Araştırmacılar, yapay zekâ sayesinde su altında kalan Baiae antik kentinin internette yayımlanacağını iddia ediyor. Böylece su altındaki arkeolojik alanların izlenmesinin kolaylaşması bekleniyor.
2000 yılı aşkın bir süre önce Mark Antony, Cicero ve Sezar gibi zengin devlet adamları tarafından ilgi gören Roma antik kenti, İtalyan yarımadasının en görkemli tatil beldesi olarak görülüyordu. Ancak yüzyıllar içinde gerçekleşen volkanik faaliyetler, kentin büyük bir bölümün Akdeniz suları altında kalmasına neden oldu. Bugün Baiae, dünyanın sayılı sualtı arkeolojik parklarından biri olarak biliniyor.
Koruma altındaki bir deniz alanı olan bölgenin, dalgıçların ve çevresel faktörlerin neden olduğu hasara karşı izlenmesi gerekiyor. Ancak İtalya’nın su altı kültür mirası ulusal sorumlusu Barbara Davidde, “su altında iletişim zor” diyor.

Bölgedeki iletişimi sağlamak için kablolu sistemler en güvenilir yol olarak görülse de bakımlarının zorluğu ve sınırlı bir operasyon alanını kapsıyor olmaları onları seçenekler arasından çıkarıyor. Kablosuz internet ise suyun elektromanyetik dalgalarla etkileşim şekli nedeniyle suda iyi çalışmıyor. Bu nedenle Davidde, Sapienza Üniversitesi profesörü ve Sapienza’nın su altı izleme ve iletişim sistemleri konusunda uzmanlaşmış bir girişim olan yan kuruluşu WSense’in yöneticisi olan Chiara Petrioli liderliğindeki bir grup mühendisle birlikte çözüm yolları aramaya başladı. Petrioli’nin ekibi, çevresel verileri toplayıp gerçek zamanlı olarak karaya iletebilen akustik modemler ve su altı kablosuz sensörlerinden oluşan bir ağ geliştirdi. Davidde, “Artık sahayı uzaktan ve istediğimiz zaman izleyebiliyoruz.” diyor.
Bu sistem, ağ protokolünü sürekli olarak değiştirmek için yapay zeka algoritmalarına dayanıyor. Deniz koşulları değiştikçe, algoritmalar bir düğümden diğerine giden bilgi yolunu değiştirerek sinyalin iki kilometreye kadar ilerlemesini sağlıyor. Petrioli, sistemin bir kilometre uzaklıktaki vericiler arasında saniyede bir kilobit hızla veri gönderebildiğini ve daha kısa mesafelerde saniyede onlarca megabite ulaştığını açıklıyor. Araştırmacılar bunun bant genişliği, su kalitesi, basınç ve sıcaklık; metal, kimyasal ve biyolojik elementler ve gürültü, akıntılar, dalgalar ve gelgitler hakkındaki görüntüler ve bilgiler gibi deniz tabanına sabitlenmiş sensörler tarafından toplanan çevresel verileri iletmek için yeterli olduğu belirtiyor. Baiae’de su altı interneti, eserlerin şeklini bozabilecek mikroorganizmaların büyümesine neden olacak pH ve karbondioksit seviyeleri gibi çevresel koşulların uzaktan ve sürekli olarak izlenmesini sağlıyor. Buna ek olarak dalgıçların birbirleriyle ve yüzeydeki meslektaşlarıyla iletişim kurmalarına olanak tanıyor; dalgıçlar da bu teknolojiyi kullanarak yerlerini yüksek bir doğrulukla tespit edebiliyor.
Davidde, ağın önümüzdeki aylarda arkeolojik alanı ziyaret eden turistlerin kullanımına da sunulacağını iddia ediyor. Ziyaretçiler kalıntıların üzerinde yüzerken su geçirmez akıllı tabletler kullanarak iletişim kurabilecek ve artırılmış gerçeklik yoluyla kalıntıların 3D rekonstrüksiyonlarını görüntüleyebilecekler.
Davidde, “Su altı interneti arkeolojik alanın izlenmesini daha basit ve verimli hale getirdi. Aynı zamanda halka Baiae’nin sualtı parkını keşfetmek için yeni ve interaktif bir yol sunabiliyoruz.” diyor. Bu su altı kablosuz iletişim teknolojisi düşük bant genişliğinde bir alan keşfi sırasında hareket halindeki dalgıçlar gibi dinamik sistemler için son derece kullanışlı olacak. İklim değişikliğinin deniz ortamları üzerindeki etkilerini incelemek ve su altı volkanlarını izlemek de dahil olmak üzere birçok başka uygulamaya sahip olan bu gibi sistemler şu anda İtalya’daki birçok arkeolojik alanda kullanılıyor. Örneğin İtalya’nın Yeni Teknolojiler, Enerji ve Sürdürülebilir Ekonomik Kalkınma Ulusal Ajansı, Santa Teresa Körfezi’nde alglerin, suda yaşayan omurgasız hayvanların ve mercanların iklim değişikliğine nasıl uyum sağladığını incelemek için WSense ağlarını kullanıyor.
Derleyen: Deniz Akbulut


