NASA, uzun zamandır Ay’ın karanlık yüzü olarak bilinen güney bölgesinden su çıkarmak için yollar geliştiriyor. Bu gelişmeler büyük bir heyecanla takip edilse de yeni tartışmaları da beraberinde getiriyor. Tartışmaların odak noktası ise başta olmak üzere Ay’daki su kaynakların mülkiyeti.
Ay, NASA’nın Mars’ta gerçekleştirilecek mürettebatlı keşif görevleri için önemli bir basamak olarak görülüyor. Araştırmacıların şimdilik Ay için temel hedefi, uzun uzay yolculuklarında astronotların ihtiyaçlarını karşılayacak bir istasyon kurmak. Ay’ın kaynakları kullanılarak yolculuk maliyetinin düşürülmesi hedefleniyor. Bu açıdan Ay yüzeyinde bulunan buzul halindeki su kaynakları son derece önem arz ediyor. Uzay ajansı, Ay’daki buzun içilebilir su haline getirilebileceğini ya da oksijen ve hidrojenlerin ayrıştırılarak roketler için yakıt yapımında kullanılabileceğini iddia ediyor. Bu doğrultuda astronotların 2025 yılında Ay’ın güney kutbundaki buzul bulunduran kraterlerin yakınına iniş yapması bekleniyor.

Bilindiği üzere ABD ve Ay üzerinde emelleri olan diğer ülkeler Ay üzerinde yasal olarak herhangi bir toprak ya da egemenlik iddiasında bulunamıyor. 1960’larda başlayan uzay yarışının ortasında birçok devlet, herhangi bir ülkenin uzayın bir kısmına sahip olmasını yasaklayan Dış Uzay Antlaşması’nı imzaladı. Ancak bu anlaşma Dünya dışı kaynakların toplanması konusunda bir hüküm içermiyor. Bulunduğumuz yüzyılda uzay yarışının giderek kızışması ve Dünya’daki doğal kaynakların bir gün tükenebileceği endişesi uluslararası aktörlerin gözlerini uzayın doğal kaynaklarına dikmelerine neden oluyor. Ancak hangi kaynakların kullanılacağı, kimin kullanacağı, kaynağın nereden çıkarılacağı hâlâ tartışma konusu. Mississippi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hava ve Uzay Hukuku Ulusal Merkezinden Joanne Gabrynowicz yaptığı açıklamada, Ay’dan kaynak çıkarma konusuna atıfta bulunarak, “Hiçbir şey basit değil. Şu anda Ay’a özgü net kurallar yok.” dedi.
Dış Uzay Anlaşması Ay’ın mülkiyet altına alınmasını yasaklıyor ancak ulusların onu özgürce keşfetmesine izin veriyor. (“…dış uzay tüm devletlerin keşif ve kullanımı için serbest olacaktır;”).
Astronotların çeşitli bilimsel faaliyetleri gerçekleştirirken haftalarca ya da daha uzun süre kalması bir noktada Ay suyunun kullanılmasını gerektirecek. Suyun Dünya’dan taşınması ise oldukça maliyetli. Dolayısıyla, tüm kaşifler varış noktalarındaki su kaynaklarına bağımlı olacaklar. (uzay istasyonundaki astronotlar gibi ter ve idrardan geri dönüştürülen içme suyuna ek olarak). O halde NASA astronotları, bir ulusun -keşif ihtiyaçları için- Ay’dan hangi kaynakları çıkarabileceğine dair net yasalar olmadan Ay buzunu toplayabilirler.
Ocak 2023 itibariyle NASA öncülüğünde 23 ülkenin imzaladığı uzayda barışçıl iş birliği için geniş, bağlayıcı olmayan ilkeler içeren Artemis Anlaşmaları “Uzay Kaynakları” üzerine kısa bir bölüm içeriyor. Belgede, “İmzacılar, uzay kaynaklarının kullanımının güvenli ve sürdürülebilir operasyonlar için kritik destek sağlayarak insanlığa fayda sağlayabileceğini belirtmektedirler.” ifadeleri yer alıyor. Peki, ya bir ulus değil de özel bir şirket Ay’ın güney kutbunda buz kütleleri bulur ve bunları çıkarırsa? Buz üzerinde hak iddia edebilirler mi? Hava ve yakıt üretimi için bir hükümete büyük bir kâr karşılığında satabilirler mi? Anlaşma, özel sektör konusunda belirli bir hüküm içermiyor. Ay kaynaklarıyla ilgili pek çok sorun da burada karşımıza çıkıyor.
Şu an için dört ülke özel bir şirketin uzayda kaynak çıkarabileceğini kabul eden yasalara sahip: ABD, Lüksemburg, Japonya ve Birleşik Arap Emirlikleri. Nebraska-Lincoln Üniversitesinde Uzay Hukuku Profesörü olan Frans von der Dunk, ülkelerin yaklaşımlarının tam olarak aynı olmadığını, ancak önde gelen yorumun açık denizleri yöneten uluslararası hukuka benzediğini açıkladı. Von der Dunk, “Balık bir kez balıkçıların ağına düştüğünde onu satabilirler. Ancak hiçbir ülke açık denizlerin herhangi bir bölümünü işaret edip balıklar üzerinde hak iddia edemez. Bu, bölgesel egemenlik iddiasında bulunmak olur.” dedi. Peki, bu rejim Ay’da nasıl işleyebilir? Hiçbir ülke bir krateri işaret edip oradaki buz üzerinde hak iddia edemez. Ancak bir şirket kratere gidip orada bir dükkân kurabilir ve kaynak çıkarabilir. Sonrasında bu özel madenciler, buzu talep eden kişiye satabilirler. Bu alıcılar da muhtemelen Kızıl Gezegen’i ya da metal zengini asteroitleri ziyaret etmek isteyen cebi dolu uzay ajansları olacak.
İnsanlığın tarih boyunca doğal kaynaklar için savaşmış olduğu gerçeği, Ay kaynakları için çıkabilecek bir çatışma ihtimalini güçlendiriyor. Ancak oluşturulacak Ay yasaları bölgesel çatışmaları sınırlandırabilir. Örneğin, Ay yasalarının olası bir öncüsü olan NASA liderliğindeki Artemis Anlaşmaları, bir kuruluşun “zararlı müdahale” olmadan çalışabileceği alanlar olan “güvenlik bölgelerinin” kurulmasına izin veriyor. Ancak kritik sorular hala cevapsız kalıyor: Bir güvenlik bölgesi ne kadar büyük olabilir? Ne kadar süre var olabilir? Güvenlik bölgelerini kim belirler? Birisi pervasızca güvenlik bölgenize girerse ne olur?
Bir ulus, bilimsel keşif kisvesi altında, belirsiz bir süre için imrenilen bir kraterdeki tüm buz üzerinde hak sahibi olduğunu iddia edebilir. Vahşi Batı tarzı bir Ay arazisi gaspı ortaya çıkabilir.
Derleyen: Deniz Akbulut


