Yapay zekânın hızını belirlemek yalnızca şirketlerin vereceği bir karar değil. Çünkü şirketler aynı anda hem güvenlik sözü veriyor hem de daha güçlü modeller, daha büyük veri merkezleri ve daha geniş pazarlar için yarışıyor. Bir teknoloji toplumun kararlarını, güvenliğini ve ekonomisini etkileyecek kadar güçleniyorsa, frene kimin basacağı sorusu da kamusal bir meseleye dönüşüyor.
Bir şirket frene basar. Rakibi gaza basar. Bir ülke kural koyar. Diğeri koymaz. Yapay zekâyı yavaşlatma fikrinin önündeki en büyük engel teknik değil; yarışın kendisi.
Japonya’da havacılık sektöründe artan iş gücü açığına yanıt olarak insansı robotların havalimanı yer hizmetlerinde test edilmeye başlanması, insan-robot iş birliğine dayalı yeni bir operasyon modelinin ortaya çıkmasına işaret ediyor.
Yapay zekâ ve robotik alanındaki son gelişmeler, özellikle masa tenisi gibi yüksek hız, refleks ve hassasiyet gerektiren spor dallarında makinelerin insan seviyesine ulaşıp hatta bazı durumlarda insan performansını aşabildiğini gösteren dikkat çekici örnekler ortaya koyuyor.
Çinli elektronik devi Xiaomi, Pekin’deki elektrikli araç fabrikasında insan benzeri robotlarla deneme üretimine başladı; robotlar, üç saatlik deneme boyunca işlerin yüzde 90,2’sini başarıyla tamamladı.
Son zamanlarda geliştirilmiş yapay zeka modelleri, insan matematikçilerin zorlandığı yüksek seviyeli matematik problemlerini çözmede ilerleme kaydetmeye başladı.
Çin’in VOYAGEX Müzik Festivali’nde sahneye çıkan humanoid robot “Adam”, kötü kamufle edilmiş görünümüne rağmen keytar performansıyla sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. “İnsan müziği çalan robot” fikri müzik dünyasında yeni bir tartışma başlattı.
Henüz 19 yaşında olan bir girişimci, robotların insan duygularını daha iyi taklit edebilmesi için sanal beden fonksiyonları geliştiriyor. Kalp atışı, vücut ısısı ve terleme gibi özelliklerle donatılan yeni nesil yapay zekâ, korku ve kaygı gibi duygulara da "bedensel" tepki verebilecek.
Dokunsal duyulara sahip bir robot olan Vulcan, Amazon'un dağıtım merkezlerinde insanlar tarafından yapılan toplama ve istifleme işlerinin daha fazlasını otomatikleştirmeye yönelik bir adım.
Yapay zekânın hızını belirlemek yalnızca şirketlerin vereceği bir karar değil. Çünkü şirketler aynı anda hem güvenlik sözü veriyor hem de daha güçlü modeller, daha büyük veri merkezleri ve daha geniş pazarlar için yarışıyor. Bir teknoloji toplumun kararlarını, güvenliğini ve ekonomisini etkileyecek kadar güçleniyorsa, frene kimin basacağı sorusu da kamusal bir meseleye dönüşüyor.
Bir şirket frene basar. Rakibi gaza basar. Bir ülke kural koyar. Diğeri koymaz. Yapay zekâyı yavaşlatma fikrinin önündeki en büyük engel teknik değil; yarışın kendisi.
“Yapay zekâyı yavaşlatalım” cümlesi ilk duyulduğunda iki farklı tepki yaratıyor. Bir kesim bunu teknolojiyi durdurma çağrısı olarak görüyor; diğer kesim ise hiçbir şey yapmadan yarışa devam etmenin daha büyük risk olduğunu söylüyor. Oysa tartışılan şey ne bütün modelleri kapatmak ne de geleceği askıya almak. Asıl mesele, yapay zekâ güçlenirken güvenlik kontrollerinin de yetişip yetişemediği.
Yapay zekâ yarışı yıllardır tek bir kelimeyle anlatıldı: hız. Daha güçlü model, daha büyük veri merkezi, daha çok kullanıcı, daha erken lansman. Şimdi ise bu yarışın merkezindeki şirketlerin yöneticileri aynı soruyu soruyor: Biraz yavaşlamamız gerekmiyor mu?
Ücretsiz üye olunAyda 3 özel içerik, kredi kartı gerekmez