Televizyon ve sosyal medyada artık markaların büyük bölümü, reklam yüzlerini yapay zekâyla üretiyor. Türkiye bu alanda yeni bir etiketleme zorunluluğu getirirken, dünyadaki örnekler ve tüketici araştırmaları aynı soruyu gündeme taşıyor: Şeffaflık güveni mi onarıyor, yoksa yeni bir güvensizlik mi yaratıyor?
Televizyonda ve sosyal medyada bazı markalar, reklam videolarında artık tamamen yapay zekâ kullanıyor. Kimi izleyiciler ekrandaki yüzün ürünü deneyimleyen gerçek bir müşteri olduğunu varsayarken, kimileri bu kusursuzluğun ardındaki sentetik yapıyı sezebiliyor. Markalar, yüksek oyuncu kaşelerini, stüdyo masraflarını ve günler süren çekim süreçlerini ortadan kaldırmak için bu uygun maliyetli ve esnek yolu tercih ediyor. Son bir yılda reklam endüstrisinde giderek standartlaşan bu teknoloji, e-ticaret ekosisteminde yeni bir gerçeklik krizi yarattı. Artık dijital vitrinlerde gerçek insanlar değil, algoritmaların hedefe yönelik kusursuzlaştırdığı pikseller duruyor.
Giderek bulanıklaşan bu çizgi, Türkiye’de düzenleyicileri harekete geçirdi. Ticaret Bakanlığı, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği‘nde değişikliğe giderek insandan ayırt edilemeyen yapay zekâ karakterlerinin reklamlarda kullanılmasını açık ve anlaşılır biçimde etiketleme zorunluluğuna bağladı. Düzenleme, deepfake içeriklerin tüketici karar süreçlerini etkilediğine dair Reklam Kurulu’nun saha tespitlerine dayanıyor.
DİJİTALİYİDİR ÜYELİĞİ
Bu içeriğin devamını okumak için üye olun.
Ücretsiz üye olarak tüm yazıları okuyabilirsiniz.
Zaten üye misiniz? Giriş yapın
Günde sadece 1 TL'ye abone olarak tüm içeriklerimize sınırsız erişebilir ve bağımsız haberciliğe destek olabilirsiniz! Hemen Abone Ol





