Dijital fotoğrafçılığın doğuşu, Steve Sasson’un ilk taşınabilir dijital kamerayı geliştirmesi ile başlıyor.
Detaylar haberimizde…
1975 yılında Kodak’ta çalışan genç bir mühendis, elde taşınabilir bir dijital fotoğraf makinesiyle tarihin ilk dijital fotoğrafını çekti. Bu an, fotoğrafçılığın bir daha asla eskisi gibi olmayacağı bir dönemin başlangıcıydı.
Steve Sasson, fotoğraf filmi üreticisi Eastman Kodak’ta çalışmaya başladığında, şirket Amerikan sanayi yaratıcılığının sembollerinden biriydi.
1870’lerde George Eastman tarafından kurulan Kodak, film fotoğrafçılığıyla özdeşleşmişti. İnsanlar Kodak film alıyor, Kodak marka kameralara takıyor, filmleri Kodak kimyasallarıyla banyo edip yine Kodak fotoğraf kâğıdına baskı alıyordu.
Şirket bu süreci “Siz düğmeye basın, gerisini biz hallederiz” sloganıyla özetliyordu.
Sasson, 1973’te Kodak’a katıldığında kendini biraz yabancı hissediyordu. Çoğu çalışan kimya ya da makine mühendisiydi; o ise elektrik mühendisiydi ve filmle uğraşma sürecini yorucu ve zahmetli buluyordu.
“Fotoğraf çekiyorsunuz, sonra bekliyorsunuz, film banyo ediliyor, kimyasallarla uğraşıyorsunuz… Bunu çok sinir bozucu buluyordum.” diyor Sasson.
Star Trek’le büyüdüğünü söyleyen Sasson, “Ya her şeyi elektronik olarak yapabilseydik? Görüntüyü filme gerek kalmadan elektronik olarak depolasam?” düşüncesiyle dijital kameranın temel fikrini oluşturdu.
Steve Sasson ve Dijital Devrimin Başlangıcı
Aslında filmsiz bir kameranın teknik temelleri çoktan oluşmaya başlamıştı. Bazı metallerin ışığa maruz kaldığında elektrik akımı üretebildiği biliniyordu. İlk pozometreler bu prensiple çalışıyordu. NASA’nın Landsat uyduları da vakum tüplerine dayalı ilkel dijital sensörlerle görüntü alabiliyordu. Ancak bunlar çok büyük, pahalı ve günlük kullanım için elverişsiz sistemlerdi.

1969’da Bell Laboratuvarları’nda araştırmacılar, CCD (Charge-Coupled Device) adı verilen ilk entegre görüntü algılayıcıyı geliştirdi. Işıkla oluşan elektrik yükü bir yarı iletkenden diğerine taşınabiliyordu. Mucitleri, bunun bir gün görüntüleme sistemlerinde kullanılabileceğini düşünüyordu ancak nasıl olacağını henüz bilmiyorlardı.
1974’e gelindiğinde Fairchild Semiconductors, 100×100 piksellik ilk ticari CCD sensörünü üretmişti. Teorik olarak görüntü yakalayabiliyordu fakat henüz kimse bunu gerçek bir fotoğrafa dönüştürmemişti.
Sasson bu sensörle ilgili görevlendirildiğinde heyecanlandı. Daha önce ışıkla kontrol edilen yarı iletken bir devre bile yapmıştı. Ona göre hareketli parçası olmayan tamamen elektronik bir kamera mümkün olmalıydı.
Kullanması gereken CCD devresi çok hassastı ve doğru çalışması için 12 farklı voltaj gerekiyordu. Sensörle ilgili gelen kâğıtta voltaj değerleri yazıyor ve altında “İyi şanslar” notu bulunuyordu. Bu değerlerden biri bile yanlış olduğunda sensör çalışmıyordu.
CCD ışığa duyarlıydı ancak görüntü hızla bozuluyordu. Termal ısının oluşturduğu “karanlık akım” (noise) görüntünün çok kısa sürede parazitlenmesine neden oluyordu.
Kodak’ta Dijital Kameranın Keşfi
Sasson’un elinde kısıtlı imkânlar vardı. Kimse ondan bir dijital kamera yapmasını istememişti, bu yüzden resmi bir bütçe de yoktu. Gerekli parçaların çoğunu Kodak’ın kullanılmayan malzemeler bölümünden topladı. Bir XL film kamerasının optik aksamını bile oradan aldı. Analog sinyali dijital veriye dönüştürmek için pahalı ekipmanlar yerine yalnızca 12 dolarlık bir voltmetre kullandı.

Kameranın kaydettiği dijital veriyi saklamak için bir yol gerekiyordu. Sasson bunun için bir ses kaset kaydedicisi kullandı. Ancak görüntüyü daha sonra kasetten okuyup ekrana aktaracak bir oynatma sistemine de ihtiyaç vardı.
CCD’nin yakaladığı 100 satırlık dijital veri televizyon ekranında gösterilebilmesi için 400 satıra dönüştürülmeliydi. Bu işlem için bir mikroişlemci gerekiyordu. Motorola’nın yeni geliştirdiği mikroişlemci sistemi bu iş için uygundu ve Sasson bunun çalışma prensibini incelemek için bütçe talep etti; şaşırtıcı şekilde onay aldı.
Bir yılı aşkın çalışmanın sonunda, 1975’in Aralık ayında kamera ve oynatma ünitesi tamamlandı. Deklanşöre basıldığında görüntü 1/20 saniyede yakalanıyor, ancak verinin kasete kaydedilmesi 23 saniye sürüyordu.
Ortaya çıkan kamera estetikten çok uzaktı. Büyük, hantal ve yaklaşık 3,6 kg ağırlığındaydı. Görünüşü dev bir tost makinesini andırıyordu. Her parçası elle yapılmıştı.
İlk denemede Sasson, ofisindeki meslektaşı Joy Marshall’ın fotoğrafını çekti. Fotoğraf ekranda yavaş yavaş belirdi. Saçları ve omuzları seçilebiliyordu ancak yüzü tamamen bozulmuştu.
“Bir insan olduğunu anlamak imkânsızdı ama yine de mutluyduk,” diyor Sasson. “Çünkü hiç görüntü alamamamız için bin tane sebep vardı.”

Bazı kabloları ters bağlayarak görüntüyü daha doğru gösterecek şekilde sistemi iyileştirdiler ve sonunda ilk dijital fotoğraf başarıyla elde edildi.
Sasson daha sonra kamerayı Kodak yöneticilerine sunmaya başladı. Toplantılarda fotoğraf çekiyor, bant kaydediyor ve görüntü ekrana geldiğinde odadaki herkes şaşkınlığa uğruyordu.
Yöneticiler hemen “Bu ne zaman tüketici kamerası olur?”, “Renkli olabilir mi?”, “Kalitesi artırılabilir mi?” gibi sorular sormaya başladı.
Kodak, 1978’de ilk dijital kamera patentini aldı. Bu patent, şirketin yıllarca önemli gelir elde ettiği bir varlık hâline geldi.
Dijital fotoğrafçılığın gelişmesinde Sasson’un yanı sıra Kodak mühendisi Bryce Bayer’in geliştirdiği Bayer filtresi de kritik rol oynadı. Bu filtre sayesinde dijital sensörler kırmızı, yeşil ve mavi ışığı ayrı olarak algılayabiliyor ve gerçek renkli görüntüler oluşturabiliyordu.
Steve Sasson, 2009’da emekli olana kadar Kodak’ta yalnızca dijital görüntüleme teknolojileri üzerinde çalışmaya devam etti.
Derleyen: Damla Şayan
Günde sadece 1 TL'ye abone olarak tüm içeriklerimize sınırsız erişebilir ve bağımsız haberciliğe destek olabilirsiniz! Hemen Abone Ol





