30 Ekim 2026, Cuma

Yapay Zekâ Seçim Kasasında

ABD’de yapay zekâ odaklı siyasi gruplar ara seçimlerde 78,5 milyon dolar harcadı. Ama para tek bir yöne akmıyor: Silikon Vadisi bu kez kendi kendine karşı kampanya yürütüyor. Kuralı yazılacak olan, kuralı yazanı mı seçiyor?

ABD Kongre binası Capitol
Görsel: Noclip / Wikimedia Commons (Public domain)

Yapay zekâ şirketlerini genellikle laboratuvarlarda, veri merkezlerinde ya da ürün tanıtımlarında görüyoruz. Bu sonbahar onları bambaşka bir yerde gördük: seçim sandığının başında.

CNBC’nin ABD’deki federal seçim harcama kayıtları üzerinden yaptığı analiz, 20 Ekim’e kadar yapay zekâ odaklı siyasi grupların Kongre adaylarına yönelik bağımsız harcamalarının yaklaşık 78,5 milyon dolara ulaştığını gösteriyor. Bu rakama eyalet seçimleri ve kâr amacı gütmeyen kuruluşların lobi faaliyetleri dahil değil. Yani gerçek tutar büyük ihtimalle daha yüksek.

Ama bence asıl haber rakamın büyüklüğü değil. Asıl haber, bu paranın kime karşı harcandığı. Silikon Vadisi bu kez başka bir sektöre karşı değil, kendi kendine karşı kampanya yürütüyor.

İki kasa, iki dünya görüşü

Bilmeyenler için hemen bilgilendireyim. ABD’de “süper PAC” denilen siyasi eylem komiteleri, bir adayı desteklemek ya da bir adaya karşı kampanya yürütmek için sınırsız para toplayıp harcayabiliyor. Tek şart, adayın kampanyasıyla doğrudan koordinasyon kurmamaları.

Yapay zekâ cephesinde bu komiteler iki kampa ayrılmış durumda.

Bir tarafta, yapay zekânın daha hızlı yaygınlaşmasını ve eyaletler yerine tek tip federal kurallar konmasını savunan Leading the Future ve ona yakın gruplar var. Bu grubun arkasında, kuruluş döneminde basına yansıyan bilgilere göre Silikon Vadisi’nin önde gelen risk sermayesi isimleri ve yapay zekâ yöneticileri yer alıyor. CNBC’nin hesabına göre bu kamp ön seçimlerde yaklaşık 26 milyon, genel seçimlerde 8 milyon dolar harcadı. Toplam 34 milyon dolar.

Diğer tarafta, daha güçlü güvenlik önlemleri ve eyaletlere kendi kurallarını koyma alanı bırakılmasını savunan gruplar var. Bu kamp ön seçimlerde 32,1 milyon, genel seçimlerde 6,9 milyon dolar harcadı. Toplam 39 milyon dolar. Bu tarafta öne çıkan isimlerden biri Public First Action. Claude’un geliştiricisi Anthropic, bu kuruluşa 40 milyon dolarlık bir taahhütte bulundu. Şirket, bu paranın yalnızca politika ve kamuoyunu bilgilendirme çalışmalarında kullanılabileceğini söylüyor. Ancak bu yapıyla bağlantılı, ayrı fonlanan süper PAC’ler de seçimlerde harcama yaptı.

Yani teknolojinin geleceğine dair aynı soruya iki farklı cevap veren iki büyük kasa, aynı seçim bölgelerinde karşı karşıya geldi.

Bir aday, iki taraftan 23 milyon dolar

Bu kavganın en somut örneği New York’un 12. seçim bölgesinde yaşandı. New York eyalet meclisi üyesi Alex Bores, eyaletin önemli yapay zekâ güvenliği yasalarından birinin yazarıydı. Kongre’ye aday olduğunda iki kamp da onu hedefine aldı.

Hızlanmayı savunan kampa yakın Think Big, Bores’a karşı 8,3 milyon dolar harcadı. Güvenlik kampına yakın Jobs and Democracy PAC ise Bores’u desteklemek için yaklaşık 15 milyon dolar harcadı, müttefik gruplar da milyonlarca dolar ekledi. Sonuç? Bores ön seçimi Micah Lasher’a yüzde 39’a 35 ile kaybetti.

Bu sonucu “para kazandı” diye okumak kolay. Ama yanlış olur. CNBC’nin de altını çizdiği gibi, harcama rakamları yarışın ölçeğini gösteriyor, seçmenin fikrini neyin değiştirdiğini göstermiyor. Bir seçim bölgesinde seçmen kararını yapay zekâ politikasından çok konut fiyatlarına, kira artışlarına ya da bambaşka bir gündeme göre veriyor olabilir. Yine de tek bir Kongre adayı için iki cepheden toplam 23 milyon doları aşan harcama, yapay zekânın artık sadece teknoloji sayfalarının değil, seçim haritalarının da konusu olduğunu gösteriyor.

Florida’nın 25. bölgesinde de benzer bir tablo var. Ön seçimde Think Big’in desteklediği Jared Moskowitz, genel seçimde, yine ön seçimde başka bir grubun desteğini alan Scott Singer ile karşılaşacak.

Kavga aslında ne üzerine?

Bu tartışmanın merkezinde tek bir soru var: Yapay zekânın kurallarını kim koyacak?

Hızlanmayı savunanlar, ABD’nin 50 eyaletinin her birinin ayrı yapay zekâ yasası çıkarmasının şirketler için içinden çıkılmaz bir düzenleme yamalı bohçası yaratacağını, bunun da Çin gibi rakiplerle yarışta ABD’yi yavaşlatacağını savunuyor. Onlara göre tek bir federal çerçeve hem inovasyonu hem öngörülebilirliği korur.

Güvenlik önlemlerini savunanlar ise federal düzeyde güçlü kuralların henüz olmadığını, bu boşluğu dolduran eyalet yasalarının engellenmesinin fiilen hiçbir kural olmaması anlamına geleceğini söylüyor. Onlara göre yapay zekânın riskleri, düzenlemeyi beklemeyi göze alamayacak kadar ciddi.

İki tarafın da ciddiye alınması gereken argümanları var. Benim burada taraf tutmak gibi bir niyetim yok. Beni düşündüren başka bir şey.

Kuralı yazılacak olan, kuralı yazanı seçiyor

Teknoloji şirketlerinin siyasete para harcaması yeni bir şey değil. Petrol şirketleri, ilaç şirketleri, bankalar yıllardır aynısını yapıyor. Ama yapay zekâ sektörünün bu kadar kısa sürede, bu kadar büyük paralarla ve bu kadar doğrudan seçim sandığına inmesi, durumun farkını gösteriyor.

Düşünün. Kendi ürünlerinin nasıl düzenleneceği henüz belli değil. Bu kuralları yazacak milletvekillerinin kim olacağı ise kısmen bu ürünleri geliştiren şirketlerin ve yatırımcılarının parasıyla belirleniyor. Üstelik bu kez tek bir sektör, tek bir görüş adına konuşmuyor. Aynı sektörün içindeki iki farklı vizyon, seçmenin önüne kendi adayını koyuyor.

Bir yandan bu iyi bir şey gibi görünebilir. En azından tek bir lobi yok. Seçmen farklı görüşleri duyabiliyor. Ama öbür yandan şu soruyu sormadan edemiyorum: Yapay zekânın geleceğine dair tartışmada, bu iki kasanın hiçbirinde olmayan insanların, yani yapay zekâdan etkilenecek sıradan çalışanların, öğrencilerin, emeklilerin sesi nerede duyulacak? Milyonlarca dolarlık reklam kampanyaları arasında, bu soruyu soracak kimse kalıyor mu?

Bizden çok uzak mı?

Türkiye’de seçim finansmanı ABD’den çok farklı işliyor. Süper PAC benzeri yapılarımız yok. Bu yüzden bu haber bize çok uzak görünebilir. Ama yapay zekânın nasıl düzenleneceği tartışması bizim de kapımızda. Avrupa Birliği’nin Yapay Zekâ Yasası yürürlükte ve Avrupa’yla ticaret yapan her Türk şirketini doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye’de de yapay zekâya dair düzenleme hazırlıkları zaman zaman gündeme geliyor.

ABD’deki bu kavganın sonucu, dünyanın geri kalanında kullanacağımız yapay zekâ ürünlerinin nasıl tasarlanacağını, hangi güvenlik önlemlerinin varsayılan olacağını, hangi risklerin kabul edilebilir sayılacağını da etkileyecek. Çünkü bu ürünlerin büyük kısmı orada geliştiriliyor ve oradaki kurallara göre şekilleniyor.

Yani evet, sandık Amerika’da. Ama sonuçları hepimizin cebindeki telefona kadar uzanıyor.

Yapay zekâ şirketleri yıllardır “teknoloji tarafsızdır” dedi. Bu seçim, en azından teknolojiyi geliştirenlerin hiç de tarafsız olmadığını gösterdi. Bence bu, kötü bir haber değil. Ama artık bu şirketlerin açıklamalarını okurken bir soruyu hep aklımızda tutmamız gerekiyor: Bu sözleri söyleyen şirket, aynı zamanda hangi adaya ne kadar para harcadı?

Kaynaklar

  • CNBC – Silicon Valley AI political groups turn on each other in the 2026 election (Luke Fountain, 27 Ekim 2026)
  • Avrupa Birliği – Yapay Zekâ Yasası (AI Act)

Günde sadece 1 TL'ye abone olarak tüm içeriklerimize sınırsız erişebilir ve bağımsız haberciliğe destek olabilirsiniz! Hemen Abone Ol

YAZAR Okan Köroğlu

Kurucu | Genel Koordinatör

İlgili Haberler

Yapay Zeka →
Ücretsiz üye olunAyda 3 özel içerik, kredi kartı gerekmez
ÜYE OL