Bir ahtapotla kurduğu dostluk sayesinde Oscar kazanan Craig Foster, aslında kariyerinin büyük bölümünü Afrika’nın en zorlu coğrafyalarında doğayı anlamaya çalışarak geçirdi. Onu farklı kılan şey ise kullandığı kameralar ya da teknolojilerden çok, doğayı okuma biçimi oldu.
Detaylar haberimizde…
Craig Foster, kariyeri boyunca Afrika’nın vahşi doğasını, insan-doğa ilişkisini ve geleneksel bilgi sistemlerini konu alan çok sayıda yapım üretti. Ancak hayatını değiştiren deneyim, Kalahari Çölü’nde yaşayan San halkıyla tanışması oldu.
Doğayı Kameradan Önce Öğrenen Belgeselci
San avcıları, hayvanları takip etmek için yalnızca gözlerini değil, çevredeki en küçük detayları kullanıyordu. Kumdaki bir ayak izi, kırılmış bir dal, yerdeki bir tüy ya da rüzgârın yönü onlar için önemli bilgiler taşıyordu.
Foster yıllar boyunca bu iz sürme tekniklerini öğrenerek doğaya farklı bir gözle bakmaya başladı. Daha sonra bu yaklaşım, onun tüm kariyerinin temel felsefesine dönüştü.

Kariyerindeki Önemli Yapımlar
Craig Foster’ın filmografisi yalnızca My Octopus Teacher ile sınırlı değil. Kariyeri boyunca yönetmen, yapımcı, görüntü yönetmeni ve anlatıcı olarak birçok projede yer aldı.
Bu yapımların tamamı Foster’ın kariyerinde önemli yer tutsa da, onun doğayı anlama yaklaşımını ve çalışma yöntemlerini en iyi yansıtan eserler arasında özellikle The Great Dance: A Hunter’s Story, My Hunter’s Heart ve My Octopus Teacher öne çıkıyor.
The Great Dance: A Hunter’s Story (Bir Avcının Hikâyesi)

Belgesel, Kalahari Çölü’nde yaşayan San avcısı Nqate’nin gözünden doğayı, iz sürmeyi ve geleneksel avcılık yöntemlerini anlatıyordu.
Bu yapımda kullanılan en önemli “teknoloji” aslında San halkının binlerce yıllık bilgi birikimiydi. Foster ve ekibi, avcılarla birlikte kilometrelerce yürüyerek ve koşarak çekimler gerçekleştirdi. Çölün doğal sesleri, rüzgârı, böcekleri ve hayvan hareketleri ayrıntılı şekilde kayıt altına alındı.
Belgesel yalnızca bir av hikâyesi değil, insanın doğayla kurduğu kadim ilişkinin de belgesiydi.
My Hunter’s Heart (Bir Avcının Yüreği)

Bu kez odakta avcılık değil, kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bir kültür vardı. Modern yaşamın etkisi altında değişen Khomani San topluluğu ve genç kuşakların atalarının bilgilerini yeniden öğrenme çabaları anlatılıyordu.
Film yaklaşık üç buçuk yıllık bir süreçte çekildi. Büyük ekipler ve karmaşık prodüksiyon sistemleri yerine uzun süreli gözlem, saha çalışması ve doğal yaşamın içine karışma yaklaşımı tercih edildi.
Bu süreçte Foster’ın geliştirdiği iz sürme yaklaşımı yalnızca karada değil, ilerleyen yıllarda okyanusta da kullanılacaktı.
Çölden Okyanusa Taşınan Bir Teknik
2010’lu yılların başında Foster yoğun çalışma temposu nedeniyle ciddi bir tükenmişlik dönemi yaşadı. Bu dönemde yeniden doğaya yöneldi ve Güney Afrika kıyılarındaki yosun ormanlarında her gün dalış yapmaya başladı.
Burada yaptığı şey sıradan bir dalış değildi.
San avcılarından öğrendiği iz sürme yöntemlerini su altına uyarladı.
Kumdaki izler yerine yosunların hareketlerini, kabuk parçalarını, avcı ve av ilişkilerini, deniz canlılarının bıraktığı işaretleri okumaya başladı. Yıllar içinde geliştirdiği bu yöntem daha sonra “su altı iz sürme sistemi” olarak anılacaktı.
Bu teknik sayesinde saklanma konusunda usta olan birçok canlıyı bulabiliyor, davranışlarını günler hatta aylar boyunca takip edebiliyordu.
My Octopus Teacher (Ahtapottan Öğrendiklerim) ve Oscar’a Giden Yol

Bir gün Foster, Güney Afrika’nın False Bay bölgesindeki yosun ormanlarında genç bir ahtapotla karşılaştı.
Bu karşılaşma zamanla dünyanın en çok konuşulan doğa hikâyelerinden birine dönüştü.
2020 yılında Netflix’te yayımlanan My Octopus Teacher, Foster’ın bir yıl boyunca her gün ziyaret ettiği ahtapotla kurduğu sıra dışı ilişkiyi konu aldı. Film kısa sürede küresel bir başarı elde etti ve 2021 yılında En İyi Belgesel dalında Oscar kazandı.
Belgesel aynı zamanda Güney Afrika’dan çıkan ilk Netflix Orijinal doğa belgesellerinden biri olarak uluslararası çapta büyük ilgi gördü.
Craig Foster’ın Kullandığı Özel Ekipmanlar ve Teknolojiler

Craig Foster’ın yaklaşımını ilginç kılan nokta, modern doğa belgesellerinde sıkça kullanılan karmaşık teknolojilerden mümkün olduğunca uzak durmasıdır.
Serbest Dalış
Foster çekimlerinin büyük bölümünde tüplü dalış kullanmadı. Bunun yerine serbest dalış yöntemini tercih etti. Bu sayede hayvanları rahatsız eden hava kabarcıkları ve mekanik sesler ortadan kalkıyor, doğal davranışlar daha rahat gözlemlenebiliyordu.
Islak Elbisesiz Dalış
Cape Town açıklarında su sıcaklığı zaman zaman 8-10 dereceye kadar düşmesine rağmen Foster yıllarca wetsuit kullanmadan dalış yaptı. Bunun nedeni doğayla arasında fiziksel bir bariyer istememesiydi.
Su Altı İz Sürme Sistemi
Foster’ın geliştirdiği en dikkat çekici yöntem budur. San avcılarından öğrendiği takip tekniklerini deniz yaşamına uyarlayan Foster, yıllar içinde birçok bilimsel araştırmaya katkı sağlayan gözlem yöntemleri geliştirdi. Çalışmaları, yeni türlerin tanımlanmasına katkı sağlayan uzun süreli gözlem verileri sundu.
RED Dragon Sinema Kamerası
My Octopus Teacher‘ın sinematik görüntülerinin önemli bir bölümü profesyonel su altı görüntü yönetmeni Roger Horrocks tarafından RED Dragon sinema kamerası kullanılarak çekildi. Bu sistem, yüksek çözünürlüklü su altı görüntülerinin elde edilmesini sağladı.
Küçük ve Hareketli Kameralar
Ahtapotların yaşadığı dar kaya boşluklarında çekim yapabilmek için büyük ekipmanlar yerine küçük ve taşınabilir kameralar kullanıldı. Bazı sahnelerde kamera doğrudan deniz tabanına yerleştirilerek doğal etkileşimler kaydedildi.
Sea Change Project
Foster’ın çalışmaları yalnızca belgesellerle sınırlı değil. 2012 yılında kurduğu Sea Change Project aracılığıyla Güney Afrika kıyılarındaki Büyük Afrika Deniz Ormanı’nın korunması için çalışmalar yürütüyor. Bu girişim aynı zamanda bilim insanları, belgeselciler ve çevre koruma uzmanlarını bir araya getiriyor.
Neden Farklı Bir Belgeselci?

Craig Foster’ın başarısının temelinde pahalı ekipmanlar ya da ileri teknoloji sistemler bulunmuyor. Onu farklı yapan şey; bir San avcısının çölde okuduğu izleri, yıllar sonra okyanusun derinliklerinde de okuyabilmesi.
Birçok belgeselci doğayı görüntülemeye çalışırken Foster, önce onu anlamaya çalışıyor. Belki de bir ahtapotun ona güvenmesini sağlayan şey tam olarak buydu.
Bugün Craig Foster yalnızca Oscar ödüllü bir yapımcı değil; onlarca yıllık kariyerinde ürettiği belgesellerle doğayı gözlemleme sanatını yeniden hatırlatan, insan ile vahşi yaşam arasındaki bağı anlatan çağımızın en sıra dışı doğa anlatıcılarından biri olarak kabul ediliyor.
Derleyen: Yağmur Saatcı



