Tarihi belgelerin ve arşivlerin dijitalleştirilmesi sürecini hızlandırmak isteyen yeni bir girişim, yapay zekâ teknolojisini kullanarak bu alanda yaşanan en büyük sorunlardan birine çözüm üretmeyi hedefliyor.
Amerika genelinde tarihi dernekler, kütüphaneler ve üniversiteler; incelenmeyi ve kataloglanmayı bekleyen büyük arşiv kutularıyla dolu durumda. Ancak bu materyallerin işlenmesi oldukça zaman alıyor. Bir arşivcinin, tek bir kutudaki belgeleri düzenleyip sisteme kaydetmesi bazen bir saatten fazla sürebiliyor. Bu nedenle birçok kurumda aylarca, hatta yıllarca süren bir birikme oluşuyor ve bu durum, geçmişe ait önemli bilgilerin gün yüzüne çıkmasını geciktiriyor.
Dean Serrentino ve onun kurduğu Historiq adlı şirket, bu darboğazı yapay zekâ ile çözmeyi hedefliyor. Şirketin geliştirdiği “Una” isimli platform, arşivleme sürecini hızlandırmak için tasarlandı. Geleneksel olarak kalem ve kâğıtla yapılan kataloglama işlemleri yerine, Una arşivcilerin materyalleri incelerken gözlemlerini sözlü olarak anlatmalarına imkân tanıyor. Bu sesli notlar daha sonra doğrudan kurumun veri sistemine aktarılıyor.
Ayrıca arşivlenen belgeler, dizüstü bilgisayar veya telefon kameraları aracılığıyla eş zamanlı olarak dijitalleştirilebiliyor. Bu sayede hem kayıt alma süreci hızlanıyor hem de daha verimli hale geliyor.
Yapay zekâ arşivcilerin işini nasıl değiştiriyor?

Serrentino’ya göre sistemin en büyük avantajı, arşivcilerin yazı yazmakla vakit kaybetmemesi. Böylece uzmanlar, daha fazla bağlam ve tarihsel açıklamayı doğrudan sisteme aktarabiliyor. Yapay zekâ burada nihai karar verici değil; yalnızca taslaklar oluşturuyor ve tüm içerik insan denetiminden geçiyor. Bu da sürecin hem hızlı hem de doğruluk açısından güvenilir olmasını sağlıyor.
Historiq, 2025 yılında Kurriulum Associates Yönetim Kurulu Başkanı Rob Waldron’dan aldığı 1,25 milyon dolarlık yatırımla kuruldu. Şirket, kısa sürede birkaç tarihi kurumla çalışmaya başladı bile.
Bu kurumlardan biri de Amerikan Bağımsızlık Savaşı dönemine ait Fort Ticonderoga adlı tarihi alan. Bu kurum, nadir kitap koleksiyonunu dijitalleştirmek için Una platformunu kullanmayı planlıyor.
“Bixonimania” örneği: Yapay zekânın yanlış bilgi riski

Haberde ayrıca dikkat çekici bir deneyden de bahsediliyor. Bir grup bilim insanı “bixonimania” adında tamamen uydurma bir hastalık icat etti ve bununla ilgili sahte akademik makaleler yayımladı. Bu çalışmalar kısa sürede internete yayıldı ve bazı yapay zekâ sistemleri tarafından gerçekmiş gibi kabul edildi.
Nature dergisine göre, bu sahte bilgiler büyük AI modellerine de girdi ve bazı sistemler bu hastalığı gerçekmiş gibi anlatmaya başladı. Hatta bu içerikler bazı bilimsel çalışmalarda bile referans olarak kullanıldı.
Bu durum, yapay zekânın bilgi doğrulama konusunda ne kadar dikkatli olması gerektiğini gösteren önemli bir örnek olarak değerlendiriliyor. Çünkü yanlış bilgi, doğru veri gibi işlenebiliyor ve yayılabiliyor.

Öte yandan Historiq gibi girişimler, yapay zekânın bilimsel ve tarihsel araştırmaları hızlandırabileceğini de gösteriyor. Özellikle büyük veri arşivlerinin dijitalleştirilmesi, geçmişe erişimi kolaylaştırarak araştırmacıların işini ciddi şekilde hızlandırabilir.
Uzmanlara göre bu tür teknolojiler, sadece arşivciliği değil; eğitim, bilim ve kültürel miras alanlarını da kökten değiştirebilir.
Historiq gibi yapay zekâ tabanlı sistemler, tarihin korunması ve dijitalleştirilmesi konusunda büyük bir potansiyel taşıyor. Ancak aynı zamanda “bixonimania” örneğinde görüldüğü gibi, AI sistemlerinin yanlış bilgiye açık olması önemli bir risk olarak öne çıkıyor. Bu nedenle gelecekte en kritik konu, yapay zekânın hızından çok doğruluğu nasıl koruyacağı olacak.


