derleyen: Damla Şayan

Yapay Zekâ Eğitim Verilerinden Romanların Neredeyse Birebir Kopyasını Üretebiliyor

Son araştırmalar, büyük yapay zekâ modellerinin eğitim verilerinden kitapların içeriğini neredeyse kelimesi kelimesine kopyalayabildiğini ve bu durumun telif hakları ile ilgili ciddi tartışmalara yol açtığını ortaya koyuyor.

Detaylar haberimizde…

Dünyanın önde gelen yapay zekâ modelleri, çok satan romanların neredeyse kelimesi kelimesine kopyalarını üretmeye yönlendirilebiliyor. Bu durum, sektörün sistemlerinin telif hakkıyla korunan eserleri “saklamadığı” iddiasına dair yeni soru işaretleri doğuruyor.

Son dönemde yayımlanan bir dizi çalışma, OpenAI, Google, Meta, Anthropic ve xAI tarafından geliştirilen büyük dil modellerinin (LLM) eğitim verilerinin sanılandan çok daha fazlasını ezberlediğini ortaya koydu.

kopya

Yapay Zekâ ve Kitap Kopyalama Tartışmaları

Yapay zekâ ve hukuk uzmanları, Financial Times’a yaptıkları açıklamada, bu “ezberleme” yeteneğinin dünya çapında açılan onlarca telif davasında AI şirketlerinin savunmasını zayıflatabileceğini söyledi. Çünkü şirketler, LLM’lerin telifli eserlerden “öğrendiğini” ancak bu eserlerin kopyalarını saklamadığını savunuyor.

Imperial College London’da uygulamalı matematik ve bilgisayar bilimi profesörü Yves-Alexandre de Montjoye, “Ezberlemenin sanılandan daha büyük bir mesele olduğuna dair artan kanıtlar var” dedi.

Yapay zekâ şirketleri uzun süredir ezberleme olmadığını iddia ediyor. Google, 2023 yılında ABD Telif Hakkı Ofisi’ne gönderdiği mektupta, “Modelin içinde eğitim verilerinin — metin, görsel ya da başka formatlarda — herhangi bir kopyası bulunmamaktadır” ifadelerini kullanmıştı.

Sektör ayrıca, telifli kitaplarla model eğitmenin “adil kullanım” kapsamında olduğunu savunuyor ve teknolojinin orijinal eseri anlamlı biçimde dönüştürdüğünü öne sürüyor.

Ancak geçen ay yayımlanan bir araştırma, Stanford ve Yale üniversitelerindeki araştırmacıların OpenAI, Google, Anthropic ve xAI modellerini stratejik biçimde yönlendirerek 13 kitaptan binlerce kelime üretmeyi başardığını gösterdi. Bu kitaplar arasında A Game of Thrones, The Hunger Games ve The Hobbit de bulunuyor.

Araştırmacılar, modellerden bir kitaptaki cümleleri tamamlamalarını isteyerek test yaptı. Gemini 2.5, Harry Potter and the Philosopher’s Stone kitabının yüzde 76,8’ini yüksek doğruluk oranıyla yeniden üretirken, Grok 3 yüzde 70,3’ünü üretebildi.

Ayrıca araştırmacılar, Anthropic’in Claude 3.7 Sonnet modelini “jailbreak” yöntemiyle yönlendirerek neredeyse tamamını kelimesi kelimesine çıkarabildi. Jailbreaking, kullanıcıların LLM’lerin güvenlik önlemlerini göz ardı ederek metin üretmesini sağlıyor.

Bu bulgular, geçen yılki bir çalışmayı da destekliyor; o çalışmada Meta’nın Llama gibi “açık” modellerinin eğitim verilerindeki belirli kitapların büyük bölümlerini ezberlediği ortaya konmuştu.

Yale Üniversitesi’nden araştırmacı A. Feder Cooper, “Güvenlik önlemleri olmasına rağmen modellerin tüm metinleri ezberleyebilmesi şaşırtıcıydı” dedi.

Araştırmacılar, LLM’lerin neden eğitim verilerindeki metinleri ezberlediğini henüz çözebilmiş değil. Ayrıca, ürettikleri çıktılarda eğitim verisinin ne kadarının göründüğü de belirsizliğini koruyor.

Bu ezberleme özelliği, sağlık ve eğitim gibi alanlarda da ciddi sonuçlar doğurabilir; çünkü eğitim verilerinin sızması, gizlilik ve mahremiyet sorunlarına yol açabilir.

Hukuk uzmanları, bunun AI şirketleri için telif ihlali açısından önemli bir sorumluluk yaratabileceğini ve modellerin eğitimi ile geliştirme maliyetleri üzerinde de etkisi olabileceğini belirtiyor.

Pinsent Masons hukuk firmasından fikri mülkiyet ortağı Cerys Wyn Davies, “Araştırma bulguları, AI modelinin telifli eserleri saklamadığı veya çoğaltmadığı savunanlar için bir meydan okuma oluşturabilir” dedi.

LLM’lerin eğitim verilerini ezberleyip ezberlemediği, son dönemdeki telif davalarında önemli bir faktör oldu.

ABD’de geçen yıl bir mahkeme, Anthropic’in LLM’lerini bazı telifli içeriklerle eğitmesini “dönüştürücü” (transformative) olduğu gerekçesiyle adil kullanım olarak değerlendirdi. Ancak korsan eserleri saklamanın “doğası gereği telif ihlali” olduğu kararıyla şirket, davayı 1,5 milyar dolar ödeyerek çözmek zorunda kaldı.

Almanya’da ise geçen yılın Kasım ayında OpenAI’in telif ihlali yaptığına karar verildi; çünkü model şarkı sözlerini ezberlemişti. GEMA tarafından açılan dava, AB’de emsal bir karar olarak kabul edildi.

Husch Blackwell hukuk firmasından ortak Rudy Telscher, “Bir kitabı jailbreak yapmadan tamamen çoğaltmak açıkça telif ihlali” dedi. Ancak bunun ne kadar yaygın olduğunun ve AI modellerinin dolaylı sorumluluk taşıyıp taşımayacağının tartışmalı olduğunu ekledi.

Anthropic, Stanford ve Yale araştırmasında kullanılan jailbreak yönteminin normal kullanıcılar için pratik olmadığını ve metni çıkarmanın, içeriği satın almaktan daha fazla çaba gerektirdiğini belirtti. Şirket ayrıca, modelin belirli veri kümelerinin kopyalarını saklamadığını, eğitim verisindeki kelime ve diziler arasındaki örüntü ve ilişkilerden öğrenme yaptığını vurguladı.

xAI, OpenAI ve Google yorum taleplerine yanıt vermedi.

Imperial College’dan de Montjoye, AI laboratuvarlarının eğitim verilerinin çıkarılmasını önlemek için önlemler koymuş olmasının sorunun farkında olduklarını gösterdiğini söyledi.

University of Chicago’dan bilgisayar bilimleri profesörü Ben Zhao ise, AI laboratuvarlarının gerçekten ileri düzey modeller yaratmak için telifli içerik kullanmaya ihtiyaçları olup olmadığını sorguladı.

Zhao, “Teknik olarak yapılabilir olup olmaması bir yana, bunu yapmalı mıyız hâlâ tartışılmalı. Hukuki taraf sonunda ayakta durmalı ve bu sürecin hakemi olmalı” dedi.

Derleyen: Damla Şayan