İnsan, hatıralarının toplamından fazlası; o, aynı zamanda arkasında bıraktığı, sildiği ve zamanın tozlu raflarına terk ettiği hikayelerin bir ürünü oluyor. Yüzyıllar boyunca bilgiyi saklamak, nesilden nesile aktarmak ve unutuşun karanlığına karşı direnmek insanlığın en büyük entelektüel mücadelesiydi. Ancak bugün dijital toplumda, tarihte ilk kez, bambaşka ve belki de çok daha ağır bir yükle karşı karşıyayız: Unutamamak.
Dijital evren, amansız bir arşivci gibi attığımız her adımı, söylediğimiz her sözü ve düştüğümüz her hatayı silinmez bir mürekkeple kaydediyor. Tam da bu yüzden, dijital çağda “unutma hakkı“, hukuki bir lüksten ziyade, insan kalabilmenin en temel şartlarından biri haline geliyor.
Zira psikanalizden nörobilime uzanan koridorda unutmak; bir zayıflık değil, bilincin kendini koruma kalkanı. Freud’un bastırma mekanizması ya da beynin sinaptik budama süreci, zihnin nefes alabilmesi için fazlalıkları elemesidir diyebiliriz. Sağlıklı bir ruh, hatırladıkları kadar unutabildikleriyle de dengede kalıyor. Oysa Viktor Mayer-Schönberger’in Delete kitabında haykırdığı gibi; insanlık tarihi boyunca unutmak doğal, hatırlamak istisnayken; artık hatırlamak kural, unutmak ise olağanüstü bir çaba gerektiren bir istisna haline geldi. Bu yapay ve sonsuz dijital bellek, insanın değişken, hata yaparak olgunlaşan doğasına kökten aykırı değil mi?
DİJİTALİYİDİR ÜYELİĞİ
Bu içeriğin devamını okumak için üye olun.
Ücretsiz üye olarak tüm yazıları okuyabilirsiniz.
Zaten üye misiniz? Giriş yapın
Günde sadece 1 TL'ye abone olarak tüm içeriklerimize sınırsız erişebilir ve bağımsız haberciliğe destek olabilirsiniz! Hemen Abone Ol





