Ana Sayfa Blog Sayfa 17

[PazarEki] Sosyal Medyayı Yasakladınız, Ama Onlar Hâlâ Orada

Avustralya 16 yaş altına sosyal medyayı yasakladı, 4,7 milyon hesabı kapattı ve zafer ilan etti. Aynı hafta yayımlanan araştırma, çocukların yüzde 61’inin hâlâ sosyal medyada olduğunu gösterdi. Bu [PazarEki]’nde bu paradoksu dört farklı gözden inceliyoruz.

Üyelik Gerekli

Bu içeriğe erişmek için siteye üye olmanız gerekir. Üyelik ücretsizdir. Dilerseniz destek için ayda 3₺ veya 16₺ ödeyerek ücretli üye de olabilirsiniz.

Üyelik Seviyelerini Görüntüle

Zaten üye misin? Giriş Yap

Papa Leo XIV: “AI Tarafsız Değil, İnsan Değerlerini Yansıtıyor”

Papa Leo XIV, yapay zekânın “ahlaki olarak nötr” kabul edilemeyeceğini vurgulayarak teknoloji dünyasına önemli bir uyarıda bulundu.

Detaylar haberimizde

Mayıs ayında yayımlanan Magnifica Humanitas belgesiyle başlayan tartışma, akademi ve teknoloji çevrelerinde küresel bir etik gündeme dönüştü. Vatikan, AI sistemlerinde şeffaflık ve hesap verebilirlik çağrısını yineliyor.

Papa Leo XIV, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada yapay zekâ sistemlerinin tarafsız olmadığına dikkat çekti. Papa’ya göre her teknoloji, geliştirildiği veri setleri ve optimize ettiği hedefler doğrultusunda belirli değerleri yansıtır. Bu yaklaşım, AI’nin yalnızca teknik değil aynı zamanda etik bir mesele olarak ele alınması gerektiğini yeniden gündeme taşıdı.

Papa'nın Mayıs ayında yayımladığı Magnifica Humanitas belgesiyle başlayan tartışma, akademi ve teknoloji çevrelerinde küresel bir etik gündeme dönüştü.
Papa’nın Mayıs ayında yayımladığı Magnifica Humanitas belgesiyle başlayan tartışma, akademi ve teknoloji çevrelerinde küresel bir etik gündeme dönüştü.

Papa: “AI Kararları Hesap Verebilir Olmalı”

Papa’nın mesajında en dikkat çeken başlıklardan biri sorumluluk konusu oldu. Yapay zekâ sistemlerinin aldığı kararların izlenebilir, gerekçelendirilebilir ve gerektiğinde itiraz edilebilir olması gerektiği vurgulandı. Bu yaklaşım, özellikle otomasyonun finans, sağlık ve kamu yönetimi gibi kritik alanlarda yaygınlaştığı bir dönemde büyük önem taşıyor.

Papa, AI sistemlerinin sadece sonuçlarına değil, nasıl geliştirildiğine de odaklanılması gerektiğini belirtti. Kullanılan veri setleri, algoritmik öncelikler ve model tasarımı gibi unsurların insan ve toplum anlayışını doğrudan şekillendirdiğine dikkat çekildi.

“Magnifica Humanitas” ile Gelen Çerçeve

25 Mayıs’ta yayımlanan ve yaklaşık 43 bin kelimeden oluşan Magnifica Humanitas, Katolik Kilisesi’nin yapay zekâya odaklanan ilk kapsamlı öğretisi olarak öne çıkıyor. Belge, kontrolsüz AI yarışının güç yoğunlaşmasına yol açabileceğini ve bireylerin “veri noktalarına indirgenmesi” riskini barındırdığını ifade ediyor.

Metinde yer alan “Hiçbir algoritma savaşı ahlaki hale getiremez” ifadesi, yapay zekânın askeri kullanımına yönelik en net eleştirilerden biri olarak öne çıkıyor. Ayrıca düzenleyici çerçeveler, çalışan hakları ve çocukların dijital güvenliği gibi başlıklarda somut öneriler sunuluyor.

Küresel Etki ve Tartışmalar

Belgenin yayımlanmasının ardından üniversiteler ve teknoloji çevreleri hızla tartışmaya dahil oldu. Georgetown Üniversitesi 3 Haziran’da konuyu ele alan bir panel düzenlerken, Silikon Vadisi’nde 6 Haziran’da “Roma Silikon Vadisi ile Buluşuyor” temalı bir etkinlik gerçekleştirildi. 6 Temmuz’da yapılacak bir başka panelde ise AI ve insan onuru ilişkisi ele alınacak.

Etik uzmanı Charles Camosy’ye göre Papa’nın mesajı teknolojiyi reddetmek değil, bilinçli kullanım çağrısı yapmak. Camosy, “Sorun AI kullanımı değil, onu nasıl ve hangi amaçla kullandığımız” değerlendirmesinde bulundu.

Ne Anlama Geliyor?

Papa Leo XIV’ün çıkışı, yapay zekâ tartışmalarının teknik performansın ötesine geçerek etik, regülasyon ve toplumsal etki boyutuna kaydığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemde teknoloji şirketleri üzerindeki şeffaflık baskısının artması ve AI politikalarının daha sıkı düzenlemelerle şekillenmesi bekleniyor.

Uzmanlardan Yapay Zeka Hisseleri İçin “Süper Balon” Uyarısı

Küresel yapay zeka rallisi sorgulanmaya başlandı. Çinli önde gelen hedge fon yöneticileri, yapay zeka hisselerinde “süper balon” oluştuğunu savunarak sert düşüş riskine dikkat çekti. Uyarılar, teknoloji hisselerinde yaşanan haftalık kayıplarla aynı döneme denk geldi.

Detaylar haberimizde…

Küresel piyasalarda son dönemin en güçlü teması olan yapay zeka yatırımları, artık daha fazla sorgulanıyor. Çin merkezli iki büyük hedge fon yöneticisi, AI hisselerinin gerçek değerlerinden koptuğunu ve ciddi bir düzeltme riskinin kapıda olduğunu açıkladı. Bu çıkışlar, teknoloji hisselerinde yaşanan sert satış dalgasıyla birlikte dikkat çekici bir zamanlamaya işaret ediyor.

Bir kaç gün önce İngiltere Merkez Bankası, ABD’deki teknoloji ve yapay zeka hisselerinin  değerlemelerinin “dot-com balonu” döneminden bu yana en yüksek seviyelere yaklaştığı uyarısında bulunmuştu.
Bir kaç gün önce İngiltere Merkez Bankası, ABD’deki teknoloji ve yapay zeka hisselerinin değerlemelerinin “dot-com balonu” döneminden bu yana en yüksek seviyelere yaklaştığı uyarısında bulunmuştu.

Yapay Zeka Hisselerinde “Yüzde 90’a Varan Düşüş Mümkün”

Wealspring Asset Management kurucusu Yang Dong, yapay zeka hisselerinde “süper balon” oluştuğunu belirterek, bazı hisselerde yüzde 80 ila 90 arasında düşüş yaşanabileceğini söyledi. Yang’a göre özellikle Çin A-hisselerinde yer alan AI altyapı şirketleri, fiyatlama açısından ciddi şekilde aşırı değerlenmiş durumda.

Ünlü yatırımcı Warren Buffett’ın değerleme yaklaşımına atıf yapan Yang, şirketlerin piyasa değerlerinin temel finansal verilerle artık örtüşmediğini vurguladı.

“Balonun Patlama Tetikleyicisi Ortaya Çıktı”

Shanghai merkezli Banxia Investment’ın yöneticisi Li Bei de benzer bir uyarıda bulundu. Li, AI sektöründe balonun patlaması için gerekli koşulların oluştuğunu ve tetikleyici sinyallerin şimdiden görüldüğünü ifade etti.

Banxia’ya göre bu sinyallerden biri, önde gelen AI şirketlerinden Anthropic’in gelir büyümesinde baskı işaretleri göstermesi. Bu durum, yüksek değerlemelerin arkasındaki ticari beklentilerin zayıflayabileceğine işaret ediyor.

Teknoloji Hisselerinde Sert Satış

Uyarılar, teknoloji hisseleri için zorlu geçen bir haftada geldi. Nasdaq 100 vadeli işlemleri yüzde 1,16 gerilerken, Intel ve AMD hisseleri yüzde 3’ün üzerinde değer kaybetti. Nvidia ise yüzde 1,4 düşüş yaşadı.

Hafta içinde yarı iletken sektörünü takip eden SMH ETF’si tek günde yüzde 7 geriledi. Güney Kore’nin Kospi endeksi de yüzde 8’e varan düşüşle Asya piyasalarında satış baskısının yayıldığını gösterdi.

Küresel Şüphecilik Artıyor

Çinli yatırımcıların uyarıları yalnız değil. Daha önce Michael Burry, AI piyasasını dot-com balonunun son dönemine benzetmişti. Ray Dalio ise sektörün “klasik balon davranışları” sergilediğini söylemişti.

Tüm bu tartışmalar, OpenAI ve Anthropic’in planlanan halka arzları öncesinde daha da kritik hale geliyor. İki şirketin toplam değerlemesinin 2 trilyon dolara yaklaşması bekleniyor.

Yapay zeka yatırımları uzun vadede güçlü bir dönüşüm vadediyor olsa da, kısa vadede fiyatlamaların sürdürülebilirliği ciddi şekilde tartışılıyor. Önümüzdeki dönemde şirket bilançoları ve gelir büyümesi, bu rallinin devam edip etmeyeceğini belirleyen en kritik faktör olacak.

Fransız Yeni Dalga Sinemasının Öncüsü Agnès Varda Kimdir?

0

Agnès Varda, 1955’te hiç film okulu görmeden çektiği ilk filmiyle Fransız sinema tarihinin dönüm noktalarından birine imza attı. 64 yıllık kariyerinde Venedik Altın Aslanı, Cannes Onursal Palmiyesi ve onursal Oscar’ı kazandı.

Detaylar yazımızda…

Agnès Varda, 30 Mayıs 1928’de Belçika’nın Ixelles şehrinde, Arlette adıyla doğdu. 18 yaşında adını Agnès olarak değiştirdi. Annesi Fransız, babası Anadolu’dan göç etmiş Yunan kökenli bir mühendisti; beş kardeşin üçüncüsüydü.

Agnès Varda Kimdir
Agnès Varda II. Dünya Savaşı’ndan sonra Paris’te.

1940’ta aile, İkinci Dünya Savaşı’ndan kaçarak Fransa’nın güneyindeki Sète’e yerleşti. Savaş yıllarını burada geçiren Varda, savaşın ardından Paris’e döndü. École du Louvre’da sanat tarihi, ardından güzel sanatlar okulunda fotoğrafçılık okudu. 1951’de Théâtre National Populaire’in resmi fotoğrafçısı oldu ve bu görevi 1961’e kadar sürdürdü.

Fotoğraftan Sinemaya

Varda’nın 1950’lerin başında gördüğü film sayısı yaklaşık 20’ydi. Herhangi bir film okulu ya da endüstri deneyimi yoktu. Buna rağmen 1954’te ilk uzun metrajını çekmeye karar verdi.

Finansmanı kendisi ayarladı: bir aile mirasını ve arkadaşlarından aldığı borçları bir araya getirerek Ciné-Tamaris adlı yapım şirketini kurdu. Bu şirket, 2019’daki ölümüne kadar onun tek yapım çatısı olarak kaldı.

Varda, sinemaya geçişini BOMB Magazine‘e tamamen özgür, çılgın ve masum bir başlangıç olarak tanımladı.

La Pointe Courte: Yeni Dalga’nın İlk Film

1955’te tamamlanan La Pointe Courte, Sète’in balıkçı mahallesinde çekildi. Kadroda gerçek mahalle sakinleri ve yalnızca iki profesyonel oyuncu yer alıyordu; çekim stüdyo değil, dış mekânda yapıldı. Kurgu anlatı ile belgesel öğeler bir arada kullanıldı. Film iki paralel anlatıyı yürüttü: çözülme noktasına gelmiş bir çiftin ilişkisi ve geçim güçlüğü çeken balıkçıların hikâyesi. Kurguyu Alain Resnais üstlendi.

Agnès Varda Kimdir
La Pointe Courte (1955) çekimlerinden bir kare.

Film tarihi uzmanı Georges Sadoul, La Pointe Courte’u Yeni Dalga’nın gerçek anlamda ilk filmi olarak tanımladı. Criterion Collection’a göre Varda bu filmi hiçbir sinema eğitimi almadan ve dönemin cinefil tartışmalarından bağımsız olarak yaptı.

Filmin ardından Fransız sinema çevrelerinde Yeni Dalga’nın büyükannesi lakabı verildi. Henüz 30 yaşındaydı. Lakabı hakkında, Yeni Dalga akımından beş yıl önce başladığı için büyükanne dediklerini, 30 yaşında büyükanne olmayı çok sevdiğini söyledi.

Cléo de 5 à 7 ve Cannes

1962’de tamamlanan Cléo de 5 à 7, biyopsi sonucunu bekleyen bir pop şarkıcısının Paris’teki iki saatini gerçek zamanlı olarak aktarıyordu. Kurgu ve belgesel öğeleri bir arada kullanan film Cannes’da gösterildi ve Varda’nın adını Avrupa sinema çevrelerinde kalıcı olarak yerleştirdi.

Agnès Varda Kimdir
Agnès Varda’nın yönettiği 1962 yapımı Cléo de 5 à 7’den bir sahne

Vagabond ve Venedik Altın Aslanı

1985’te çekilen Sans toit ni loi — Türkçede Vagabond veya Yersiz Yurtsuz olarak biliniyor — genç bir kadının donarak ölü bulunmasıyla başlıyor. Film, bu kadının son günlerini 47 ayrı bölümde, farklı tanıkların bakış açısından aktarıyor ve doğrusal bir anlatı kullanmıyor.

Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan ödülünü kazandı. Bu ödülü alan ilk kadın yönetmen Varda oldu.

Agnès Varda Kimdir
Sandrine Bonnaire, Vagabond (1985)

Toplayıcılar: 72 Yaşında Dijital Kamerayla

2000 yılında Varda, küçük bir dijital video kamerayla Fransa kırsalına çıktı. Les Glaneurs et la Glaneuse (Toplayıcılar) adlı belgesel; tarlalarda kalan ürünleri toplayan insanları, gıda israfını ve toplumun kıyısında kalan kesimleri belgeledi. Çekim sürecinde Varda zaman zaman kamerayı kendi ellerine çevirdi. Bu filmi çektiğinde 72 yaşındaydı.

Onursal Palmiye, Oscar ve Faces Places

2015’te Cannes Film Festivali Varda’ya Onursal Altın Palmiye verdi. Bu ödülü alan ilk kadın yönetmendi.

2017’de 89 yaşında sokak sanatçısı JR ile birlikte Visages Villages (Faces Places) adlı belgeseli çekti. İkili bir kamyonetle Fransa’nın köylerini, fabrikalarını ve liman kasabalarını dolaşarak tanıştıkları insanların dev boyutlu fotoğraflarını binalara yapıştırdı. Film 2017 Cannes’da En İyi Belgesel ödülünü aldı ve Oscar’da En İyi Belgesel Film dalında aday gösterildi. Varda bu adaylıkla tarihin en yaşlı rekabetçi Oscar adayı oldu. Aynı yıl onursal Oscar da aldı — bu ödülü alan ilk kadın yönetmendi.

Agnès Varda Kimdir
Agnès Varda ve JR, Visages Villages (2017).

Agnès Varda’nın Mirası

Varda, 29 Mart 2019’da Paris’teki evinde kanserden hayatını kaybetti. 90 yaşındaydı. Son filmi Varda by Agnès, ölümünden birkaç ay önce Berlin Film Festivali’nde gösterilmişti.

BFI Sight and Sound’a göre Varda; Venedik Altın Aslanı, Cannes Onursal Palmiyesi, Berlin Altın Ayısı ve onursal Oscar’ı aynı kariyerde kazanan ender isimler arasında yer alıyor. 64 yıllık kariyerinde 80’i aşkın eser üretti. Criterion Collection, 2020’de 39 uzun ve kısa metrajlı filmini tek bir koleksiyonda yayımladı.

Martin Scorsese onu sinemanın tanrılarından biri olarak nitelendirdi.

Agnès Varda Kimdir
Agnès Varda.

Agnès Varda’nın Diğer Önemli Filmleri

Le Bonheur / Mutluluk (1965) — Berlin Gümüş Ayı

L’Une chante, l’autre pas / Biri Şarkı Söyler, Diğeri Söylemez (1977)

Jacquot de Nantes (1991)

Les Plages d’Agnès / Agnès’in Kumsalları (2008) — César ödülü

Varda by Agnès (2019)

Kaynaklar

Derleyen: Gizem Özcan

Disney IMAX’e Meydan Okuyor: Infinity Vision ile Büyük Ekran Stratejisini Genişletiyor

0

Disney, sinema salonları için geliştirdiği Infinity Vision adlı yeni büyük ekran formatını küresel ölçekte yaygınlaştırıyor. Şirket, sonbaharda başlayacak lansman öncesinde binlerce salonun sertifikasyon başvurusu yaptığını açıkladı. İlk büyük test ise Avengers: Endgame’in özel yeniden gösterimi olacak.

Detaylar haberimizde

Disney, sinema deneyimini yeniden konumlandırma hedefiyle Infinity Vision adını verdiği yeni bir “premium salon sertifikasyonu” programını hızlandırdı. CineEurope etkinliğinde paylaşılan bilgilere göre dünya genelinde 7.500’den fazla salon bu format için başvuruda bulundu.

Infinity Vision nedir?

Infinity Vision vs IMAX
Infinity Vision vs IMAX

Infinity Vision, IMAX benzeri bir projeksiyon teknolojisi değil; belirli teknik standartları karşılayan salonlara verilen bir sertifika sistemi. Bu kapsamda salonların en az 45–50 feet genişliğinde perdeye sahip olması, lazer projeksiyon kullanması ve Dolby Atmos veya 7.1 gibi gelişmiş ses sistemleri sunması gerekiyor.

Disney, lansman aşamasında ABD’de 75, dünya genelinde ise yaklaşık 300 salonun bu kriterleri karşıladığını belirtiyor. Uzun vadede ise potansiyel uygun salon sayısının 5.500’e kadar çıkabileceği öngörülüyor. Bu sayı, mevcut IMAX salonlarının yaklaşık üç katına denk geliyor.

Avengers yeniden gösterimi stratejik bir test

Infinity Vision’ın resmi çıkışı 25 Eylül’de Avengers: Endgame Encore ile yapılacak. 2019 yapımı filmin bu özel versiyonunda yeni sahneler, özel bir giriş ve yalnızca bu formatta gösterilecek ek içerikler yer alacak.

Bu hamle, Aralık ayında vizyona girecek Avengers: Doomsday öncesinde hem izleyici ilgisini canlandırmayı hem de yeni formatı test etmeyi amaçlıyor. Dikkat çekici bir detay ise aynı dönemde IMAX salonlarının büyük bölümünün Dune: Part Three için ayrılmış olması.

Sinema salonları için yeni rekabet alanı

Disney’in Infinity Vision hamlesi, sinema salonlarıyla daha yakın bir iş birliği modeli kurduğunu gösteriyor. Sertifika alan salonlar, hem fiziksel mekânda hem de online biletleme platformlarında özel olarak işaretlenecek.

Şirket ayrıca InfinityVisionTickets.com adlı bir platform da devreye aldı. Bu site üzerinden kullanıcılar, bulundukları bölgede bu standardı karşılayan salonları kolayca bulabilecek.

Ne anlama geliyor?

Infinity Vision, Disney’in içerik gücünü doğrudan sinema deneyimiyle entegre etme stratejisinin bir parçası. Şirket, kendi “premium izleme standardını” oluşturarak hem IMAX’e alternatif yaratmayı hem de gişe performansını optimize etmeyi hedefliyor. Aralık ayında vizyona girecek yeni Avengers filmi ise bu stratejinin asıl stres testi olacak.

Bilim İnsanları Şaşkın: 300 Bin Yıllık Mağaralarda Yaşayanların Tamamı Kadın Çıktı!

Güney Afrika’da 300 bin yıllık bir mağarada bulunan en az 20 Homo naledi iskeletinin, sanılanın aksine yarı yarıya değil, tamamının kadın olduğu ortaya çıktı. Antik mezarlıktaki bireylerin hiçbirinde erkeklik genetik işareti olan Y kromozomu bulunamadı.

Detaylar haberimizde…

Güney Afrika’daki karanlık bir mağara odası, yaklaşık 300 bin yıl boyunca antik insan türü Homo naledi’ye ait en az 20 bireyin son dinlenme yeri oldu. Bilim dünyası, modern memeli popülasyonlarına bakarak bu iskeletlerin yarı yarıya kadın ve erkeklerden oluştuğunu varsayıyordu. Ancak yeni bir genetik araştırma ezberleri tamamen bozdu: Mağaradaki bireylerin hiçbirinde erkeklik genetik işareti olan Y kromozomu bulunamadı. Yani bu antik mezarlıktaki herkes kadındı!

Martin Gamache (arka planda), Teaghan Stoop ve Dirk van Rooyen (ön planda) geniş odaya bakıyorlar.
Martin Gamache (arka planda), Teaghan Stoop ve Dirk van Rooyen (ön planda) geniş odaya bakıyorlar.

Dişlerden Çıkan Kimyasal Sır

Araştırmacılar, fosilleşmiş antik dişleri tahrip etmeden incelemeyi başaran devrim niteliğinde yeni bir yöntem kullandı. Bu kimyasal analiz tekniği sayesinde, iskeletlere zarar vermeden her birinin cinsiyet kodlarına ulaşıldı.

National Geographic Kaşifi ve Güney Afrika’daki Wits Üniversitesi’nden paleoantropolog Lee Berger, bu yeni tekniğin önemini şu sözlerle vurguluyor:

“Bu yöntem, önümüzdeki birkaç on yıl boyunca paleontoloji bilimini tamamen dönüştürme potansiyeline sahip.”

İlk Varsayımlar Altüst Oldu

Lee Berger ve ekibi, Homo naledi kemiklerini ilk olarak 2013 yılında, “Rising Star” (Yükselen Yıldız) adı verilen zorlu bir mağara sisteminde keşfetmişti. İki mağaracının verdiği ipucunu takip eden bilim insanları, yerin metrelerce altında, sadece 18 santimetrelik daracık bir geçidin sonundaki bir odada yaklaşık 1500 fosil parçası ortaya çıkarmıştı.

O dönemde ekip, iri yapılı iskeletlerin erkeklere ait olduğunu düşünerek mağarada dengeli bir cinsiyet dağılımı olduğunu varsaymıştı. Ancak 24 Haziran’da prestijli Cell dergisinde yayınlanan yeni çalışma, daha önce “erkek” olarak sınıflandırılan büyük iskeletlerin de aslında kadın olduğunu ortaya koydu.

Paleoantropolojide Bir İlk

Tarih öncesi dönemlere ait devasa bir kemik hazinesinin tek bir cinsiyete ait çıkması, paleoantropoloji tarihinde neredeyse hiç görülmemiş bir durum. Bilim insanları şimdi şu gizemli sorunun cevabını arıyor: Bu antik kadınlar neden ve nasıl sadece kendilerine ait olan bu gizli odada toplandı? Bu keşif, insanlığın evrimsel geçmişine ve antik türlerin sosyal yapılarına dair bildiğimiz her şeyi yeniden gözden geçirmemize neden olacak gibi görünüyor.

Antik Dünyanın Gizemli Kadınları

Bu çarpıcı keşif, bilim dünyasında büyük bir yankı uyandırdı. Viyana Üniversitesi’nden arkeolog Katerina Douka, çalışmanın önemini şu sözlerle özetliyor:

“Bunlar son derece heyecan verici sonuçlar. Rising Star bölgesinin kültürel, hatta belki de sembolik bir önemi olduğuna işaret ediyor. Bu, biyolojik alternatiflerin dışlandığı, benzersiz ve bir o kadar da kafa karıştırıcı bir tarih öncesi keşif.”

Aslında bu, Homo naledi’nin bilim insanlarını ilk şaşırtışı değil. Bu antik kuzenlerimizin morfolojik özellikleri öteden beri paleoantropologları hayrete düşürüyor: Bizimkinin sadece üçte biri büyüklüğünde bir beyin, tırmanmaya uygun ilkel omuzlar ama modern insanları andıran, uzun adımlar atabilen gelişmiş bacaklar…

Daha önce Lee Berger ve ekibi, bu türün ölülerini kasten gömdüğünü, mağarada ateş yaktığını ve duvarlara taş aletlerle sembolik geometrik çizgiler kazıdığını öne sürmüştü. Normalde sadece Homo sapiens gibi büyük beyinli türlere atfedilen bu karmaşık davranışlar, Homo naledi’nin şempanze boyutundaki beynine rağmen neler yapabildiğini gösteriyor. Yeni keşif ise mağaradaki gizemi daha da derinleştiriyor. Lee Berger, bu durumun kendisinde yarattığı hissi şu çarpıcı cümleyle aktarıyor:

“Bu durum neredeyse tüylerinizi diken diken etmeli. Karşımızda insan olmayan, şempanze büyüklüğünde beyne sahip bir tür var ve bu tür bize kadınların dünyada ayrı ve önemli bir yeri olduğunu, ölümde bile bu yerin sadece onlara ait olduğunu söylüyor.”

Bilim İnsanları Antik Fosillerde Cinsiyeti Nasıl Belirliyor?

Antik keşiflerin yapıldığı Rising Star mağara sistemi, Güney Afrika'nın Johannesburg şehrinin yaklaşık 40 kilometre dışında yer alıyor.
Antik keşiflerin yapıldığı Rising Star mağara sistemi, Güney Afrika’nın Johannesburg şehrinin yaklaşık 40 kilometre dışında yer alıyor.

Peki, yüz binlerce yıl öncesine ait kemiklerin bir kadına mı yoksa bir erkeğe mi ait olduğu nasıl anlaşılıyor? Bilim dünyası bu konuda iki ana yönteme başvuruyor:

1. Genetik Kodlar: DNA Analizi

Bir iskeletin cinsiyetini belirlemenin en kesin yolu şüphesiz DNA’dır. Ancak DNA zamanla, özellikle de sıcak iklimlerde hızla bozulur. Bilim insanları antik DNA sınırlarını zorlamaya devam etse de şu anki dünya rekoru Grönland’daki 2,4 milyon yıllık bir buz örneğine ait. Bir hominin (insan akrabası) fosilinden elde edilebilen en eski DNA ise yaklaşık 400 bin yıl öncesine dayanıyor. Üstelik DNA molekülü hayatta kalsa bile, dizilimdeki büyük boşluklar yapılacak testleri ciddi şekilde kısıtlayabiliyor.

2. Kemik Yapısı: Morfolojik İnceleme

DNA analizinin mümkün olmadığı durumlarda devreye anatomi giriyor. Araştırmacılar leğen kemiği (pelvis) ve kafatasının şekline, ayrıca dişlerin boyutuna bakarak cinsiyet tahmini yapıyor. Erkekler ve kadınlar arasındaki bu anatomik farklar güçlü ipuçları sunuyor. Saint Michael’s College’dan biyolog Paul Constantino, bu yöntemin sınırlarını şöyle açıklıyor:

“Bu morfolojik özellikler oldukça güvenilirdir ancak neredeyse hiçbir zaman yüzde 100 kesinlik sağlamaz.”

Antik insan fosilleri genellikle çok nadir ve parçalanmış halde bulunduğundan, kemiklerdeki bu küçük yapısal farkları ayırt etmek bilim insanları arasında büyük tartışmalara yol açıyor. Araştırmacılar, karşılarındaki kemiğin farklı bir cinsiyete mi yoksa tamamen farklı bir insan türüne mi ait olduğunu çözmek için yoğun bir mesai harcıyor.

Evrim Ağacının Yeni Yıldızı: Antik Proteinler ve Diş Minesindeki Sırlar

Fosilleşmiş kemiklerin yapısal yetersizlikleri ve antik DNA’nın zamanla bozulması, bilim insanlarını insanlık tarihinin en büyük gizemlerini çözmek için yeni bir kaynağa yönelendiriyor: Dişlere ve kemiklere tutunmuş antik proteinler.

Mağara tabanındaki yüzey tortusundaki dağılıma dayanarak, ekip fosillerin uzun bir süre boyunca orada biriktiğinden şüpheleniyor.

Protein dizilimleri, bir türün insan soy ağacında tam olarak nerede durduğunu belirlemede yeni nesil bir harita görevi görüyor. Danimarka’daki Kopenhag Üniversitesi’nde moleküler biyolog ve çalışmanın ortak yazarı olan Enrico Cappellini’nin laboratuvarı, bu yöntemin gücünü daha önce de kanıtlamıştı. Ekip, antik protein dizilerini kullanarak modern orangutanların, 1,9 milyon yıl önce yaşamış dev maymun Gigantopithecus ile akraba olduğunu ortaya çıkarmış; eski gergedanların ve insan akrabalarının soy ağaçlarındaki yerini aydınlatmıştı.

Cinsiyet Kodlarını Değiştiren Protein: Amelogenin

Bu antik protein dizileri, sadece soy ağaçlarını değil, eski kemik örneklerindeki erkek ve dişi oranını da net bir şekilde ortaya koyabiliyor. Diş minesinde bulunan amelogenin adlı özel bir protein, dişi X kromozomundaki bir genden mi yoksa erkek Y kromozomundaki bir genden mi geldiğine bağlı olarak küçük yapısal farklılıklar gösteriyor.

Geçen yıl aynı ekip tarafından yapılan bir amelogenin analizi, evrimsel biyolojideki büyük bir klişeyi yıkmıştı: İki milyon yıllık hominin türü Paranthropus robustus‘un dişilerinin, sanılanın aksine erkeklerden mutlaka daha küçük olmadığını kanıtlamıştı.

“Diş Teli” Hassasiyetinde Teknolojik Devrim

Bu başarıların ardından Berger, Cappellini ve meslektaşları, aynı antik protein yöntemini Homo naledi üzerinde de denemeye karar verdiler. Amaçları, bu gizemli türün bizim soy ağacımızdaki yerini bulmak ve iskeletler arasındaki protein çeşitliliğine bakarak türün ne kadar homojen (benzer) olduğunu anlamaktı.

Ekip işe ilk olarak mağaradaki sadece dört bireyden örnek alarak başladı. Diş minesini incelemek ve protein dizilimini belirlemek için her dişten küçük bir parça kesildi. Ancak test sonuçları geldiğinde araştırmacılar şoke edici bir şey fark etti: Dört örnekte de amelogenin proteininin Y (erkek) kromozomu varyantından eser yoktu.

Bunun bir tesadüf olup olmadığını anlamak isteyen araştırmacılar, testi daha fazla diş üzerinde tekrarlamaya karar verdiler. Üstelik bu kez dişe zarar veren kesme işlemi yerine, diş minesini mikroskobik düzeyde kazımayı içeren, çok daha az tahrip edici alternatif bir yöntem geliştirdiler. Lee Berger, bu hassas tekniği şu sözlerle anlatıyor:

“Geliştirdiğimiz bu yeni kazıma yöntemi, bir diş hekiminin dişlerinize tel takmadan önce yüzeyi pürüzlendirmesinden daha fazla bir hasara yol açmıyor.”

Bu yenilikçi ve ultra hassas yöntem sayesinde bilim insanları, fosillere zarar vermeden mağaradaki neredeyse tüm bireylerin cinsiyetini tespit etmeyi başardı ve antik dünyanın en büyük keşiflerinden birine imza attı.

Araştırmacılar, saha kazılarının bazılarında, tortunun altında gömülü kemiklerin bir kısmını ortaya çıkarmak için ultraviyole ışık kullandılar.

“Neo” Bile Kadın Çıktı: Erkek Bebeklerin Bile Alınmadığı Gizemli Mağara

Yapılan geniş çaplı testler, bilim dünyasındaki şaşkınlığı bir kat daha artırdı: İncelenen 20 bireyden 19’unda erkeklik geni olan Y kromozomunun kesin olarak eksik olduğu kanıtlandı. Kalan son bir örnekte ise kromozomun büyük olasılıkla eksik olduğu belirlendi. İşin en çarpıcı yanı, daha önceki anatomik çalışmalarda iri yapısı nedeniyle kesin olarak “erkek” diye sınıflandırılan ve ekibin “Neo” adını verdiği ikonik iskeletin dişinde bile amelogenin proteininin Y (erkek) versiyonu bulunamadı. Yani Neo da aslında bir kadındı.

Almanya’daki Max Planck Evrimsel Antropoloji Enstitüsü’nden moleküler biyolog ve çalışmanın başyazarı Palesa Madupe, o an yaşadıkları şaşkınlığı şu sözlerle ifade ediyor:

“Sonuçları gördüğümüzde hepimiz şok olduk.”

Dünya üzerinde, kadınların bu kadar baskın olduğu tek bir antik yerleşim yeri biliniyor: Portekiz’deki bir Neolitik mağara. Ancak oradaki durum yerel insanların cenaze gelenekleriyle açıklanırken, Homo naledi mağarasındaki durum çok daha derin bir gizem barındırıyor.

Erkek Bebekler Bile Mağaraya Kabul Edilmemiş

Rising Star mağarasındaki iskeletlerin yaş dağılımı da en az cinsiyetleri kadar dikkat çekici. Odada 10 yetişkinin yanı sıra, aralarında bir bebek ve birkaç yürümeye başlayan çocuğun da bulunduğu 10 çocuk iskeleti yer alıyor. Ancak bu çocukların hiçbirinin erkek olmadığı anlaşıldı.

Bu bulgu bilim insanlarını adeta hayrete düşürdü; çünkü doğadaki ve tarihteki neredeyse tüm canlılarda bebekler annelerine tamamen bağımlıdır. Lee Berger, bu durumun sıra dışılığını şöyle açıklıyor:

“Ölülerini cinsiyetlerine göre katı bir şekilde ayıran Homo sapiens (modern insan) toplumlarında bile, ölen erkek bebekler her zaman anneleriyle birlikte tutulur, onlardan ayrılmaz.”

Ancak Homo naledi topluluğu, erkek çocukları bile bu özel alanın tamamen dışında bırakmıştı.

“Sanki Bir Damgalama Makinesinden Çıkmış Gibiler”

Paranthropus robustus gibi diğer antik türlerin aksine, Homo naledi iskeletleri yapısal olarak birbirine inanılmaz derecede benziyor. Çalışmada yer almayan George Washington Üniversitesi paleoantropologu Bernard Wood, bu yapısal benzerlik yüzünden iskeletlerin tamamının aynı cinsiyete ait çıkmasına şaşırmadığını belirtiyor.

Özellikle bulunan bir el kemiğine dikkat çeken Wood, durumu şu sözlerle özetliyor: “Kemikler sanki bir tür damgalama makinesinde seri üretimle yapılmış gibi duruyor. Morfolojide (yapısal biçimde) neredeyse hiçbir varyasyon, yani çeşitlilik yok. Bu, bir canlı türü için gerçekten çok garip bir durum.”

Bu yüksek benzerlik ve katı seçim, Homo naledi’nin sandığımızdan çok daha organize, belirli ritüellere sahip ve gizemli bir sosyal yapıya sahip olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.





Katlanabilir iPhone İlk Yılında Büyük Değer Kaybedebilir

Apple’ın 2026’da tanıtması beklenen katlanabilir iPhone modeli, yüksek fiyatına rağmen ilk yıl içinde ciddi bir değer kaybı yaşayabilir. SellCell’e göre foldable telefonlar, geleneksel modellere kıyasla çok daha hızlı değer kaybediyor. Bu durum, potansiyel alıcılar için önemli bir risk oluşturuyor.

Detaylar haberimizde…

Apple’ın uzun süredir gündemde olan katlanabilir iPhone modeli için geri sayım sürerken, cihazın satış sonrası değer kaybı şimdiden tartışılmaya başlandı. Yeniden satış platformu SellCell’in verilerine göre, katlanabilir telefonlar ilk 12 ayda ortalama yüzde 64,6 oranında değer kaybediyor. Bu oran, klasik amiral gemisi akıllı telefonlarda yüzde 55,3 seviyesinde kalıyor.

Katlanabilir Telefonlar Neden Daha Hızlı Değer Kaybediyor?

Araştırmaya göre katlanabilir cihaz kullanıcıları, ortalama 997,69 dolar değer kaybı yaşıyor. Geleneksel akıllı telefonlarda bu rakam yaklaşık 605,32 dolar. Yani foldable segmentte kayıp, yaklaşık 400 dolar daha fazla.

Daha önce 2024 tahmini yanlış çıkan Ming-Chi Kuo, Mart 2025’te katlanabilir iPhone’un 2026 sonunda veya 2027 başında tanıtılacağını ve seri üretimin 2026’nın dördüncü çeyreğinde başlayacağını söyledi.
Daha önce 2024 tahmini yanlış çıkan Ming-Chi Kuo, Mart 2025’te katlanabilir iPhone’un 2026 sonunda veya 2027 başında tanıtılacağını ve seri üretimin 2026’nın dördüncü çeyreğinde başlayacağını söyledi.

Bu yüksek değer kaybının arkasında birkaç temel neden öne çıkıyor:

  • Yeni ve hızlı gelişen bir teknoloji olması
  • Dayanıklılık ve ekran ömrü konusundaki soru işaretleri
  • İkinci el piyasasında talebin sınırlı kalması

Katlanabilir iPhone İçin Kritik Senaryo

Apple’ın katlanabilir iPhone modelinin 2.000 doların üzerinde bir başlangıç fiyatıyla gelmesi bekleniyor. Aynı araştırma verilerine göre, cihaz foldable ortalamasını takip ederse bir yıl sonunda yaklaşık 708 dolar seviyesine kadar gerileyebilir. Bu da yaklaşık 1.300 dolarlık bir değer kaybı anlamına geliyor.

Karşılaştırma yapmak gerekirse, iPhone 16 serisi cihazlar bir yıl sonunda değerlerinin yüzde 51,5’ini koruyabiliyor. Bu da Apple’ın klasik modellerde ikinci el değerini güçlü şekilde koruduğunu gösteriyor.

Beklenen Özellikler ve Lansman Takvimi

Sektör kaynaklarına göre katlanabilir iPhone:

  • 7,8 inç iç ekran
  • 5,5 inç dış ekran
  • Kitap tarzı katlanabilir tasarım
  • Titanyum-alüminyum kasa

ile gelecek. Cihazın Eylül 2026’da iPhone 18 serisiyle birlikte tanıtılması ve Ağustos ayında üretime girmesi bekleniyor.

Satın Almayı Düşünenler Ne Yapmalı?

SellCell, bu segmentte kararsız olan kullanıcıların Apple’ın 14 günlük iade politikasını değerlendirmesini öneriyor. Çünkü ikinci el satıştan yüksek geri dönüş elde etmek, mevcut veriler ışığında oldukça zor görünüyor.

Apple’ın bu tabloyu tersine çevirip çeviremeyeceği ise büyük ölçüde ürünün dayanıklılığına, yazılım optimizasyonuna ve özellikle “kırışıksız ekran” vaadini ne kadar gerçekleştirebildiğine bağlı olacak.

Katlanabilir iPhone’un piyasaya çıkışıyla birlikte, premium segmentte yeni bir rekabet alanı oluşması bekleniyor. Ancak bu cihazın gerçek başarısı, sadece satış rakamlarıyla değil, uzun vadeli kullanıcı memnuniyeti ve ikinci el performansıyla da ölçülecek.

OpenAI’ın İlk Özel Yapay Zeka Çipi Jalapeño Resmen Tanıtıldı

OpenAI, Broadcom iş birliğiyle geliştirdiği ilk özel yapay zeka çipini tanıttı. “Jalapeño” adı verilen işlemci, büyük dil modellerinin çalıştırılması için sıfırdan tasarlandı ve mevcut alternatiflere kıyasla watt başına çok daha yüksek performans sunuyor.

Detaylar haberimizde…

Yapay zeka alanının en büyük oyuncularından OpenAI, Broadcom ile iş birliği içinde geliştirdiği ilk özel çipini 24 Haziran’da resmi olarak tanıttı. Jalapeño adı verilen bu işlemci, büyük dil modellerinin kullanıcı komutlarına yanıt verme süreci için sıfırdan tasarlandı. OpenAI Broadcom çip ortaklığı, şirketin NVIDIA GPU’larına olan bağımlılığını azaltma stratejisinin somut bir adımı olarak değerlendiriliyor.

OpenAI Broadcom Çip Ortaklığı Nasıl Şekillendi?

İki şirket arasındaki resmi ortaklık Ekim 2025’te duyurulmuştu; ancak OpenAI’ın kendi çip geliştirme planları uzun süredir sektörde konuşuluyordu. Jalapeño’nun tasarım aşamasından üretime geçişi yalnızca dokuz ayda tamamlandı. Bu süreçte OpenAI’ın kendi yapay zeka modelleri de çip geliştirme sürecini hızlandırmak için kullanıldı; yani çipi tasarlamak için de yapay zekadan yararlanıldı.

OpenAI Broadcom çip Jalapeño yapay zeka işlemcisi
OpenAI ve Broadcom iş birliğinin duyurulduğu podcast yayınından bir kare. Kaynak: OpenAI YouTube

Çipin üretim altyapısı Broadcom ve Celestica ortaklığıyla hayata geçirildi. Broadcom’un Tomahawk ağ silikon teknolojisi platformun büyük ölçekli üretime taşınmasında kritik bir rol üstlendi. Jalapeño’nun ilk örnekleri OpenAI CEO’su Sam Altman ve Başkan Greg Brockman’a Broadcom’un üst yönetimi tarafından bizzat teslim edildi.

Mevcut Alternatifleri Geride Bırakıyor

OpenAI’ın açıklamasına göre Jalapeño, mevcut en gelişmiş çözümlere kıyasla watt başına belirgin biçimde daha yüksek performans sunuyor. Mimarisi, veri hareketini azaltacak ve hesaplama, bellek ile ağ kaynaklarını dengeleyecek biçimde kurgulandı; bu sayede teorik zirve performansa çok daha yakın bir kullanım oranına ulaşıyor. Şirketin açıklamalarına göre çip, mevcut GPU tabanlı alternatiflere kıyasla çıkarım başına yaklaşık yüzde elli daha düşük maliyet sunuyor. Performansa ilişkin ayrıntılı teknik raporun önümüzdeki aylarda kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor.

TechCrunch‘ın haberine göre Jalapeño özellikle gerçek zamanlı kodlama modellerinin düşük maliyetle çalıştırılmasında öne çıkıyor. Ön eğitim gibi daha yoğun işlemler için Nvidia donanımının kullanılmaya devam etmesi bekleniyor; ancak çıkarım maliyetlerindeki küçük düşüşler bile şirketin kârlılığına önemli katkı sağlayabilir. Jalapeño’nun ilk üretim partisinin yaklaşık yüzde kırkının Microsoft tarafından satın alınması bekleniyor.

OpenAI Başkanı Greg Brockman konuya ilişkin OpenAI’ın kendi podcast yayınında iş yükünü çok iyi anladıklarını, yetersiz karşılanan spesifik iş yüklerini araştırıp mümkün olanı nasıl hızlandırabileceklerini sorduklarını belirtti.

Nvidia’ya Rakip mi, Tamamlayıcı mı?

Google ve Amazon, büyük dil modellerini daha hızlı ve ucuz çalıştırmak amacıyla yıllar önce kendi özel yapay zeka hızlandırıcılarını geliştirmeye başlamıştı. Makine öğrenmesi iş yüklerini Nvidia’dan bağımsız şekilde yürütme hedefi, sektörün en güçlü oyuncuları arasında giderek yaygınlaşan bir eğilime dönüştü. OpenAI’ın Jalapeño hamlesi de bu tablonun en son ve en çarpıcı halkasını oluşturuyor.

OpenAI, Jalapeño’nun yalnızca kendi modelleri için değil, sektördeki tüm büyük dil modelleri için esnek bir platform olarak tasarlandığını vurguluyor. Şirket, çipin veri merkezi ortaklarıyla gigawatt ölçeğinde devreye alınacağını ve birden fazla nesil boyunca geliştirileceğini açıkladı.

Yapay Zeka Ekonomisinde Çip Kontrolü Neden Bu Kadar Önemli?

Jalapeño’nun tanıtımı, OpenAI’ın uçtan uca altyapı stratejisinin bir parçası. Şirket halihazırda Codex gibi ajanlı ürünler, bu ürünleri destekleyen modeller ve söz konusu modelleri çalıştıracak veri merkezleri geliştiriyor. Amaca özel çiplere geçiş bu süreçte bir adım daha ileri gitmek anlamına geliyor.

OpenAI Broadcom çip Jalapeño yapay zeka işlemcisi
OpenAI ve Broadcom iş birliğiyle geliştirilen Jalapeño çipi yapay zeka dünyasında yeni bir dönemin kapılarını aralıyor.

OpenAI, şirketin yalnızca sınır modelleri geliştirmediğini ya da bunların üzerine ürünler inşa etmediğini, aynı zamanda bunların altındaki altyapıyı da tasarladığını vurguladı. Çip mimarisi, çekirdekler, bellek sistemleri, ağ bağlantısı, zamanlama, dağıtım sistemleri ve ürün deneyimini kapsayan bu yapıyla her katmanın aynı hedef doğrultusunda optimize edilebildiğini açıkladı.

Yapay zeka şirketleri açısından çıkarım maliyetleri, kârlılığın önündeki en büyük engellerden biri olmayı sürdürüyor. Jalapeño’nun bu bağlamda yalnızca bir donanım yatırımı olarak değil, OpenAI’ın uzun vadeli sürdürülebilirlik stratejisinin bir parçası olarak değerlendirildiği vurgulanıyor.

Kaynaklar

TechCrunch: https://techcrunch.com/2026/06/24/openai-unveils-its-first-custom-chip-built-by-broadcom/

Bloomberg: https://www.bloomberg.com/news/articles/2026-06-24/openai-and-broadcom-unveil-ai-chip-to-run-models-faster-cheaper

OpenAI: https://openai.com/index/openai-broadcom-jalapeno-inference-chip/

Derleyen: Gizem Özcan

Cloudflare CEO’su: Yapay Zeka Küçük İşletmeleri Yok Edecek

Cloudflare CEO’su Matthew Prince, yapay zeka ajanlarının internet ekonomisini kökten değiştirebileceğini ve küçük işletmeleri zor durumda bırakabileceğini söyledi.

Detaylar haberimizde…

Cloudflare Radar’ın verilerine göre, HTML sayfalarına yapılan HTTP isteklerinin %57,5’ini botlar, %42,5’ini ise insanlar oluşturuyor. Bu dönüşüm, özellikle müşteri kazanımı açısından küçük işletmeler için risk oluşturuyor.

Cloudflare CEO’su Matthew Prince, yaptığı açıklamada yapay zeka ajanlarının küçük işletmeler üzerinde yıkıcı bir etki yaratabileceği uyarısında bulundu. Prince’e göre, kullanıcılar adına karar veren AI sistemleri, büyük markaları daha fazla öne çıkarırken küçük işletmelerin görünürlüğünü azaltıyor.

Cloudflare verilerine göre web trafiğinde dengeler değişiyor

Cloudflare verileri, internet kullanım alışkanlıklarında önemli bir kırılmaya işaret ediyor. Şirketin paylaştığı verilere göre, web trafiğinin yaklaşık yüzde 57’si artık botlardan oluşuyor ve bu oran zaman zaman yüzde 62’ye kadar çıkıyor.

Bu durum, makinelerin internet üzerindeki baskın aktör haline geldiğini gösteriyor. Prince, bu dönüşümün 2027’de gerçekleşmesini beklediklerini ancak sürecin daha erken tamamlandığını belirtiyor.

AI ajanları nasıl karar veriyor?

AI ajanları, kullanıcı adına ürün veya hizmet ararken genellikle en bilinen ve güçlü dijital varlığa sahip markalara yöneliyor. Bunun temel nedeni, bu sistemlerin kararlarını büyük veri setleri ve güçlü marka sinyalleri üzerinden vermesi.

Bu yaklaşım, küçük işletmelerin organik keşfedilme şansını azaltıyor. Özellikle SEO ve içerik üzerinden büyüyen işletmeler için bu durum, trafik ve müşteri kaybı anlamına gelebilir.

Dijital ekonomide güç dengesi değişebilir

Prince’in uyarıları, daha geniş bir dönüşümün parçası olarak değerlendiriliyor. 2026 boyunca yaptığı konuşmalarda, mevcut internet iş modelinin “çatırdamaya başladığını” ifade eden CEO, özellikle içerik üreticileri ve yayıncıların da benzer bir risk altında olduğunu vurguladı.

Matthew Prince, CEO of Cloudflare, on X (@eastdakota).
Matthew Prince, CEO of Cloudflare, on X (@eastdakota).

AI sistemlerinin içerikleri tarayıp doğrudan kullanıcıya sunması, web sitelerine gelen trafiği azaltırken gelir modellerini de zayıflatıyor. Bu durum, dijital yayıncılık ve e-ticaret ekosisteminde güç dengesinin büyük oyuncular lehine kaymasına neden olabilir.

Küçük işletmeler için yeni dönem

Cloudflare’ın internet altyapısındaki güçlü konumu, bu verilerin önemini artırıyor. Milyonlarca web sitesine hizmet veren şirket, AI ajanlarının davranışlarını doğrudan gözlemleyebiliyor.

Önümüzdeki dönemde küçük işletmelerin yalnızca SEO ve içerik üretimiyle rekabet etmesi zorlaşabilir. Marka bilinirliği, veri erişimi ve platform bağımlılığı gibi faktörler daha belirleyici hale gelirken, alternatif trafik ve müşteri kazanım stratejileri öne çıkabilir.

Anthropic’ten Alibaba’ya Hırsızlık Suçlaması: Claude AI’ın Yeteneklerini Kopyalıyorlar!

Anthropic, Alibaba’yı Claude yapay zekâ modeline yönelik geniş çaplı yetkisiz erişim girişimleriyle suçladı. Şirkete göre, on binlerce sahte hesap üzerinden milyonlarca sorgu yapılarak modelin yetenekleri kopyalanmaya çalışıldı. İddialar, küresel AI rekabetinde güvenlik ve regülasyon tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

Detaylar haberimizde…

Anthropic ile Alibaba arasında yeni bir gerilim hattı oluştu. Reuters’a yansıyan bilgilere göre Anthropic, Alibaba bağlantılı hesaplardan Claude AI modeline sistematik biçimde erişim sağlayarak modelin çıktılarından faydalanmaya çalıştığını öne sürdü. Şirket, bu girişimi bugüne kadarki en büyük “model distillation” (model damıtma) saldırısı olarak tanımlıyor.

25 bin sahte hesap, 28.8 milyon etkileşim

Anthropic’in iddiasına göre operasyon, Nisan–Haziran döneminde yaklaşık 25.000 sahte hesap üzerinden yürütüldü. Bu hesaplarla toplamda 28,8 milyon etkileşim gerçekleştirildi.

Anthropic'den veri kopyaladığı yönündeki iddialar ile gündeme gelen Alibaba, Nisan 2023'te Tongyi Qianwen'yi tanıtmıştı.
Anthropic’den veri kopyaladığı yönündeki iddialar ile gündeme gelen Alibaba, Nisan 2023’te Tongyi Qianwen’yi tanıtmıştı.

Şirket, bu süreçte bölgesel erişim kısıtlamalarının ve kullanım şartlarının sistematik olarak aşıldığını belirtiyor. Claude’un özellikle yazılım geliştirme ve “agentic reasoning” (otonom problem çözme) gibi ileri düzey yeteneklerinin hedef alındığı ifade ediliyor.

Anthropic daha önce de benzer iddialarda bulunmuştu

Şirket, Şubat ayında DeepSeek, Moonshot AI ve MiniMax gibi diğer Çin merkezli AI şirketlerine yönelik benzer suçlamalarda bulunmuştu. O dönemde 24.000 sahte hesap ve 16 milyon sorgudan söz edilmişti.

Alibaba’ya yönelik iddialar ise hem ölçek hem de teknik karmaşıklık açısından önceki vakaların ötesine geçiyor.

Model distillation, büyük AI modellerine çok sayıda sorgu göndererek elde edilen yanıtların yeni bir modelin eğitiminde kullanılması anlamına geliyor. Bu yöntem, maliyetleri ciddi şekilde düşürse de fikri mülkiyet ve güvenlik tartışmalarını beraberinde getiriyor.

ABD-Çin geriliminde yeni başlık

Gelişme, ABD ile Çin arasındaki teknoloji rekabetinin daha da sertleştiği bir döneme denk geliyor. ABD Ticaret Bakanlığı’nın kısa süre önce getirdiği yeni ihracat kısıtlamaları, Amerikan AI modellerine erişimi sınırlandırmayı hedefliyor.

Anthropic, bu kapsamda en yeni modelleri olan Fable 5 ve Mythos 5’i piyasadan tamamen çekmişti. Şirket, distillation yoluyla elde edilen yeteneklerin siber güvenlik riskleri doğurabileceğini savunuyor.

Piyasa etkisi ve olası sonuçlar

Haberlerin ardından Alibaba hisselerinde yaklaşık yüzde 3’lük düşüş yaşandı. Analistler, bu tür iddiaların Washington’daki düzenleyici baskıyı artırabileceğine dikkat çekiyor.

Uzmanlara göre bu gelişme, yalnızca iki şirket arasındaki bir anlaşmazlık değil; aynı zamanda küresel AI ekosisteminde veri erişimi, model güvenliği ve rekabet kurallarının yeniden şekillenmesine işaret ediyor. Önümüzdeki dönemde hem teknik hem de hukuki önlemlerin sıkılaşması bekleniyor.