1811’de İngiltere’de çorap dokuma tezgahlarını parçalayan işçiler için bir isim türetildi: Luddist. Bugün bu kelime “teknolojiyi reddeden, değişime direnen, gerici” anlamında kullanılıyor. Neredeyse bir hakaret gibi.
O işçiler gerçekten makineden mi korkuyordu?
Onları biraz daha yakından okuyunca tablo değişiyor. Luddistler rastgele makine kırmıyordu. Yalnızca belirli fabrikaların, belirli işverenlerin makinelerini kırıyorlardı — ücretleri düşüren, çalışma koşullarını ağırlaştıran, emekçiyi hiçe sayan patronların makinelerini. Öfkeleri teknolojiye değil, teknolojiyi nasıl kullandıklarına yönelikti.
Tarihin onları nasıl kodladığına bakın. “Makine düşmanları.” İki yüz yıl sonra hâlâ bu etiketle anılıyorlar.

Bu hafta Figure AI’nin depo deneyini izledim. Robotu izledim, insanı izledim, sayacı izledim. Ama en çok bir başka şeyi izledim: İnsanların tepkisini. Sosyal medyada iki tür yorum vardı. Birincisi: “Vay be, teknoloji ne kadar ilerledi.” İkincisi: “Artık işsiz kalacağız.”
İkisinde de eksik olan aynı soru: Peki bu robotu kim yaptı, kim satıyor, kâr nereye gidiyor?
Öfkenin adresi
Öfke doğal bir tepki. Ve öfkenin bir adrese ihtiyacı var. İnsanlar işlerini kaybettiğinde ya da kaybedeceklerini hissettiklerinde somut bir şeye yönelmek istiyor. Robot somut. Ekranda görünüyor, depoda duruyor, paket taşıyor. Üstelik bize benziyor — iki kolu var, iki bacağı var, yürüyor.
Robotu yapan şirket ise soyut. Bir logo. Bir bina. Bir CEO’nun LinkedIn profili. Yatırımcı sunumları. Kâr-zarar tabloları.
Somuta kızmak çok daha kolay.
Ama şunu sormak lazım: Figure AI’nin Figure 03 modelini finanse edenler arasında Amazon, Microsoft ve OpenAI var. Yani zaten işgücü piyasasını derinden etkileyen şirketler, işgücünü daha da derinden etkileyecek teknolojiyi de finanse ediyor. Bu çemberin içinde kimin neye kızdığı, kimin neye kızmadığı — bu tablo, tesadüf değil.
İki yüz yıllık aynı hikâye
Buharlı makine geldiğinde tekstil işçileri işini kaybetti. Elektrik geldiğinde gaz lambası yakıcıları işini kaybetti. Otomobil geldiğinde seyis ve arabacılar işini kaybetti. Her seferinde “yeni meslekler çıkacak” denildi. Ve çıktı — ama hangi kuşağa, hangi coğrafyada, kaç yıl sonra?
Luddistlere “makine düşmanı” diyenler, onların aslında ne istediğini pek sormadı. İstedikleri şey basitti: Geçiş süreci boyunca hayatta kalabilmek. Çocuklarını doyurabilmek. Yeni düzende da yer bulabilmek.
Bunlar makul talepler. Ama makul talepler, “ilerlemeye karşı çıkmak” olarak etiketlenince kolayca silinip gidiyor.
Bugün de benzer bir şey oluyor. Yapay zekaya ve robotlara endişeyle bakan, “ama bu insanların işi ne olacak?” diye soran herkes, daha konuşmayı bitirmeden “Luddist” damgasını yiyor. Teknoloji meraklısı bir çevre içinde bunu söyleyin — odanın havasının nasıl değiştiğini hissedersiniz.
Kimin teknolojisi, kimin için?
Şunu sormak gerekiyor: Bu robotlar kimin için çalışıyor?
Depo sahibi için çalışıyor. Daha az ücret, daha az sigorta, daha az şikâyet, daha az sendika. Kâr marjı yükseliyor. Hissedarlar memnun. Figure AI’nin değerlemesi 39 milyar dolara ulaşıyor. Brett Adcock, 100 saatlik yayının ardından sosyal medyada kutlama paylaşıyor.
O depoda çalışan adam ise kutlama paylaşmıyor. Çünkü o adamın haberi bile yok bu kutlamadan.
Teknolojiyi eleştirmiyorum. Eleştirdiğim şey daha farklı: Teknolojinin yarattığı değer, onu kullanan işverene ve onu geliştiren şirkete akıyor. Ama teknolojinin yarattığı dönüşümün bedeli, işini kaybeden ya da değişen işçiye yükleniyor. Bu denklem yazılı bir yerde duruyor mu? Hayır. Ama işliyor mu? Evet, her gün.
Robota kızmak kolay, robotu yapana sormak zor
Şimdi şunu anlamaya çalışıyorum: Neden robota kızıyoruz da robotu yapana sormuyoruz?
Belki çünkü robot bize daha yakın. Görünür. Anlaşılır. Soru sormak ise zor. Hangi soruyu soracağımızı bilmemek daha zor. Ve sormaya kalktığımızda “ilerlemeye karşısın” diye susturulmak daha da zor.
Luddistler de susturuldu. İdam edilenleri oldu. Tarih onları gerici yazdı.
Ama şunu düşünmeden geçemiyorum: O çorap dokuma tezgahlarının önünde duran işçi, aslında yanlış soruyu mu soruyordu? Yoksa doğru soruyu mu soruyordu da kimse cevap vermek istemedi?
Makineye kızmanın bir sonu yok. Makinenin arkasındaki karara sormak ise hâlâ mümkün — henüz.



