Yapay zekânın hızını belirlemek yalnızca şirketlerin vereceği bir karar değil. Çünkü şirketler aynı anda hem güvenlik sözü veriyor hem de daha güçlü modeller, daha büyük veri merkezleri ve daha geniş pazarlar için yarışıyor. Bir teknoloji toplumun kararlarını, güvenliğini ve ekonomisini etkileyecek kadar güçleniyorsa, frene kimin basacağı sorusu da kamusal bir meseleye dönüşüyor.
İki yüzyıldan daha uzun bir süre önce aşıların ortaya çıkışından bu yana araştırmacılar, zayıflatılmış bir patojenle aşılamanın, bağışıklık sistemini tam bir saldırıya hazırlayabileceği her türlü yolu inceledi. Şimdi ise Oregon Sağlık ve Bilim Üniversitesindeki (OHSU) araştırmacılar aşılama ile ilgili yeni bir soruya cevap aradı: Hangi koldan aşılandığımız önemli mi? Bu sorunun cevabı şu ana kadar bir önemi yok yönündeydi ancak 2023'te yapılan bir çalışma bu fikrin aksine deliller sundu.
Araştırmacılar, vücuttaki bağışıklık hücrelerinin miktarını tahmin etmek için geçmiş araştırmalardan ve doku örneklerinin analizlerinden ölçümleri derledi. Çalışma, bağışıklık hücresi sayılarının enfeksiyonlara, cinsiyete, kiloya ve yaşa göre nasıl değişebileceğine dikkat çekti. Araştırmaya göre bizi hastalıklara karşı korumaya hazır çeşitli dokulardan oluşan vücudun bağışıklık sistemi, yaklaşık 1,8 trilyon hücreden oluşan çalkantılı bir kütle. Bu akılalmaz rakamı anlamakta zorlanıyorsanız şöyle düşünün: Ortalama yetişkin bir insanda, bu bağışıklık hücreleri yaklaşık 1,2 kilogram veya 2,6 pound ağırlığında olur. Bu da yaklaşık olarak bir ananas veya altı hamster ile aynı ağırlığa denk düşüyor. Tabii bu, kişinin ve hamsterların büyüklüğüne de bağlı.
Araştırmacılar, fareler üzerinde yaptıkları deneyde, fareleri kitin içeren besinler ile beslediklerinde bağışıklık sistemlerinin tepki verdiğini gözlemledi. Bazı memeli türlerinin kitin ile beslenmeye uzun zaman önce adapte olduğu yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıktı. Bilim insanları, hayati besinler ve protein açısından zengin olduğundan böcekleri insanların da tüketilebileceğini düşünüyor. Araştırmacılar, kitin içerikli beslenme düzeninin, metabolizma üzerindeki yan etkilerini azaltmak ve yararlı enzimlerin oluşumunu desteklemek için alternatif yollar arıyor.
Araştırmacılar, akciğer temelli bağışıklık hücrelerinin daha önce karşılaşılan bir patojeni hatırlamak üzere "eğitilebileceğini" keşfetti.
Bu eğitim sonucunda hücreler, enfeksiyon sırasında biriken hücresel kalıntıları temizlemede ve iltihaplanmayı azaltmada daha etkili hâle gelebilecekler.
Yeni bir çalışma, 100 yaşını geçen insanların (asırlık insanların) aşırı yaşlılıkta işlevsel kalan ve olağanüstü uzun ömürlülük elde etmelerine yardımcı olan benzersiz bir bağışıklık sistemine sahip olabileceğini öne sürüyor.
Araştırmacılar, insan hücrelerini hedefleyebilmeleri ve onlara protein enjekte edebilmeleri için bakterilerden oluşan minik nanoşırıngalar üretti. Bu nanoşırıngalar, hedefe yönelik tıbbi tedavilere farklı bir boyut kazandırabilecek bir yenilik.
Yapay zekânın hızını belirlemek yalnızca şirketlerin vereceği bir karar değil. Çünkü şirketler aynı anda hem güvenlik sözü veriyor hem de daha güçlü modeller, daha büyük veri merkezleri ve daha geniş pazarlar için yarışıyor. Bir teknoloji toplumun kararlarını, güvenliğini ve ekonomisini etkileyecek kadar güçleniyorsa, frene kimin basacağı sorusu da kamusal bir meseleye dönüşüyor.
Bir şirket frene basar. Rakibi gaza basar. Bir ülke kural koyar. Diğeri koymaz. Yapay zekâyı yavaşlatma fikrinin önündeki en büyük engel teknik değil; yarışın kendisi.
“Yapay zekâyı yavaşlatalım” cümlesi ilk duyulduğunda iki farklı tepki yaratıyor. Bir kesim bunu teknolojiyi durdurma çağrısı olarak görüyor; diğer kesim ise hiçbir şey yapmadan yarışa devam etmenin daha büyük risk olduğunu söylüyor. Oysa tartışılan şey ne bütün modelleri kapatmak ne de geleceği askıya almak. Asıl mesele, yapay zekâ güçlenirken güvenlik kontrollerinin de yetişip yetişemediği.
Ücretsiz üye olunAyda 3 özel içerik, kredi kartı gerekmez