Ukrayna cephesinde dronlar artık hedefi kendi başına buluyor, kilitliyor ve vuruyor; insan yalnızca izliyor. Bu “akıllı savaş” anlatısının arkasında, kimsenin cevaplayamadığı bir soru var: Makine öldürdüğünde sorumlu kim?
Ali Kemal Durmaz Yorumladı
dijitaliyidir’de geçtiğimiz gün Ukrayna’nın yapay zekâ destekli SİHA’larını konu alan bir haber yayımladık: Ukrayna’nın Yapay Zekâ Destekli SİHA’ları ve Yeni Hava Robotu Saldırı Taktikleri. Haberin kendisi teknik açıdan etkileyici: Almanya’nın finanse ettiği 50 bin adetlik Shrike dron teslimatı, Auterion’un Skynode S yazılımıyla elektronik harbe direnen otonom hedef kilitleme, GPS’siz 100 kilometre menzilde vuruş yapabilen F-Captain, hava aracından bırakılıp son mesafeyi kendi başına kat eden kara robotları… Bir Shrike dronunun, 400 dolarlık maliyetle milyonlarca dolarlık bir Mi-28N saldırı helikopterini etkisiz hale getirdiğini okuyunca insanın aklına önce “ne kadar akıllıca” cümlesi geliyor. Ama bu cümleyi kurduğumuz an, asıl soruyu es geçmiş oluyoruz.
Asıl soru şu: Bir makine, bir insanı öldürmeye karar verdiğinde, o kararın sorumlusu kim?
Verimlilik Anlatısının Sakladığı Şey
Savaş teknolojisi haberleri genellikle mühendislik başarısı diliyle anlatılır — menzil, isabet oranı, maliyet-etkinlik, elektronik harbe direnç. Bu dil, silahı bir ürün gibi sunar ve arka plandaki asıl dönüşümü gözden kaçırır: karar verme yetkisinin insandan algoritmaya kaymasını. Shrike’nin “bilgisayarlı görüyle hedefi son aşamada otomatik takip etmesi” cümlesi teknik bir detay gibi okunuyor ama aslında insanlık tarihinde ilk kez, ölümcül gücün kullanımına dair nihai kararın bir yazılım katmanına devredildiği bir eşiği tarif ediyor.
Ukrayna bu konuda yalnız değil. CSIS’in analizlerine göre Ukrayna’nın drone üretim kapasitesi 2025’te yaklaşık beş milyona ulaştı ve savaşın bu aşamasında insansız hava araçları, her iki tarafta da can kayıplarının yüzde 70-80’inden sorumlu. Rusya’nın KUB kamikaze mühimmatında görsel tanıma modülü, Kamankes loitering mühimmatında ise hedefi kendi başına bulup öldürebilen “AI-guided” optik sistemler var. Yani bu, tek bir ülkenin tercihi değil; cephenin iki tarafının da içine sürüklendiği bir otonomi yarışı.
“İnsan Döngüde” Sözü Ne Kadar Gerçek?
Savunma sanayii ve orduların standart cevabı hazır: “İnsan her zaman döngüde kalacak, nihai karar operatöre ait.” Ukrayna’nın kendisi de angajman kararlarının resmî olarak insan alanında kaldığını, operatörlerin otonom fonksiyonları geçersiz kılabildiğini söylüyor. Ama Lieber Institute’ün Ukrayna’daki drone sürüleri üzerine yaptığı analiz doğru bir soruyu gündeme getiriyor: elektronik harp yoğunluğu operatör-dron bağlantısını kopardığında, bir sürünün ne yaptığından kim sorumlu olacak? Cevap sistematik olarak belirsiz kalıyor. “İnsan döngüde” ilkesi, iletişim koptuğu anda fiilen askıya alınan bir güvenceye dönüşüyor — tam da F-Captain’in “iletişim kopsa bile hassas vuruş yapabilme” özelliğiyle övündüğü senaryoda.
Bu, teorik bir kaygı değil. Otonomi arttıkça “insan kontrolü” sözü, gerçek bir veto yetkisinden çok, vicdanı rahatlatan bir slogana dönüşme riski taşıyor.
Uluslararası Hukuk Yarışı Kaybediyor
BM Genel Sekreteri António Guterres, tam otonom ölümcül silah sistemlerinin 2026 sonuna kadar bağlayıcı bir uluslararası hukukla yasaklanması ve düzenlenmesi çağrısında bulundu; “insan kontrolü olmadan can alma yetkisine sahip makineler siyaseten kabul edilemez, ahlaken iğrenç” dedi. 120’den fazla ülke bu çağrıyı destekliyor. Ancak ABD başta olmak üzere bazı büyük güçler kategorik bir yasak yerine gönüllü davranış kurallarını savunuyor — yani bağlayıcılığı olmayan, denetlenemeyen bir çerçeveyi. On yıldır süren müzakereler bir sonuç üretemedi ve bu arada Gazze’den Ukrayna’ya, otonom sistemler sahada zaten hedef seçip vuruyor. Hukuk, teknolojinin çoktan gerisinde kaldı; şimdi sadece arayı kapatmaya çalışıyor.
Peki Ne Yapmalı?
Bu yazının amacı Ukrayna’yı ya da savunduğu haklı davayı hedef almak değil — bir işgale karşı direnen bir ülkenin, daha az insan kaybıyla daha etkili savunma araçları araması anlaşılır. Sorun teknolojinin kendisinde değil, onu çevreleyen sorumluluk boşluğunda. Her “otonom hedefleme” haberini okuduğumuzda kendimize üç soru sormalıyız: Bu sistem yanlış hedef vurduğunda kim yargılanacak? İnsan onayı gerçekten anlamlı bir veto mu, yoksa dekoratif bir formalite mi? Ve bu teknolojiyi bugün alkışlayan ülkeler, yarın kendi sınırlarında ya da bir iç çatışmada aynı sistemin başka bir hükümetin elinde kullanılmasına razı olur mu?
Yapay zekânın savaş alanına girişi geri döndürülemez bir eşik. Ama “geri döndürülemez” olması, “kuralsız” olması gerektiği anlamına gelmiyor. Teknoloji gazeteciliği olarak bizim işimiz, menzil ve maliyet rakamlarını aktarırken bu soruları da masada tutmak. Aksi hâlde bir sonraki “akıllı dron” haberini yazdığımızda, aslında ölüm kararının artık kimseye ait olmadığı bir dünyayı sıradanlaştırmış oluruz.
Bu yazıda yer alan görüşler yazara aittir ve dijitaliyidir’in editöryal politikasını yansıtmayabilir.
KAYNAKLAR:
- Ukrayna’nın Yapay Zekâ Destekli SİHA’ları ve Yeni Hava Robotu Saldırı Taktikleri – dijitaliyidir.com
- UN Secretary-General calls for new international law to regulate and prohibit killer robots by 2026 – Stop Killer Robots
- Whose Decision Was It? Drone Swarms and the Accountability Gap in Ukraine – Lieber Institute, West Point
- Ukraine’s Future Vision and Current Capabilities for Waging AI-Enabled Autonomous Warfare – CSIS
Günde sadece 1 TL'ye abone olarak tüm içeriklerimize sınırsız erişebilir ve bağımsız haberciliğe destek olabilirsiniz! Hemen Abone Ol





