Türkiye’nin 2024’te imzaladığı, BM’nin “Açık Denizler Anlaşması” (BBNJ), 60 ülke tarafından onaylanarak 2025’te resmen yürürlüğe girdi. Bu anlaşma, okyanusların %30’unu koruma altına almayı, biyoçeşitliliği korumayı ve derin deniz madenciliğini düzenlemeyi hedefliyor; iklim değişikliği ve aşırı balıkçılığa karşı küresel bir zafer olarak görülüyor.
Detaylar haberimizde…
Anlaşmanın Arka Planı ve Uzun Süren Yolculuğu
Açık Denizler Anlaşması (Biodiversity Beyond National Jurisdiction – BBNJ), Birleşmiş Milletler bünyesinde 20 yıl süren müzakerelerin ürünü. 2023’te kabul edilen metin, 2025’te 60. ülke tarafından onaylanarak resmen yürürlüğe girdi. Anlaşma okyanusların %64’ünü (ulusal yargı dışında kalan açık denizleri) kapsıyor.
Anlaşmanın temel hedefleri:
- Deniz biyoçeşitliliğini korumak
- Okyanusların %30’unu deniz koruma alanı (MPA) ilan etmek
- Derin deniz madenciliğini düzenlemek ve çevresel etki değerlendirmesi zorunlu kılmak
- Genetik kaynakların adil paylaşımını sağlamak
Bu, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UNCLOS) tamamlayıcısı niteliğinde. UNCLOS, açık denizleri “insanlığın ortak mirası” olarak tanımlasa da koruma mekanizması eksikti.
Ana Maddeler ve Beklenen Etkiler
Anlaşma, deniz koruma alanlarının (MPA) oluşturulmasını hızlandırıyor. Şu anda açık denizlerin sadece %1’i korunuyor; hedef %30. Bu alanlarda balıkçılık, madencilik ve diğer faaliyetler kısıtlanacak. Derin deniz madenciliği (nodül toplama) için zorunlu çevresel etki değerlendirmesi getiriliyor.

Genetik kaynaklar konusunda “paylaşım mekanizması” kuruluyor: Denizden elde edilen genetik materyallerin ticari kullanımı (ilaç, kozmetik) gelirleri gelişmekte olan ülkelere aktarılacak. Bu, Afrika ve Pasifik ada ülkeleri için önemli bir kazanç.
Anlaşma, iklim değişikliğiyle mücadelede de kritik: Okyanuslar karbon emiliminin %30’unu sağlıyor; koruma alanları bu kapasiteyi güçlendirecek.
Onay Süreci ve Katılan Ülkeler
- onay, 2025 sonunda geldi; anlaşma 120 gün sonra yürürlüğe girdi. AB ülkeleri, Japonya, Kanada, Avustralya ve birçok Pasifik ülkesi erken onayladı. Çin ve ABD henüz onaylamadı (ABD Kongre onayı bekliyor). Türkiye de Eylül 2024’te anlaşmayı imzalayan ülkeler arasında; ancak onay süreci devam ediyor.
Greenpeace ve Ocean Conservancy gibi örgütler, anlaşmayı “tarihi adım” olarak selamladı. WWF, “Okyanuslar için dönüm noktası” yorumu yaptı.
Eleştiriler ve Eksik Kalanlar
Bazı çevre örgütleri, anlaşmanın “yetersiz” olduğunu söylüyor. Derin deniz madenciliği tamamen yasaklanmadı; sadece düzenlendi. Madencilik lobileri, anlaşmanın ekonomik büyümeyi engelleyeceğini savunuyor. Ayrıca uygulama mekanizması zayıf: Zorlayıcı yaptırımlar sınırlı.
İklim değişikliğiyle mücadelede okyanusların rolü büyük; ancak anlaşma karbon emisyonlarını doğrudan hedef almıyor.
Türkiye’de Okyanus Koruma ve Etkileri
Türkiye, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarıyla okyanus korumasından dolaylı etkileniyor. Anlaşma, Akdeniz’deki balıkçılık ve biyoçeşitliliği olumlu etkileyebilir. Çevre Bakanlığı, 2030 hedefleri kapsamında deniz koruma alanlarını artırıyor.
Uzmanlar, anlaşmanın Türkiye’nin mavi ekonomi stratejisine katkı sağlayacağını belirtiyor. KVKK benzeri veri koruma kuralları, genetik kaynak paylaşımında önemli olacak.
Sonuç: Okyanuslar İçin Yeni Bir Başlangıç
Açık Denizler Anlaşması, uluslararası işbirliğinin zaferi. 60 ülkenin onayıyla yürürlüğe girmesi, okyanusları koruma çağını başlattı. Ancak uygulama ve madencilik düzenlemeleri kritik. Gelecek yıllarda anlaşmanın gerçek etkisi görülecek; bu, gezegenimizin sağlığı için umut verici bir adım.
Avrupa Birliği anlaşmanın arkaplanını 2023 yılında şu sözlerle duyurmutu:
“Onaylandığında, Açık Denizler Anlaşması, küresel düzeyde açık denizlerde deniz koruma alanlarının kurulmasına olanak tanıyacak ve okyanusu insan baskılarından koruyarak iklim değişikliğinin azaltılmasına, biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve 2030 yılına kadar gezegenin en az %30’unun korunması hedefine ulaşılmasına önemli bir katkı sağlayacaktır. Anlaşma böylece okyanus korumasındaki büyük bir açığı gidermektedir, zira açık denizlerin yalnızca yaklaşık %1’i şu anda korunmaktadır.
Anlaşma ayrıca, deniz genetik kaynaklarından elde edilen parasal ve parasal olmayan faydaların adil ve eşit bir şekilde paylaşılması, gelişmekte olan ülkelere deniz teknolojilerinin aktarılması ve kapasite geliştirilmesi için bir çerçeve oluşturmakta ve gelişmekte olan ülkelerin BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 14 olan ‘Su Altındaki Yaşam’ hedefine ulaşmalarını desteklemek için gönüllü bir fon öngörmektedir.
Ulusal yetki alanı dışındaki alanlar, açık denizleri ve ulusal yetki alanı dışındaki deniz tabanını kapsar.
Deniz kaynakları ve biyoçeşitlilik içerirler ve insanlığa paha biçilmez ekolojik, ekonomik, sosyal, kültürel, bilimsel ve gıda güvenliği faydaları sağlarlar. Bununla birlikte, kirlilik, aşırı sömürü, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı nedeniyle artan bir baskı altındadırlar. Bu zorlukların daha iyi ele alınması ve gelecekte deniz kaynaklarına (örneğin gıda, ilaç, enerji için) yönelik artan talepler göz önüne alındığında, yeni bir anlaşma kurulması gerekli görünmüştür.
Bu Açık Denizler Anlaşması, birçok kuruluş ve paydaş tarafından yürütülen okyanusla ilgili faaliyetler arasında tutarlılığı, koordinasyonu ve sinerjiyi artırmada da etkili olmalı ve böylece açık denizlerdeki faaliyetlerin daha bütünsel bir şekilde yönetilmesine katkıda bulunmalıdır.”



