Ana Sayfa Blog Sayfa 5

Google I/O 2026’da Gözler Yapay Zekâda

Google’ın merakla beklenen geliştirici konferansı Google I/O (Input/Output) 2026, 19 Mayıs’ta ABD’de başlıyor. Şirketin yapay zekâ modeli Gemini’yi ürün ekosisteminin merkezine daha da yerleştirmesi beklenirken, Android 17, Android XR ve yeni nesil Googlebook cihazları etkinliğin öne çıkan başlıkları arasında gösteriliyor.

Detaylar haberimizde…
https://io.google/2026/

Gözler Google’ın Yapay Zekâ Hamlelerinde

Google’ın her yıl düzenlediği geliştirici konferansı Google I/O 2026, 19 Mayıs’ta ABD’nin California eyaletindeki Mountain View kentinde bulunan Shoreline Amphitheatre’da gerçekleştirilecek. Teknoloji dünyasının yakından takip ettiği etkinlikte gözler, bu yıl da büyük ölçüde Google’ın yapay zekâ stratejisine çevrilmiş durumda.

Son yıllarda yapay zekâyı ürün ve hizmetlerinin merkezine yerleştiren Google’ın, I/O 2026’da da odağını Gemini üzerine kurması bekleniyor. Şirketin, Gemini markasını yapay zekâ ile özdeş hale getirme hedefi doğrultusunda Android’den ChromeOS’a, akıllı cihazlardan çevrim içi hizmetlere kadar uzanan yeni entegrasyonlar tanıtacağı öngörülüyor.

Gemını Ekosistemin Her Yerinde Olabilir

Google, geçen yıl düzenlenen I/O 2025 etkinliğinde Gemini 2.5 ailesini tanıtarak Gemini 2.5 Flash ve 2.5 Pro modellerini duyurmuştu. Ardından Kasım 2025’te Gemini 3 piyasaya sürülmüş, bu modelin 3.1 Pro ve 3.1 Flash-Lite ön izleme sürümleri ise şubat ve mart aylarında geliştiricilere sunulmuştu.

Google cephesinde en çok merak edilen konuların başında ise Gemini’nin yeni sürümü geliyor. Şirketin, Gemini 4’ü mü tanıtacağı yoksa Gemini 3.5 ya da 3.8 gibi ara güncellemelerle mi yoluna devam edeceği henüz netlik kazanmış değil.

Ancak sürüm numarasından bağımsız olarak beklenti büyük ölçüde aynı noktada birleşiyor: Gemini’nin Google ekosistemindeki varlığının daha da güçlendirilmesi.

Bu doğrultuda Android telefonlardan ChromeOS tabanlı cihazlara, Android Auto’dan çevrim içi Google hizmetlerine kadar uzanan geniş bir yelpazede Gemini destekli yeni özelliklerin duyurulması bekleniyor. Yeni modellerin işlem gücü, yanıt verme hızı ve cihaz üzerinde çalışma kapasitesi ise teknoloji dünyasının yakından izleyeceği başlıklar arasında yer alıyor.

Androıd 17 “İşletim Sisteminden, Zekâ Sistemine” Dönüşüyor

Google’ın geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği The Android Show etkinliği, Android 17’ye ilişkin önemli ipuçları verdi. Şirket, Android’i yalnızca bir işletim sistemi olmaktan çıkarıp “intelligence system” yani “zekâ sistemi” olarak tanımlamaya başladı.

Bu yeni yaklaşımın merkezinde yine Gemini bulunuyor.

Google’ın hedefi, Gemini’nin kullanıcı davranışlarını anlayan, ihtiyaçları öngören ve kullanıcı adına harekete geçen “agentic” yani ajans yeteneklerine sahip bir yardımcıya dönüşmesi.

Bu dönüşümün Android telefonlar, tabletler ve diğer cihazlarla etkileşim biçimini kökten değiştirebileceği değerlendiriliyor.

Ancak bu heyecanın yanında bazı soru işaretleri de bulunuyor. Google’ın resmi internet sitesindeki dipnotlara göre Gemini Intelligence deneyimi, yüksek donanım gereksinimlerine ihtiyaç duyuyor.

Sistemin çalışabilmesi için cihazda en az 12 GB RAM, üst segment bir işlemci, beş Android güncelleme desteği ve AI Core ile Gemini Nano v3 veya üzeri yapay zekâ altyapısının bulunması gerekiyor.

Bu durum, oldukça yeni kabul edilen bazı cihazların bile kapsam dışında kalabileceği anlamına geliyor. Örneğin Pixel 9 serisi ya da temel model Samsung Galaxy Z Fold 7’nin dahi tüm özellikleri desteklemeyebileceği belirtiliyor.

Google

Yeni Androıd Özellikleri Dikkat Çekiyor

Android 17 ile birlikte yalnızca altyapı değil, kullanıcı deneyimi tarafında da önemli yenilikler bekleniyor.

Bunlardan biri “Rambler” isimli yapay zekâ özelliği. Sistem, sesli dikte sırasında kullanılan gereksiz dolgu ifadelerini temizleyerek daha akıcı ve profesyonel metinler oluşturmayı amaçlıyor.

Google’ın üzerinde çalıştığı bir diğer yenilik ise yeni nesil 3D emojiler.

Bunun yanında “Pause Point” adlı ekran süresi aracı da dikkat çekiyor. Özellik, kullanıcıların dikkat dağıtan uygulamaları açmasını engelleyerek dijital alışkanlıkları daha kontrollü hale getirmeyi hedefliyor.

“Create My Widget” isimli araç ise kullanıcıların Gemini yardımıyla kendi ana ekran araç takımlarını tasarlamasına imkân tanıyacak.

Google’ın Android’i giderek daha kişisel ve üretken bir platforma dönüştürmeye çalıştığı görülüyor.

Androıd XR ve Akıllı Gözlük Yarışı

Google I/O 2026’nın en merak edilen başlıklarından biri de Android XR platformu olacak.

Şirket geçen yıl akıllı gözlükler ve başlıklar için geliştirdiği genişletilmiş gerçeklik platformu Android XR’ı ilk kez göstermişti. Ancak kamuoyuna yalnızca prototip düzeyinde bilgiler sunulmuştu.

Bu yıl ise daha somut ürünlerin ortaya çıkması bekleniyor.

Teknoloji dünyasında birçok şirket, akıllı gözlüklerin geleceğin bilgisayar deneyimi olacağı görüşünde birleşiyor. Google’ın da bu yarışta daha iddialı bir pozisyon almak istediği değerlendiriliyor.

Özellikle bir ya da iki ekrana sahip Android XR gözlüklerinin, piyasadaki rakipleri zorlayıp zorlayamayacağı merak konusu.

Meta’ya Rakip mi Geliyor?

framesixty

Akıllı gözlük pazarında şu anda en çok konuşulan ürünlerden biri Meta’nın ekranlı Ray-Ban gözlükleri.

Ancak bu cihazların önemli bir eksikliği bulunuyor. Bu eksiklik, üçüncü taraf uygulama desteğinin sınırlı olması.

Yaklaşık 800 dolarlık fiyat etiketi taşıyan ürün, yazılım ekosistemi bakımından kullanıcıların beklentilerini tam anlamıyla karşılayamadığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

Meta her ne kadar geliştiricilere web uygulamaları oluşturma izni vermeye başlamış olsa da Google’ın çok daha geniş bir uygulama mağazası ve XR altyapısıyla pazara güçlü biçimde giriş yapabileceği konuşuluyor.

Bu nedenle I/O 2026’da tanıtılabilecek Android XR ekosistemi, teknoloji sektöründeki rekabet açısından kritik görülüyor.

Googlebook ve Yeni İşletim Sistemi Sürprizi

© The Android Show; Screenshot by Gizmodo

Google’ın Android Show sırasında sürpriz biçimde duyurduğu yeni nesil dizüstü bilgisayar serisi Googlebook da konferansın dikkat çeken başlıklarından biri olabilir.

Şirket, “yapay zekâ için tasarlanmış modern işletim sistemi” ifadesini kullansa da platformun resmi adını henüz açıklamadı.

Kod adı “Aluminium OS” olarak bilinen sistemin, Android ile ChromeOS’un birleşiminden oluşacağı değerlendiriliyor.

Teknoloji çevrelerinde olası isimlerden biri “GoogleOS” olarak öne çıkıyor.

Google’ın Asus, Acer, Dell, HP ve Lenovo gibi üreticilerle geliştirilen Googlebook donanımlarına ilişkin ilk görüntüleri paylaşması da beklentiler arasında yer alıyor.

Veo’nun Yeni Sürümü Gelebilir

Google’ın yapay zekâ tabanlı video üretim aracı Veo da I/O 2026’da sahne alabilir.

Geçen yıl tanıtılan Veo 3, gerçekçiliğiyle hem övgü hem de eleştiri toplamıştı. Kimileri aracı yaratıcı projeler için devrim olarak değerlendirirken, kimileri ise içerik üretim sektöründe iş kayıplarını hızlandırabileceği gerekçesiyle tepki göstermişti.

Google’ın şimdi Veo 4 üzerinde çalıştığı tahmin ediliyor.

Yeni sürümün daha gerçekçi videolar üretebilmesi beklenirken, şirketin aynı zamanda yapay zekâ üretimi içeriklerin ayırt edilmesini sağlayacak güvenlik çözümleri açıklayıp açıklamayacağı da merak ediliyor.

Pıxel Beklentisi Zayıf

Google’ın konferansta Android Auto, Wear OS, Google TV ve ChromeOS gibi mevcut platformlarına ilişkin güncellemeler paylaşması bekleniyor.

Buna karşın yeni Pixel donanımları konusunda beklentiler düşük.

Uzmanlara göre Pixel 11 serisi ya da olası Pixel Watch 5 modelleri için en erken tarih ağustos ayı olacak.

Yine de Google’ın yeni Tensor G6 işlemcisinin yapay zekâ performansına ilişkin kısa ipuçları vermesi sürpriz sayılmayacak.

Gözler Google’ın Yapay Zekâ Vizyonunda

Google I/O 2026, şirketin yalnızca yeni ürünlerini değil, yapay zekâ merkezli gelecek vizyonunu da ortaya koyacağı bir sahne olmaya hazırlanıyor. Özellikle Gemini’nin teknoloji devinin tüm ekosistemine ne ölçüde nüfuz edeceği, konferansın en kritik sorusu olacak.

Kaynak: Wong, R. (2026, May 18). What we’re expecting at Google I/O 2026: It’s gonna be a Gemini-packed developer conference. Gizmodo. https://gizmodo.com/what-were-expecting-at-google-i-o-2026-2000757479

Google. (2026). Google I/O 2026. https://io.google/2026/

Apple’ın Beğenilmeyen iOS 26 Tasarımı Liquid Glass, ADC’de Altın Küp Kazandı

0

Apple’ın iOS 26’daki “Liquid Glass” arayüzü, New York’ta düzenlenen 105. ADC Ödülleri’nde (Art Directors Club Annual Awards) arayüz tasarımıyla Altın Küp (Gold Cube) kazandı. Tasarım, kullanıcı tarafında tartışmalı olsa da sektörün en prestijli ödüllerinden biriyle onurlandırılmış durumda.

Liquid Glass Nedir?

Liquid Glass, iOS 26 ile sistemin genel görünümünü yeniden tanımlayan, cam benzeri şeffaf yüzeyler, yansıma efekti ve akışkan animasyonlar üzerine kurulu yeni arayüz dili olarak öne çıkıyor. Apple, bu yaklaşımı tanıtırken “camın optik özelliklerini yazılımın akışkanlığıyla birleştiren en kapsamlı arayüz güncellemesi” olarak konumlandırmıştı.

Bu tasarım dili; bildirimlerden ayarlara, kontrol merkezinden widget’lara kadar pek çok noktada içeriği adeta cam bir katmanın arkasından gösteriyor. Ancak bu tercih, özellikle metin okunabilirliği ve dikkat dağıtıcı animasyonlar nedeniyle eleştirilerin odağına yerleşmiş durumda.

Kullanıcılar İkiye Bölündü

Kullanılabilirlik alanında öne çıkan Nielsen Norman Group, Liquid Glass için “Apple gösteriyi, kullanılabilirliğin önüne koyuyor” değerlendirmesini yaparak tasarımın erişilebilirlik ve okuma deneyimini zayıflattığını savundu. Özellikle yarı saydam kontrollerin içerik üzerinde yüzmesi, karmaşık arka planlarda metinleri zor okunur hâle getirmekle eleştiriliyor.

Kullanıcı tarafında en sık dile getirilen şikâyetler arasında göz yorgunluğu, pil tüketiminde artış ve yoğun animasyonlar nedeniyle arayüzde “sürekli hareket hissi” bulunuyor. Apple, gelen geri bildirimler sonrası iOS 26.1 ve 26.4 güncellemeleriyle şeffaflık/opacity kontrolü ve efekt azaltma ayarlarını güçlendirdi ancak Liquid Glass’ı tamamen kapatmaya izin veren bir seçenek hâlâ sunmuyor.

Sektörden Güçlü Onay

ADC Annual Awards, The One Club for Creativity tarafından bir asrı aşkın süredir düzenlenen ve tasarım dünyasında “zanaat standardı” kabul edilen bir organizasyon olarak öne çıkıyor. Bu yıl 39 ülkeden yüzlerce başvuru arasından seçilen projeler arasında Apple’ın Liquid Glass’ı, arayüz tasarımı kategorisinde Gold Cube ile ödüllendirildi.

Apple aynı gece toplam altı Altın Küp’le sahneden ayrılırken, “Someday” isimli işi hareketli görüntü yönetimi alanında; “ATV Rebrand” ise sinematografi odaklı hareketli içerik zanaatı kategorisinde ödül aldı. Bu tablo, şirketin yalnızca donanımda değil, görsel hikâye anlatımı ve arayüz tasarımında da hâlâ referans alınan bir oyuncu olduğunu gösteriyor.

WWDC 2026’da Sırada Ne Var?

Ödül haberi, Apple’ın haziranda gerçekleşecek WWDC 2026’da Liquid Glass’ın yeni bir yorumunu duyurmaya hazırlandığı beklentileri güçlendiriyor. Kulis bilgilerinde, iOS 27 ve macOS 27 ile birlikte daha esnek kişiselleştirme, okunabilirlik odaklı alternatif tema seçenekleri ve efekt yoğunluğunu kademeli olarak azaltan yeni arayüz ayarlarından söz ediliyor.

Eğer Apple, Liquid Glass’ı hem “ödüllü bir tasarım dili” hem de “günlük kullanımda konforlu bir arayüz” hâline getirebilirse, bugün tartışma konusu olan detaylar yarın tasarım literatüründe ders olarak anlatılabilir.

Samsung’da Dev Kriz: Tarihin En Büyük Grevi Kapıda

Samsung Electronics, 50 binden fazla çalışanın katılması beklenen ve 21 Mayıs’ta başlayacak 18 günlük grev öncesinde çip üretimini düşürmeye başladı. Şirket tarihinin en büyük iş bırakma eylemi olarak görülen bu süreç, küresel yarı iletken arzında ciddi dalgalanmalara yol açabilir.

Dünyanın en büyük teknoloji üreticilerinden Samsung, grev ihtimaline karşı üretim tarafında önlem almaya başladı. Şirketin bu hamlesi, 42 yıllık çip üretim tarihinde ilk kez fabrikaların tamamen durabileceği bir senaryoyu gündeme getirdi.

17 saatlik görüşmeler çöktü

Üretim kesintisi kararı, Güney Kore’de hükümet arabuluculuğunda yürütülen ve 17 saat süren maraton görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından geldi. Sejong’daki Hükümet Kompleksi’nde yapılan görüşmelerde taraflar anlaşma sağlayamadı.

Ulusal Samsung Elektronik Sendikası, sunulan teklifin geri adım anlamına geldiğini belirterek grev kararından vazgeçmeyeceklerini açıkladı. Sendika ayrıca grev sona erene kadar yeni bir müzakere planlamadıklarını duyurdu.

Krizdeki temel konu: kâr paylaşımı

Taraflar arasındaki anlaşmazlığın merkezinde, şirketin artan kârlılığının çalışanlara nasıl yansıtılacağı yer alıyor. Yapay zekâ çiplerine olan talep sayesinde hızla büyüyen gelirlerin adil dağıtılmadığı öne sürülüyor.

Sendika, yıllık işletme kârının yüzde 15’inin performans bonusu olarak dağıtılmasını ve mevcut üst sınırın kaldırılmasını talep ediyor. Samsung yönetimi ise bu oranı yaklaşık yüzde 10 seviyesinde tutmayı öneriyor ve kalıcı bir sistem kurulmasına sıcak bakmıyor.

SK Hynix rekabeti gerilimi artırıyor

Ücret politikaları, rakip SK Hynix ile oluşan maaş farkı nedeniyle daha da tartışmalı hale geldi. Sendikaya göre son dört ayda 200’den fazla kıdemli mühendis rakip firmaya geçti.

Bu durum yalnızca çalışan memnuniyetsizliğini değil, aynı zamanda Samsung’un kritik yetenek kaybı yaşadığını da ortaya koyuyor.

Milyarlarca dolarlık kayıp riski

Grevin ekonomik etkilerine ilişkin tahminler oldukça yüksek. Seoul Economic Daily’ye göre üretimin sadece bir gün durması, yaklaşık 22 bin wafer kaybına ve 650 milyar won zarara yol açabilir.

Ekipman hasarları ve üretimin yeniden dengelenme süreci de hesaba katıldığında toplam kaybın 43 trilyon wona ulaşabileceği belirtiliyor.

Küresel etkiler de ciddi olabilir. TrendForce verilerine göre DRAM üretiminde yüzde 3-4, NAND üretiminde ise yüzde 2-3 düşüş yaşanabilir. Üretimin normale dönmesi ise ek olarak iki ila üç hafta sürebilir. JPMorgan, toplam kâr kaybının 20 milyar dolara kadar çıkabileceğini öngörüyor.

Hükümet devreye girdi

Güney Kore hükümeti, grevin ülke ekonomisi üzerindeki etkilerinden endişe duyuyor. Maliye Bakanı Koo Yun-cheol, grevin “hiçbir koşulda gerçekleşmemesi gerektiğini” belirterek bunun ihracat ve finansal piyasalar için risk oluşturduğunu söyledi.

Başbakan Kim Min-seok da acil toplantı düzenleyerek taraflar arasında yeniden diyalog kurulması için destek verileceğini açıkladı.

Hükümetin gündeminde, son çare olarak grevi 30 gün boyunca yasaklayabilecek acil tahkim seçeneği bulunuyor. Ayrıca Samsung’un grev faaliyetlerini sınırlamak için yaptığı başvuruya ilişkin mahkeme kararının da kısa sürede açıklanması bekleniyor.

Samsung’dan çağrı, sendikadan şartlı mesaj

Samsung yönetimi, sendikaya yeniden müzakere çağrısı yaparak grevin çalışanlar, hissedarlar ve ülke ekonomisi açısından ciddi riskler taşıdığını vurguladı.

Sendika ise ancak “uygun bir teklif” sunulması halinde yeni bir değerlendirme yapabileceklerini belirtiyor.

21 Mayıs’a günler kala taraflar arasında henüz bir uzlaşma sağlanamazken, olası bir grev yalnızca Samsung’u değil, küresel yarı iletken tedarik zincirini de doğrudan etkileyebilecek kritik bir gelişme olarak öne çıkıyor.

Yapay Zeka İş Hayatında Gerçekten İşe Yarıyor mu? Yöneticilerin %73’ü ‘Hayal Kırıklığı’ Dedi

0

Yapay zekâya yönelik kurumsal ilgi hız kesmeden sürse de, şirketlerin bu alandaki yatırımlarından elde ettiği sonuçlar beklentilerin gerisinde kalmaya başladı. Globalization Partners (G-P) tarafından yayımlanan “AI at Work” raporuna göre, yöneticilerin %73’ü son 12 ayda yaptıkları yapay zekâ yatırımlarının en azından bir kısmının beklentileri karşılamadığını ifade ediyor.

Detaylar Haberimizde

Deneme Sürecinden Hesap Verebilirliğe

Altı farklı pazarda 2.850 yöneticiyle gerçekleştirilen araştırma, şirketlerin yapay zekâya bakışında önemli bir kırılmaya işaret ediyor. Her ne kadar katılımcıların tamamı yapay zekâ kullandığını belirtse de, bu teknolojiyi “agresif şekilde inovasyon için kullandığını” söyleyenlerin oranı %60’tan %42’ye geriledi.

Dahası, yöneticilerin yaklaşık %70’i, hedeflere ulaşılamaması durumunda yapay zekâ bütçelerini azaltmaya hazır olduklarını söylüyor. G-P COO’su Nat Natarajan’a göre, artık mesele hype değil, gerçek değer üretimi:

“Yapay zekâyı doğru kullanmak için her şeyi aynı anda yapmak yerine, gerçekten etki yaratan kullanım alanlarına odaklanmak ve ekipleri buna hazırlamak gerekiyor.”

Bu tablo yalnızca G-P araştırmasıyla sınırlı değil. NBER tarafından yapılan başka bir çalışmada, yaklaşık 6.000 CEO yapay zekânın henüz verimlilik veya istihdam üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığını belirtiyor. BCG’ye göre şirketler 2026’da AI harcamalarını gelirlerinin %1,7’sine çıkarmayı planlasa da, CEO’ların yarısı bu alandaki başarının kariyerlerini doğrudan etkileyeceğini düşünüyor. PwC verileri ise yapay zekâdan elde edilen ekonomik değerin büyük kısmının yalnızca %20’lik bir kesim tarafından toplandığını ortaya koyuyor.

Gizli Maliyetler ve İnsan Faktörü

Raporda dikkat çeken bir diğer unsur ise yapay zekânın görünmeyen maliyetleri. Yöneticilerin %69’u, çalışanların AI tarafından üretilen içerikleri kontrol etme, düzenleme ve doğrulama için daha fazla zaman harcadığını belirtiyor. Bu durum, beklenen verimlilik artışının önüne geçen bir “gizli maliyet” olarak değerlendiriliyor.

Öte yandan, %88’lik bir kesim çalışanların yapay zekâyı “üretken görünmek” için kullandığından endişe ediyor. Yani iş yapmaktan çok, iş yapıyor izlenimi oluşturma riski artıyor.

En çarpıcı bulgulardan biri ise yöneticilerin %82’sinin yapay zekâ sonrası insan çalışanlara verdikleri değerin azaldığını kabul etmesi. Uzmanlara göre bu yaklaşım, uzun vadede inovasyonun temel kaynağı olan insan faktörünü zayıflatabilir.

Time yazarı Katy George ise sorunun yapay zekâdan çok, şirketlerin başarıyı ölçme biçiminde olduğunu savunuyor. George’a göre yapay zekânın gerçek etkisi çoğu zaman maliyet düşürmede değil; daha iyi içgörü, öngörü gücü ve çalışan becerilerinde ortaya çıkıyor.

Yapay Zekâda Hesap Verme Dönemi

Tüm bu gelişmeler, yapay zekâ yatırımlarında yeni bir döneme girildiğini gösteriyor. Şirketler artık “AI kullanalım mı?” sorusunu değil, “AI gerçekten işe yarıyor mu?” sorusunu soruyor.

Bütçelerin sorgulandığı, sabrın azaldığı bu süreçte, yapay zekâ projelerinin somut sonuç üretmesi her zamankinden daha kritik hale gelmiş durumda. Önümüzdeki dönem, yapay zekâ için bir büyüme değil, bir hesap verme süreci olabilir.

İnsan Gözü Renkleri Nasıl Algılıyor? Bilim İnsanları  100 Yıllık Gizemini Çözdü

0

Yeni bir bilimsel araştırma, insanların renkleri nasıl algıladığını açıklayan geometrik sistemi ortaya koydu. Bilim insanları, ünlü fizikçi Erwin Schrödinger’in yaklaşık bir asır önce ortaya attığı teoriyi geliştirerek renk algısının temel matematiksel yapısını çözmeyi başardı.

Detaylar haberimizde…
Ekip, önceki renk bilimi deneylerinden elde edilen sonuçları CIERGB renk uzaylarına yerleştirerek, aynı renk tonuna sahip yüzeylerin tepe noktasına doğru düz bir çizgide ilerlemediğini gösterdi.
Kaynak: Los Alamos National Laboratory

100 Yıllık Gizem Çözülüyor

Bilim dünyası, insan beyninin renkleri nasıl algıladığına ilişkin yaklaşık 100 yıllık önemli bir gizemi çözmeye bir adım daha yaklaştı. ABD’deki Los Alamos National Laboratory öncülüğünde yürütülen yeni araştırma, insanların renk tonlarını, parlaklığı ve doygunluğu nasıl ayırt ettiğini açıklayan geometrik yapıyı matematiksel olarak tanımladı.

Araştırma, modern fiziğin en önemli isimlerinden Erwin Schrödinger tarafından 1920’li yıllarda ortaya konulan renk algısı teorisinin eksik kalan bölümlerini tamamlamayı hedefliyor. Çalışmanın sonuçları, renk algısının kültürel ya da öğrenilmiş bir süreçten ziyade insan görme sisteminin doğal ve içsel özelliklerinden kaynaklandığını gösteriyor.

Araştırmanın başyazarı Roxana Bujack, insanların iki renk arasındaki farkı algılama biçiminin belirli geometrik kurallarla açıklanabileceğini belirterek, “Renk özelliklerinin dışsal deneyimlerden değil, renk metriğinin kendi iç yapısından kaynaklandığını görüyoruz” dedi.

İnsan Gözü Renkleri Nasıl Görüyor?

İnsan gözünde renkleri algılayan üç farklı koni hücresi bulunuyor. Bu hücreler temel olarak kırmızı, mavi ve yeşil ışığa duyarlı çalışıyor. Beyin ise bu sinyalleri bir araya getirerek milyonlarca farklı renk tonunu oluşturuyor.

Bilim insanları bu sistemi uzun yıllardır “renk uzayı” adı verilen üç boyutlu bir yapı üzerinden açıklamaya çalışıyor. 19. yüzyılda Alman matematikçi Bernhard Riemann, algısal uzayların düz değil eğimli ve karmaşık geometrik yapılara sahip olabileceğini öne sürmüştü.

Daha sonra Schrödinger, bu yaklaşımı geliştirerek renk tonları, parlaklık ve doygunluk gibi kavramların matematiksel ilişkilerle açıklanabileceğini savundu. Ancak bilim dünyası uzun yıllar boyunca bu teorinin bazı bölümlerini tam olarak doğrulayamamıştı.

Yeni çalışma ise bu eksik halkaları tamamlayarak renk algısının temel geometrik mekanizmasını daha net biçimde ortaya koydu.

Ekip tarafından yürütülen renk algısı deneylerinin sonuçları: İkinci ve dördüncü sütunlardaki renkler eşleşiyorsa, nötr eksene en yakın algılanan renk, en kısa yolun sonunda yer alan renk ile örtüşmektedir.
Kaynak: Los Alamos National Laboratory

“Nötr Eksen” Problemi Çözüldü

Araştırmanın en önemli aşamalarından biri, bilim insanlarının “nötr eksen” olarak adlandırdığı problemi çözmesi oldu. Nötr eksen, siyahtan beyaza uzanan gri tonlarını temsil eden çizgiyi ifade ediyor.

Schrödinger’in modelinde renklerin bu eksene göre konumlandığı belirtilse de eksenin kendisi matematiksel olarak tanımlanmamıştı. Bu durum teorinin tam anlamıyla tamamlanmasını engelliyordu.

Araştırmacılar şimdi bu ekseni tamamen geometrik yöntemlerle tanımlamayı başardı. Böylece renkler arasındaki farkların insan zihninde nasıl oluştuğu daha doğru şekilde hesaplanabilecek hale geldi.

Bilim insanları ayrıca ışık yoğunluğunun renk algısını değiştirmesiyle ortaya çıkan “Bezold-Brücke etkisi” olarak bilinen optik problemi de yeni yöntemlerle açıkladı. Araştırmada, renkler arasındaki algısal geçişlerin düz çizgiler yerine en kısa geometrik yollar üzerinden modellenmesi gerektiği ortaya kondu.

Teknoloji ve Görselleştirme Alanında Yeni Dönem

Araştırmacılar, elde edilen sonuçların yalnızca teorik fizik açısından değil, teknoloji dünyası açısından da büyük önem taşıdığını vurguluyor.

Renk algısının daha doğru modellenmesi; fotoğrafçılık, video teknolojileri, dijital tasarım, veri görselleştirme ve bilimsel görüntüleme gibi pek çok alanda yeni uygulamaların önünü açabilir.

Özellikle yapay zekâ destekli görüntü işleme sistemlerinde insan gözünün renkleri algılama biçiminin daha hassas modellenmesi, görüntü kalitesinin artırılmasına katkı sağlayabilir.

Bilim insanları ayrıca bu sistemin gelişmiş simülasyon teknolojileri, sağlık görüntüleme sistemleri ve ulusal güvenlik alanlarında da kullanılabileceğini ifade ediyor.

Araştırma ekibi, çalışmanın gelecekte “Riemann-dışı uzay” olarak adlandırılan daha gelişmiş matematiksel modellerin geliştirilmesi için de temel oluşturacağını belirtiyor.

Bilim Dünyasında Büyük Yankı Uyandırdı

Çalışma, Avrupa’nın önemli bilim organizasyonlarından biri olan Eurographics Conference on Visualization kapsamında sunuldu. Araştırma ayrıca görsel bilişim alanının saygın yayınlarından Computer Graphics Forum dergisinde yayımlandı.

Uzmanlara göre bu gelişme, insan algısının matematiksel olarak anlaşılması konusunda son yılların en önemli ilerlemelerinden biri olabilir. Çünkü renk algısı yalnızca görsel bir deneyim değil aynı zamanda insan beyninin gerçekliği nasıl yorumladığını anlamak açısından da kritik öneme sahip.

Bilim insanları önümüzdeki yıllarda bu modelin daha da geliştirilmesiyle birlikte insan algısına ilişkin yeni keşiflerin yapılabileceğini düşünüyor.

Kaynak:

Bujack, R., Stark, E. N., Turton, T. L., Miller, J. M., & Rogers, D. H. (2025). The geometry of color in the light of a non-Riemannian space. Computer Graphics Forum. https://doi.org/10.1111/cgf.70136

SciTechDaily. (2025, May 30). Scientists solve 100-year-old Schrödinger mystery about color perception. https://scitechdaily.com/scientists-solve-100-year-old-schrodinger-mystery-about-color-perception/

iPhone ve Android’de Pil Ömrü Gerçekten Nasıl Uzatılır? Efsaneler ve Bilimsel Gerçekler

Akıllı telefonunuz sabah yüzde 100 dolu başlıyor ama gün ortasında tekrar şarja mı koşuyorsunuz? Pil sağlığı ve günlük pil ömrü aslında iki farklı şey. iPhone ve Android telefonlarda bataryayı yıpratan alışkanlıkları, üreticilerin resmi tavsiyelerini ve gerçekten işe yarayan ayarları adım adım derledik.

Pil ömrü ve pil sağlığı arasındaki fark

“Pil ömrü”, telefonunuzun tek bir şarjla ne kadar süre çalışabildiğini ifade ediyor. Aynı cihazın “pil sağlığı” ise bataryanın yeni haline kıyasla ne kadar kapasite kaybettiğini gösteren yüzde değeri. Zamanla her şarj‑deşarj döngüsünde kimyasal yapı biraz yıpranıyor ve kapasite düşüyor; çoğu lityum iyon batarya için 500–1000 çevrimden sonra hissedilir performans kaybı başlıyor. Akıllı telefonlarda tipik olarak 2–3 yıl sonra pil sağlığı belirgin biçimde azalıyor ve bir günü tek şarjla çıkarmak zorlaşıyor.

Pil ömrü hakkında en yaygın efsaneler

“Yeni telefonu ilk gün 12 saat şarjda bırakmak şart”

Nikel bazlı eski pillerde ilk kullanımda uzun süre şarjda bırakma öneriliyordu fakat modern lityum iyon piller için bu alışkanlığın bir anlamı yok. Güncel cihazlar yüzde 100’e ulaştığında şarjı yönetebilen devrelerle geliyor ve kutudan çıkar çıkmaz normal şekilde kullanmak için tasarlanıyor.

“Gece boyunca şarjda kalması pile zarar verir”

iPhone ve Android telefonlar yüzde 100’e ulaştığında, uygun adaptörle kullanıldıklarında şarj akımını kontrol eden güvenlik devrelerine sahip. Asıl risk, telefonun çok ısınması; bu yüzden şarj olurken cihazı yastık altına, battaniye üstüne ya da havalandırması zayıf yüzeylere bırakmamak önemli. iOS ve pek çok Android modelinde gece boyunca yüzde 100’de bekleme süresini azaltmak için “optimize edilmiş şarj” tarzı özellikler bulunuyor.

“Pili tamamen bitirip sonra şarj etmek daha sağlıklı”

Lityum iyon piller, tamamen boş kalmaktan hoşlanmıyor. Pek çok üretici, pil seviyesinin sık sık yüzde 0’a düşmesindense yüzde 20’nin altına çok indirmemeyi öneriyor. Uzun süre kapalı kalan cihazlarda pilin tamamen tükenmesi, bataryanın yeniden şarj olmasını zorlaştırabiliyor veya hiç açılmamasına neden olabiliyor.

“Arka plandaki tüm uygulamaları sürekli kapatmak şart”

Hem iOS hem Android, arka plandaki uygulamaları RAM ve pil açısından otomatik yönetebilecek şekilde tasarlanmış durumda. Uygulamaları her seferinde elle kapatmak, çoğu zaman onları sıfırdan açtığı için daha fazla enerji harcanmasına yol açabiliyor. Asıl dikkat edilmesi gereken, anormal şekilde pil tüketen birkaç uygulamayı tespit edip onların arka plan etkinliğini kısıtlamak.

“Karanlık mod pil ömrünü her zaman katlıyor”

Karanlık mod, OLED ekranlı cihazlarda ciddi tasarruf sağlayabiliyor çünkü siyah görünen pikseller gerçekten kapanıyor. Ancak LCD ekranlı telefonlarda karanlık modun etkisi çok daha sınırlı; burada asıl belirleyici olan ekran parlaklığı.

iPhone’da pil ömrünü uzatmak için ayarla

Pil sağlığını kontrol etmek

iPhone’da Ayarlar → Pil → Pil Sağlığı ve Şarj menüsünden pilin maksimum kapasite değerini görebilirsiniz. Bu yüzde, pil yeni durumdayken 100 iken zamanla azalıyor. Kapasite yüzde 80’in altına düştüğünde cihaz, yoğun kullanımda daha hızlı boşalmaya ve ani kapanmalara daha yatkın hâle geliyor.

Optimize edilmiş şarjı açmak

Aynı menüdeki “Optimize Edilmiş Pil Şarjı” seçeneği açık olduğunda iPhone, şarj alışkanlıklarınızı öğrenip pili gereksiz yere uzun süre yüzde 100’de tutmamaya çalışıyor. Özellikle gece şarja takılan cihazlarda, pilin kimyasal ömrünü uzatmak için şarjın son kısmını sabaha yakın tamamlıyor.

Ekran ve parlaklık ayarları

Ekran, modern telefonlarda en büyük enerji tüketicilerinden biri. Otomatik parlaklık özelliğini aktif etmek ve manuel olarak gereksiz parlaklıktan kaçınmak günlük pil ömrüne doğrudan etki ediyor. Yüksek yenileme hızına sahip modellerde, sistem ayarından “Otomatik” veya “Standart” modunu seçmek de tüketimi azaltabiliyor.

Arka plan etkinliğini ve konumu sınırlamak

iOS’ta Ayarlar → Genel → Arka Planda Uygulama Yenile bölümünden sık kullanmadığınız uygulamaların arka plan yenilemesini kapatabilirsiniz. Ayarlar → Gizlilik → Konum Servisleri menüsünde ise uygulamaları “Her Zaman” yerine “Uygulamayı Kullanırken” şeklinde sınırlandırmak hem pil hem de gizlilik için avantaj sağlıyor.

Android’de pil ömrünü uzatmak için ayarlar

Pil kullanımını izlemek

Android cihazlarda Ayarlar → Pil bölümünde hangi uygulamanın ne kadar enerji harcadığı detaylı biçimde görülebiliyor. Burada listenin en üstünde, beklemediğiniz bir uygulama varsa önce onu güncellemek, sorun devam ederse arka plan etkinliğini sınırlamak işe yarıyor.

Uyarlanabilir pil ve güç tasarrufu

Pek çok Android cihazda bulunan “Uyarlanabilir Pil” özelliği, nadiren kullanılan uygulamaların arka plan etkinliğini otomatik kısıtlıyor. Aynı menüdeki “Pil Tasarrufu” veya “Güç tasarrufu” modunu da özellikle düşük seviyelerde devreye almak, günü kurtarabilecek bir seçenek.

Ekran, tema ve parlaklık

Android’in resmi kılavuzları, pil tasarrufu için ekran süresini kısaltmayı, parlaklığı azaltmayı ve mümkünse otomatik parlaklık kullanmayı öneriyor. Koyu tema desteği olan cihazlarda, siyah ağırlıklı arayüzler ve duvar kâğıtları özellikle OLED ekranlarda tüketimi azaltabiliyor.

Bağlantı ve konum ayarları

Google’ın pil önerileri, gereksiz yere açık kalan GPS, Bluetooth ve mobil erişim noktası (hotspot) kullanımının pil ömrünü ciddi şekilde etkilediğini vurguluyor. Konuma ihtiyaç duymadığınızda bu hizmetleri kapatmak, mobil veri yerine mümkün olduğunda Wi‑Fi kullanmak ve seyahat sırasında telefonu sürekli hotspot olarak açmamak önemli kazanımlar sağlayabiliyor.

Günlük şarj alışkanlıklarını düzenlemek

Telefon üreticileri, pilin tamamen boşalıp tamamen dolması yerine daha ılımlı şarj aralıklarına dikkat çekiyor. Cihazı sık sık yüzde 0’a düşürmek yerine, mümkün oldukça yüzde 20–30 seviyesinin altına inmeden şarja takmak ve şarj yüzde 80–90 civarına geldiğinde kablodan ayırmak, uzun vadede bataryanın daha sağlıklı kalmasına yardımcı oluyor. Şarj sırasında telefonu yoğun şekilde kullanmamak ve aşırı ısınmaya izin vermemek, batarya kimyasını koruyan diğer faktörler.

Orijinal ya da üretici tarafından onaylanmış adaptör ve kabloları kullanmak da hem güvenlik hem pil ömrü açısından önem taşıyor. Düşük kaliteli, standart dışı hızlı şarj cihazları kısa vadede sorun yaratmasa bile uzun vadede ısı artışı ve dengesiz gerilim nedeniyle bataryayı olumsuz etkileyebiliyor.

Ne zaman pil değişimi düşünülmeli

Apple, iPhone’larda pil sağlığı belirli bir seviyenin altına indiğinde servis seçenekleri sunuyor ve pil değişiminin performansı belirgin biçimde iyileştirebileceğini belirtiyor. Android tarafında da üreticilerin destek sayfaları, sık şarj gerektiren, ani kapanmalar yaşayan ve birkaç yılını doldurmuş cihazlarda pil değişimini öneriyor. Pil kapasitesi belirgin şekilde düşmüş, gün içinde birden fazla kez şarj edilen telefonlarda, yetkili serviste yapılacak bir pil değişimi cihazın toplam kullanım ömrünü birkaç yıl daha uzatabiliyor.

Dijitaliyidir’in Editör Yorumu

Akıllı telefon üreticileri her yeni modelde daha parlak ekranlar, daha güçlü işlemciler ve daha gelişmiş kameralar sunarken, arka planda görünmeyen bir yarış daha sürüyor: pil teknolojisi. Henüz devrimsel bir batarya atılımı hayatımıza girmemiş olsa da, yazılım tarafındaki küçük iyileştirmeler ve kullanıcı tarafındaki basit alışkanlık değişiklikleri, günlük deneyimi ciddi anlamda değiştirebiliyor. Pil yüzdesine takılıp kalmak yerine, gerçekten önemli anlarda telefonun yanımızda ve çalışır olmasını sağlayan birkaç basit kuralı benimsemek, dijital hayatın temposuna ayak uydurmanın en sakin yollarından biri gibi görünüyor.

Alibaba’nın Qwen Yapay Zekâ Modelleri Küresel Bulut Platformlarında Yaygınlaşıyor

0

Alibaba’nın geliştirdiği Qwen yapay zekâ modelleri, Amazon, Microsoft ve Google gibi dünyanın en büyük bulut platformlarında kullanılmaya başlanarak küresel yapay zekâ rekabetinde dikkat çekici bir konuma ulaştı.

Qwen Modelleri Büyük Bulut Sağlayıcılarında

Qwen model ailesi artık Amazon Bedrock, Microsoft Azure AI Foundry ve Google Vertex AI platformları üzerinden erişilebilir durumda. Bu gelişme, geliştiricilere farklı altyapılar arasında esnek kullanım imkânı sunuyor.

Amazon tarafında Qwen3 serisi serverless olarak sunulurken, Microsoft platformunda çok dilli ve görsel analiz yetenekleri öne çıkan Qwen3.5 modelleri yer alıyor. Google Cloud ise hem API hem de özel kurulum seçenekleri ile kullanım alanını genişletiyor.

Açık Kaynak Stratejisi Büyümeyi Hızlandırdı

Qwen modellerinin Apache 2.0 lisansı ile sunulması, ticari kullanım ve özelleştirme konusunda önemli avantajlar sağladı. Bu sayede model ailesi kısa sürede küresel ölçekte yaygınlaştı.

2026 itibarıyla indirme sayısı 1 milyara yaklaşan Qwen, Airbnb gibi şirketler tarafından müşteri hizmetlerinde kullanılıyor. Ayrıca BYD ve Geely gibi otomotiv üreticileri de Qwen’i araç içi sistemlere entegre etmeye hazırlanıyor.

Qwen’de mevcut modeller

Alibaba Ekosisteminde Güçlü Entegrasyon

Alibaba, Qwen’i kendi platformlarına da entegre ederek kullanım alanını genişletiyor. Taobao ve Tmall ile entegre çalışan sistem, milyarlarca ürün verisine erişerek kullanıcıların sohbet üzerinden alışveriş yapmasını mümkün kılıyor.

Qwen3.6-Plus modeli ise 1 milyon token bağlam kapasitesi ile özellikle kodlama ve çok modlu işlemlerde öne çıkıyor. Model, Alibaba’nın Wukong otomasyon platformunda da aktif olarak kullanılıyor.

Yapay Zekâ Rekabetinde Yeni Dönem

Qwen’in küresel bulut platformlarına entegrasyonu ve açık kaynak yaklaşımı, Çin merkezli yapay zekâ modellerinin global pazardaki etkisini artırıyor. 200 milyondan fazla kullanıcıya ulaşan Qwen, kurumsal yapay zekâ çözümleri arasında güçlü bir alternatif haline geliyor.

OpenAI, artan maliyetler nedeniyle ince ayar API’sini kapatıyor

0

OpenAI’ın API fiyatlandırması, son haftalarda yapay zeka destekli yazılım geliştirmenin ekonomisini yeniden şekillendiren bir dizi değişikliğe sahne oldu. Bu durum, geliştiricileri ve işletmeleri en gelişmiş modeller üzerine nasıl inşa edeceklerini yeniden gözden geçirmeye itiyor.

8 Mayıs’ta tek bir duyuruyla resmi bir “kademeli fiyatlandırma yapısı” tanıtılmamış olsa da OpenAI’ın fiyatlandırma hamlelerinin birikimli etkisi ile şirketin geliştirici ekosistemi için maliyet yapısını köklü biçimde yeniden düzenliyor. Karar GPT-5.5’in fiyatlarının ikiye katlanmasından ince ayar özelliğinin kaldırılmasına ve yeni işlem katmanlarının devreye alınmasına kadar kapsamlı.

GPT-5.5 Fiyatları İkiye Katladı

En kritik değişiklik 23 Nisan’da yaşandı: OpenAI, GPT-5.5’i API fiyatlandırmasını milyon girdi token’ı başına 5 dolar ve milyon çıktı token’ı başına 30 dolar olarak belirleyerek piyasaya sürdü. Bu rakamlar, yalnızca altı hafta önce tanıtılan GPT-5.4’ün fiyatlarının tam iki katına karşılık geliyor. Premium GPT-5.5 Pro katmanı ise çok daha yüksek maliyetler sunuyor: milyon girdi token’ı başına 30 dolar, milyon çıktı token’ı başına ise 180 dolar. OpenAI’nin kurucu ortaklarından Greg Brockman, GPT-5.5’i “gerçek iş dünyası için ve ajan sistemlerini güçlendirmek amacıyla özel olarak tasarlanmış yeni bir zeka sınıfı” olarak nitelendirdi; ancak geliştiriciler, performans artışının ciddi bir maliyetle geldiğini hemen fark etti.

API yönlendirme platformu OpenRouter’ın yaptığı analize göre, GPT-5.5’in uzun komutlarda %19 ila %34 daha az çıktı token’ı üretmesine karşın, gerçek dünyadaki maliyet artışları komut uzunluğuna bağlı olarak %49 ile %92 arasında değişti. 2.000 token’ın altındaki kısa komutlarda ise kullanıcılar fiyat ikiye katlanmasının neredeyse tüm yükünü doğrudan üstlendi.

Bir Haftalık Zincirleme Değişiklikler

Mayıs’ın ilk haftası beraberinde yeni kesintiler getirdi. 7 Mayıs’ta OpenAI, ince ayar API’sini ve platformunu kapatacağını duyurarak mevcut müşterilere 6 Ocak 2027’ye kadar yeni eğitim işleri oluşturma süresi tanıdı. Aynı gün şirket, GPT-5 düzeyinde akıl yürütme kapasitesine sahip bir ses modeli olan GPT-Realtime-2’yi de kapsayan yeni sesli zekâ özelliklerini hayata geçirdi; bu özellikler Realtime API üzerinden token tüketimine göre faturalandırılıyor.

Bu gelişmeler, sektör genelinde yaşanan fiyatlandırma değişiklikleriyle de örtüştü. FairMind tarafından yayımlanan bir analize göre tek bir hafta içinde OpenAI, Anthropic ve GitHub farklı mekanizmalar aracılığıyla ekonomik koşullarını değiştirdi; bu durum, açıklanan liste fiyatları ile gerçek faturalandırma maliyetleri arasında %92’ye varan uçurumlar yarattı. GitHub’ın Copilot ürünü, 1 Haziran itibarıyla token tabanlı faturalandırma modeline geçiyor; Claude Opus 4.7 için uygulanan çarpanlar ise 7,5x’ten 27x’e fırlıyor.

Geliştiricilerin Tepkisi ve Ortaya Çıkan Alternatifler

Fiyatlandırma seyri, OpenAI’nin geliştirici topluluğunda büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. Bir geliştirici, OpenAI’nin topluluk forumunda şunları yazdı: “2026’da yayımlanan yeni modellerle birlikte OpenAI’nin API fiyatları geliştiriciler için ucuzlamadı; aksine büyük zamlar geldi.” Diğerleri ise Nisan ayında genişletilmiş Codex kullanımı sunmak amacıyla hayata geçirilen aylık 100 dolarlık ChatGPT Pro planının, önceki planlara kıyasla düşürülmüş limitler nedeniyle beklentilerin gerisinde kaldığını dile getirdi.

Rekabetçi tepki hızla geldi. DeepSeek, 26 Nisan’da önbelleğe alınan API girişleri için fiyatları yaklaşık 1 milyon token başına 0,14 dolara indireceğini duyururken, açık kaynaklı alternatifler de maliyet odaklı ekipler arasında giderek daha fazla ilgi görmeye başladı. Bir sektör analizinin de vurguladığı üzere, “2026, yapay zekanın ‘sabit fiyatlı bir API’ olarak değerlendirildiği dönemi kesin olarak kapatıyor ve onu çok bölgeli bir veritabanı kadar özenle tasarlanması gereken mimari bir bileşen olarak konumlandıran yeni bir çağı açıyor”.

Zara’nın 197 bin Müşterisinin Verileri Ünlü Hacker Grubunun Eline Geçti

Dijital dünyada veri sızıntıları hız kesmeden devam ederken, ünlü hazır giyim markası Zara da siber suç grubu ShinyHunters’ın hedefi oldu. Yaklaşık 197 bin Zara müşterisine ait verilerin ele geçirildiği ve bu verilerin çevrim içi olarak dolaşıma sokulduğu doğrulandı.

İhlal nasıl gerçekleşti?

Saldırının doğrudan Zara’nın altyapısından değil, Inditex’in geçmişte birlikte çalıştığı üçüncü taraf bir analitik sağlayıcısından kaynaklandığı belirtiliyor. ShinyHunters’ın, bu sağlayıcının elindeki yetkilendirme bilgilerini kötüye kullanarak Zara müşterilerine ait verilerin tutulduğu bulut ortamına eriştiği ifade ediliyor.

Bu noktada kritik detay, şirketin kendi sistemleri yerine “eski bir teknoloji sağlayıcısı” üzerinden vurulmuş olması. Yani yıllar önce kullanılan ama bugün aktif olmayan bir araç bile, yanlış kapatıldığında veya iyi yönetilmediğinde markalar için ciddi risk yaratabiliyor.

Hangi veriler sızdırıldı?

Veri ihlaline ilişkin paylaşılan bilgilere göre sızdırılan kayıtlar yaklaşık 197 bin müşteriyi kapsıyor ve özellikle aşağıdaki veri türlerini içeriyor:

  • E-posta adresleri
  • Sipariş ve talep kimlikleri
  • Satın alma geçmişi ve ürün bilgileri
  • Müşteri destek taleplerine dair içerikler
  • Coğrafi pazar (müşterinin işlem yaptığı ülke/pazar bilgisi)

Inditex tarafından yapılan açıklamada, isim, telefon numarası, fiziki adres, şifre ve ödeme bilgileri gibi daha hassas verilerin bu olay kapsamında ele geçirilmediğinin altı çiziliyor.

ShinyHunters’ın daha büyük kampanyasının parçası

Zara olayı, ShinyHunters grubunun son dönemde yürüttüğü çok daha geniş çaplı bir “veri çalma ve şantaj” kampanyasının yalnızca bir parçası. Grup, son haftalarda farklı sektörlerden yaklaşık 40 kurumu hedef aldığını iddia ediyor.

Bu kampanyada ismi geçen bazı markalar ve kurumlar şöyle:

  • 7‑Eleven
  • Carnival Corporation
  • Lüks moda perakendecisi Mytheresa
  • Eğitim platformu Udemy
  • Tıbbi cihaz üreticisi Medtronic
  • Instructure’ın Canvas öğrenme yönetim sistemi

Paylaşılan bilgilere göre Medtronic’e ait 9 milyon kaydın, Canvas tarafında ise binlerce okul ve yüz milyonlarca kullanıcıya ait verilerin etkilendiği iddia ediliyor.

Fidye yok, sadece veri ve şantaj

ShinyHunters’ın diğer birçok siber suç grubundan ayrıştığı nokta, klasik fidye yazılımı taktiğini terk etmiş olması. Grup, sistemleri şifrelemek yerine yalnızca veriyi çalıyor ve bu veri üzerinden “ödeme yap, yoksa yayımlarız” modeliyle hareket ediyor.

Son sızdırılan mesajlarında, çaldıkları verileri suç dünyasında mümkün olan en geniş kitleyle paylaşacaklarını ve bu verilerin “süresiz” olarak dolaşımda kalacağını söylüyorlar. Bu yaklaşım, veri ihlallerinin etkisini uzun vadeye yayan, markaların itibar riskini de sürekli canlı tutan bir tehdit anlamına geliyor.

Zara müşterileri ne yapmalı?

Zara veya Inditex bünyesindeki markalardan çevrim içi alışveriş yapan kullanıcıların özellikle e-posta güvenliğine dikkat etmesi gerekiyor.

Pratik adımlar:

  • E-posta kutunuza gelen “hesabınızı doğrulayın, siparişinizle ilgili sorun var” temalı linklere tıklamadan önce gönderen adresini mutlaka kontrol edin.
  • Şüpheli maillerdeki linkleri açmak yerine, doğrudan Zara’nın resmi web sitesine giderek hesabınızı oradan kontrol edin.
  • Farklı platformlarda aynı e-posta ve şifre kombinasyonunu kullanıyorsanız, şifrelerinizi güçlü ve benzersiz hale getirin.
  • Mümkün olan yerlerde iki faktörlü kimlik doğrulamayı aktifleştirin.

Verinizin bu ihlalde yer alıp almadığını anlamak için Have I Been Pwned gibi veri ihlali takip servislerinden e-posta adresinizi kontrol edebilirsiniz.

Markalar için çıkarılacak ders: Üçüncü taraf risk yönetimi

Zara örneği, “artık çalışılmayan” bir hizmet sağlayıcının bile siber risk üretmeye devam edebileceğini gösteren çarpıcı bir vaka. Şirketlerin sadece kendi sistemlerini değil, çalıştıkları (ve çalışmayı bıraktıkları) tüm üçüncü tarafların güvenlik hijyenini de takip etmesi gerekiyor.

  • Kullanılmayan entegrasyonlar ve eski sağlayıcı hesapları düzenli olarak kapatılmalı.
  • Veri erişim yetkileri, iş ilişkisi bittiği anda iptal edilmeli.
  • Tüm tedarik zinciri için periyodik güvenlik denetimleri yapılmalı.

Bugünün dijital dünyasında, asıl hedefte marka olsa bile saldırının giriş kapısı çoğu zaman üçüncü taraf bir uygulama veya hizmet oluyor.

Salgın, Göz Ardı Edilen Hastalığı Gündeme Taşıdı: Hantavirüs Aşısı İçin Yıllar Gerekli

MV Hondius kruvaziyer gemisindeki ölümcül hantavirüs salgını, aşı geliştirme çalışmalarını yeniden gündeme taşıdı; ancak uzmanlar, kamuya sunulacak bir aşının gerçeğe dönüşmesinin yıllar — hatta belki on yıl — alabileceği konusunda uyarıyor. 

Gemiye bağlı üç ölüm ve sekiz doğrulanmış vakanın yarattığı artan aciliyete karşın, hantavirüs aşılarına ilişkin bilimsel süreç inatla erken aşamalarda kalmaya devam ediyor.

Laboratuvardan Kliniğe Uzun Bir Yol

İngiltere merkezli EnsiliTech, Bath Üniversitesi’nden ayrılarak kurulan bir şirket olup öncelikli olarak Doğu Asya’da görülen hantaan virüsü suşunu hedef alan mRNA tabanlı bir hantavirüs aşısı geliştirmekte. Ocak 2024’te İngiliz hükümeti tarafından 1,7 milyon sterlinlik bir sözleşme kazanan şirket, mRNA’yı koruyucu bir silika yapısı içine hapseden “ensilasyon” adlı bir teknik geliştirmişti; bu yöntem sayesinde soğuk zincir depolama ihtiyacı ortadan kalkabilir. Aşı, hayvan modellerinde umut verici sonuçlar gösterse de henüz insan denemelerine geçilememişti. EnsiliTech’ten Matt Slade, erken aşama klinik testlerin başlayabilmesi için üç ila dört yıl daha gerekebileceğini tahmin etmekte.

Hantavirüs salgınıyla karşı karşıya kalan MV Hondius kruvaziyer gemisinden yolcuları tahliye etmek üzere sağlık personeli olay yerine ulaştı. Kaynak: AFP via Getty Images

Öte yandan Moderna, Eylül 2023’ten bu yana mRNA Erişim Programı kapsamında Kore Üniversitesi Aşı İnovasyon Merkezi ile iş birliği yürütmekte. Ortaklık, Şubat 2025’te farelerde deneysel dozların hantavirüs enfeksiyonunu engellediğini doğruladı. Ancak araştırmacılar ulusal bir proje kapsamına alınmayı beklerken insan klinik denemeleri bir yılı aşkın süredir beklemede; klinik sınıf materyal üretimi 10 ila 20 milyar Güney Kore wonu arasında bir maliyet gerektirmekte olup bu rakam ekibin mevcut bütçesinin çok üzerinde.

Finansman, Temel Engel Olmaya Devam Ediyor

Hantavirüs salgınlarının nadir görülmesi, uzun süredir ticari ve kamu finansmanı sağlamayı kalıcı bir sorun haline getirmekte. COVID-19 pandemisi döneminde aşı geliştirme sürecini hızlandıran ABD girişimi Operation Warp Speed’e benzer bir hükümet desteği olmadan, uzmanlar Faz 2 ve Faz 3 denemelerinin tamamlanmasının en az beş yıl daha alacağını öngörüyor. Tahmin piyasaları da şu karamsarlığı yansıtmakta; yıl sonuna kadar onaylı bir hantavirüs aşısı çıkma olasılığını yüzde 7,5 ile 13 arasında.

Hollanda’nın Amsterdam kentindeki Schiphol Havaalanı’na helikopterle getirilen ve MV Hondius kruvaziyer gemisinden tahliye edilen, hantavirüs enfeksiyonu şüphesi bulunan bir hasta, sağlık görevlileri tarafından ambulansa götürülüyor. Fotoğraf: AP Photo/Peter Dejong

Andes virüsü ve diğer suşlar için DNA tabanlı aşıların Faz 1 klinik denemelerini yürüten virolog Jay Hooper, Nature’a verdiği demeçte, bir adayın insanlarda nötralize edici antikorlar oluşturduğunu ancak bunun için basit bir hazırlama-takviye rejimi yerine en az üç doz gerektiğini belirtti. Boston Children’s Hospital’dan Dr. Ofer Levy ise Çin ve Güney Kore’nin aşı geliştirmiş olduğunu, ancak bu aşıların etkinliğinin tutarsız olduğunu ve uluslararası alanda temin edilemediğini ifade etti.

Salgın, Göz Ardı Edilen Hastalığı Gündeme Taşıdı

MV Hondius, 1 Nisan’da Arjantin’in Ushuaia kentinden ayrıldı ve o tarihten bu yana Güney Afrika, İsviçre, Hollanda, Almanya ve İspanya’daki vakalarla ilişkilendirildi. DSÖ Perşembe günü beş vakanın Andes virüsü türü olarak teyit edildiğini, üç ölüm yaşandığını açıkladı. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) salgını “düzey 3” acil müdahale kapsamında değerlendirdi.

Aşı finansmanı alanında da bazı olumsuz gelişmeler yaşanmakta: ABD’li yasa yapıcılar kısa süre önce Trump yönetimini, küresel aşı ittifakı Gavi için bloke edilen 600 milyon dolarlık finansmanı serbest bırakmaya davet etti. Hantavirüs özelinde ise ilerlemenin yolu, bu salgının onlarca yıl süren sporadik vakaların hiçbir zaman sağlayamadığı siyasi iradeyi ve kamu yatırımını harekete geçirip geçiremeyeceğine bağlı.