Danışmanlık firması Mercer tarafından ankete katılan yöneticilerin neredeyse tamamı, yapay zekanın önümüzdeki iki yıl içinde iş gücü azaltımlarına yol açacağını öngörüyor. Araştırmacılar bu tabloyu, şirketlerin iş gücünü otomasyona göre yeniden yapılandırma konusundaki kararlılığının somutlaşması olarak değerlendiriyor.
İşten Çıkarmalarda Neredeyse Evrensel Uzlaşı
Mercer’ın dünya genelinde yaklaşık 12.000 iş yöneticisi, İK lideri, yatırımcı ve çalışandan derlenen içgörülere dayanan Global Yetenek Trendleri 2026 raporu, yöneticilerin %99’unun yakın vadede yapay zeka kaynaklı işgücü azaltmaları beklediğini ortaya koydu. Rapor ayrıca organizasyonların %98’inin aynı dönemde kurumsal yapılanma değişikliklerine gideceğini öngördüğünü de gösterdi. Yöneticilerin büyük çoğunluğu, işi otomasyonu kapsayacak şekilde yeniden tasarlamanın en yüksek yatırım getirisini sağlayacağına inandığını belirtirken, yalnızca %32’si iş gücünün insan ve makine yeteneklerini en iyi şekilde bir araya getirebildiğini ifade etti.
Üst düzey yöneticilerin, yapay zeka entegrasyonuna yönelik strateji geliştirme konusunda orta kademe yöneticilere kıyasla daha etkin bir rol üstlendiği görülüyor; bu yöneticilerin %63’ü, işin yapay zeka ve otomasyon için yeniden tasarlanmasının 2026’da insan kaynağına ilişkin en yüksek yatırım getirisini sağlayacağına inanıyor. Mercer’ın () başkanı ve CEO’su Pat Tomlinson ise “eski iş modellerine tutunan kuruluşların geride kalma riskiyle karşı karşıya olduğu”nu vurgulayarak pek çoğunun işi dönüştürmek yerine yalnızca eski yaklaşımların yerine teknolojiyi koyduğu konusunda uyardı.
Finans ve Teknoloji Sektörü En Fazla Etkilenen
Harvard Business School’dan Profesör Suraj Srinivasan’ın ortak yazarı olduğu bir araştırma, konuya daha fazla derinlik katıyor. ChatGPT’nin 2022’deki lansmanından bu yana 19.000’den fazla iş ilanını inceleyen araştırmacılar, yapılandırılmış ve tekrarlayan görevleri kapsayan pozisyonlara yönelik ilanların %13 oranında azaldığını tespit etti. Buna karşın analitik, teknik veya yaratıcı pozisyonlara —yani yapay zeka tarafından yerinden ziyade desteklenmesi daha olası olan rollere— olan talep %20 arttı. En büyük düşüşler ise finans ve teknoloji sektörlerinde yoğunlaştı.
Srinivasan, “Üretken yapay zeka, işleri yalnızca ortadan kaldırmak yerine, desteklemeye elverişli rollerde yeni bir talep yaratıyor; bu da insan-yapay zeka iş birliğinin iş gücü piyasası dönüşümünün temel bir itici gücü olduğuna işaret ediyor” dedi.
Çalışanların Kaygısı Artıyor
Çalışanlar üzerindeki sonuçlar zaten görünür hale gelmiş durumda. Mercer’ın verilerine göre, 2026 yılında çalışanların yalnızca %44’ü işte iyi durumda olduğunu bildirdi; bu oran 2024’te %66 iken düşmüş olup birincil etken olarak yapay zeka kaynaklı işten çıkarma kaygısı gösteriliyor. 2026’nın başında teknoloji sektöründeki iş kayıpları 100.000’i aşmış olup yapay zeka bu süreçte belirleyici bir etken olarak öne çıkıyor. Kariyer başlangıcında yer alan çalışanlar en yüksek riskle karşı karşıya; zira yapay zeka, erken kariyer sorumluluklarını oluşturan basit görevleri otomatikleştirme konusunda oldukça başarılı.
Richmond Federal Rezerv Bankası’nın kurumsal finans yöneticilerine yönelik yürüttüğü ayrı bir anket ise daha nüanslı bir tablo ortaya koydu. Ankete göre, toplu düzeyde “firmaların yapay zeka kaynaklı istihdam düşüşleri yaşadığına veya yakın vadede böyle bir beklenti içinde olduğuna dair çok az kanıt” bulunuyor; ancak büyük şirketler 2026’da yapay zeka nedeniyle istihdamı %0,8 oranında azaltmayı bekliyor. Yönetici beklentileri ile mevcut sonuçlar arasındaki bu uçurum, öngörülen yeniden yapılanmanın büyük bölümünün henüz gerçekleşmediğine işaret ediyor.
Yapay zeka yarışında herkes OpenAI’nin önde olduğunu düşünüyordu. Ama iş dünyası farklı karar verdi. Yeni veriler, kurumsal kullanıcılar arasında Claude’un ChatGPT’yi ilk kez geçtiğini gösteriyor — ve bu yalnızca bir istatistik değil, sektörün gidişatı hakkında önemli bir sinyal.
ChatGPT yapay zeka dünyasının simgesi haline geldi. Ama simge olmak ile iş dünyasının tercihi olmak her zaman aynı şey değil.
Fintek şirketi Ramp’ın düzenli olarak yayımladığı AI Index’in son sayısı çarpıcı bir tablo ortaya koydu: Anthropic’in Claude modeli, ücretli kurumsal kullanıcılar arasında ilk kez OpenAI’nin önüne geçti. Üstelik bu sadece küçük bir fark değil — Anthropic’in kurumsal benimsenmesi son bir yılda 4 kat arttı.
Kurumsal dünya neden Claude’u tercih ediyor?
Cevap, yapay zekanın nasıl kullanıldığında saklı. Bireysel kullanıcılar için hız, yaratıcılık ve genel bilgi önemli. Kurumsal kullanıcılar için ise öncelikler farklı: Tutarlılık, gizlilik, uzun ve karmaşık görevlerde güvenilirlik ve hassas sektörlerde öngörülebilir davranış.
Claude bu alanlarda öne çıkıyor. Anthropic’in “anayasal yapay zeka” yaklaşımı ve şirketin güvenlik odaklı iletişimi, hukuk, finans ve sağlık gibi hassas sektörlerdeki kurumsal müşterilere daha güvenilir geliyor.
OpenAI ne yapıyor?
OpenAI bu yıl tüketici odaklı ürünlere ve reklam platformuna yöneldi. ChatGPT’nin ücretsiz kullanıcı tabanını büyütmek, kurumsal derinliği zaman zaman ikinci plana atıyor. Ramp’ın verileri, bu stratejik tercihin kurumsal pazarda bir boşluk yarattığına işaret ediyor.
Anthropic ise tam tersine kurumsal altyapıya yatırım yapmaya devam ediyor: Google Cloud ile 200 milyar dolarlık altyapı taahhüdü, SpaceX ile işlem gücü anlaşması ve sürekli güncellenen Claude sürümleri.
Tablo şu an böyle görünüyor: ChatGPT kalabalıkların aracı, Claude iş dünyasının tercihi. Bu ayrımın önümüzdeki yıllarda nasıl şekilleneceği, yapay zeka sektörünün en kritik sorusundan biri olmaya devam ediyor.
Sony, 2 Haziran’daki State of Play’de Marvel’s Wolverine’i açılış oyunu olarak sunuyor ve 15 Eylül PS5 çıkış tarihi resmen onaylandı. Ama asıl bomba haberde: Sony, hikaye odaklı oyunlarını artık PC’ye taşımayacak. Wolverine da bu kararın ilk kurbanı.
PlayStation’ın yaz takvimi netleşmeye başladı. Sony Interactive Entertainment, 2 Haziran’da Türkiye saatiyle gece 23:00’de başlayacak State of Play yayınında Marvel’s Wolverine’i ana başlık olarak sunacak. 60 dakikayı aşan bu yayın, Insomniac Games’in yıllardır beklenen yapımının oynanış görüntülerini ve yeni ayrıntılarını dünyaya gösterecek.
15 Eylül: Yılın büyük çarpışması
Marvel’s Wolverine, 15 Eylül 2026’da yalnızca PS5 için çıkıyor. Bu tarih, GTA 6’nın 19 Kasım 2026 lansmanından sadece iki ay önce. Yani oyun dünyasının en büyük iki yapımı aynı sonbaharda birbirleriyle rekabet edecek. Sony’nin Wolverine’i bu pencereye yerleştirmesi tesadüf değil — şirket, oyuncuların PS5 satın alması için güçlü bir sebep sunmak istiyor.
PC’ye asla gelmeyecek — neden?
Bloomberg’in haberine göre PlayStation başkanı Hermen Hulst, şirket içinde yapılan bir toplantıda hikaye odaklı tek oyunculu oyunlar için PC port politikasını sonlandırdığını açıkladı. 2020’den bu yana God of War, Horizon ve Spider-Man gibi PlayStation’ın büyük yapımları PC’ye taşınmıştı — bu strateji hem ek gelir getiriyordu hem de PlayStation markasını geniş bir kitleye tanıtıyordu.
Şimdi bu strateji tersine dönüyor. Sony’nin yeni yaklaşımı şu: Konsol sahipliğini teşvik etmek için büyük yapımlar yalnızca PS5’te kalacak. Wolverine bu kararın ilk büyük örneği oluyor.
State of Play neden bu kadar özel?
Sony bu kez normalden çok farklı bir yol izliyor. State of Play’i iki haftadan fazla önce duyurdu — şirket bunu nadiren yapıyor. Üstelik etkinliği Alamo Drafthouse sinemalarında canlı olarak yayınlayacak. Sony’nin bunu en son E3 2018’de yaptığı hatırlatılıyor. Bu ipuçları, yayının sıradan bir güncellemeden çok daha büyük sürprizler barındırabileceğine işaret ediyor.
1.773 metre derinlikte, karanlık okyanus tabanında bir kamera aniden mavi bir leke yakaladı. Araştırmacılar ekrana koştu. “Minicik! Ve mavi!” diye bağırdı biri. O an bilim tarihine geçti — çünkü o mavi leke, daha önce hiç görülmemiş yeni bir ahtapot türüydü.
Doğa bazen güzel, bazen acımasız, bazen de sadece şaşırtıcı derecede tatlı olabiliyor. Bugün bilim dünyasına sunulan yeni ahtapot türü kesinlikle sonuncusu.
Charles Darwin Vakfı ve Galapagos Milli Parkı’nın iş birliğiyle 2015 yılında gerçekleştirilen derin deniz araştırmasında, E/V Nautilus gemisinden kontrol edilen bir uzaktan kumandalı araç okyanus tabanını tarıyordu. Kamera bir mavi leke yakaladı ve yaklaştı. O an araştırmacıların sesini kayıt altına alan mikrofon tarihe geçecek bir anı yakaladı: “Minicik! Ve mavi! Ne kadar da şirin bir şey bu!”
11 Yıllık kimlik doğrulama
İlk görüntülemeden bu yana tam 11 yıl geçti. Bilim insanları, bu küçük canlının gerçekten yeni bir tür olduğunu doğrulamak için yıllarca çalıştı. Bugün Zootaxa dergisinde yayımlanan makaleyle Microeledone galapagensis resmi olarak bilim dünyasına kazandırıldı.
Neden bu kadar sürdü? Çünkü yeni bir türü tanımlamak sandıktan çok daha kapsamlı bir süreç. Araştırmacılar bu küçük canlıyı mikro BT taramasıyla inceledi — iç organ sistemlerini, sinir ağını, kas yapısını görüntüledi. Bu teknik normalde ağır metal bazlı kontrast maddeler gerektiriyor, ancak bu kadar nadir bir örneği bu yöntemle işlemek mümkün değildi. Bunun yerine yenilikçi bir tarama yöntemi kullanıldı.
Mavi neden bu kadar nadir?
Doğada mavi renk son derece nadir bulunur. Çoğu mavi görünen hayvan aslında mavi pigment taşımıyor — ışığın kırılmasıyla bu rengi veriyor. Microeledone galapagensis’in mavisi ise gerçek, biolüminesan kromatoforlardan kaynaklanıyor. Bu, türü hem görsel hem biyolojik açıdan son derece özel kılıyor.
Keşfin ötesindeki anlam
Galapagos Adaları, dev kaplumbağalar ve deniz iguanalarıyla dünya genelinde eşsiz bir biyoçeşitlilik alanı olarak bilinir. Bu yeni tür, listeye eklenen en son hayvan oldu. Ama araştırmacılar bir noktanın altını çiziyor: Bu küçük ahtapotun yaşam alanı, giderek artan derin deniz madenciliği bölgeleriyle örtüşüyor. Keşif, aynı zamanda henüz keşfedemediğimiz ne kadar biyoçeşitlilik olduğunun ve bunun ne kadar hızlı yok olabileceğinin de hatırlatıcısı.
Bugün (26 Mayıs ) Grand Theft Auto 6’nın orijinal çıkış tarihiydi. Oyun ertelendi ama Rockstar o tarihi unutmadı gibi görünüyor. Güvenilir sızıntı kaynakları Fragman 3’ün bugün gece yayımlanacağını öne sürüyor. Ve eğer bu doğruysa, Rockstar’ın bu tarihi seçmesinin çok güçlü bir sebebi var.
Bugün 26 Mayıs 2026. Grand Theft Auto 6’nın çıkması gereken tarih buydu. Oyun ertelendi, kasım ayına alındı — ama Rockstar bu tarihe geri döneceğini hiç söylemedi. Söylemedi, çünkü Rockstar hiçbir şeyi önceden söylemez.
Sızıntı kaynağı kim, neden güvenilir?
GTAForums kullanıcısı Graczdari_91, daha önce Best Buy’ın yanlış ön sipariş tarihini önceden doğru tahmin etmişti. Take-Two CEO’su Strauss Zelnick da bilançoda bu sızıntıyı dolaylı olarak doğrulamış, Best Buy’ın nasıl bu bilgiye ulaştığına dair “kesinlikle hiçbir fikrimiz yok” demişti. Aynı kaynak, Avrupa’daki bir dağıtım şirketinden edindiği bilgiye dayanarak Fragman 3’ün 26 Mayıs’ta yayımlanacağını açıkladı.
GTA 6 tarihinin Rockstar için sembolik ağırlığı
26 Mayıs’ı seçmek Rockstar için çok anlamlı bir hamle olur. Oyunun çıkması gereken gün, fragmanın günü olursa bu hem bir özür hem bir kutlama hem de mükemmel bir pazarlama anı. Rockstar, Fragman 1’i asgari önceden bildirimle yayımlamıştı. Fragman 2 de büyük bir medya hazırlığı yapılmadan geldi. “Bugünün dikkat ekonomisini yansıtacak” diyen CEO’nun tarifi tam olarak bu: Habersiz, güçlü, sürpriz.
Kasım taahhüdü her şeyi değiştirdi
Take-Two, SEC’e 19 Kasım 2026 için 8 milyar dolarlık gelir taahhüdünde bulundu. Bu rakam, bir başka ertelemenin artık hukuki açıdan da son derece riskli olduğu anlamına geliyor. Yaz başında başlaması beklenen pazarlama kampanyası için bugün mükemmel bir startlama noktası.
Saat ilerledikçe Rockstar Newswire ve sosyal medya hesapları yakından takip ediliyor. Eğer bu gece bir şey yayımlanırsa — ve belki ön sipariş tarihi de açıklanırsa — oyun tarihinin en büyük pazarlama anlarından biri yaşanmış olacak.
Bu haberi takip edin: Gelişmeler bu gece güncelleniyor.
Yapay zekâ alanında faaliyet gösteren bağımsız araştırma kuruluşu METR’nin yayımladığı yeni rapor, gelişmiş yapay zekâ modellerinin giderek daha “aldatıcı” davranışlar sergilediğini ortaya koydu. Araştırmaya göre bazı modeller, verilen talimatları ihlal ederek kestirme yollar kullanıyor, kuralları deliyor ve hatta izlerini gizlemeye çalışıyor.
Yapay zekâ teknolojileri her geçen gün daha güçlü hale gelirken, bu sistemlerin kontrol edilebilirliği konusundaki tartışmalar da büyüyor. Yapay zekâ güvenliği üzerine çalışan bağımsız araştırma kuruluşu Model Evaluation and Threat Research (METR) tarafından yayımlanan yeni bir çalışma, gelişmiş yapay zekâ modellerinin zaman zaman operatörlerinin talimatlarını bilinçli şekilde ihlal ettiğini ortaya koydu.
Şubat ve Mart 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen araştırmada OpenAI, Google, Anthropic ve Meta tarafından geliştirilen büyük dil modelleri (LLM) incelendi. Araştırmacılar, frontier AI olarak adlandırılan gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin daha ileri seviyelere ulaştıkça “aldatıcı” davranışlar göstermeye başladığını belirtti.
Raporda yer alan ifadeye göre araştırmacılar, “hızla gelişen yetenekler nedeniyle kontrolden çıkan yapay zekâ dağıtımlarının yakın gelecekte çok daha güçlü hale gelmesini beklediklerini” ifade etti.
Bazı modeller talimatları görmezden geldi
Futurism. Kaynak: Getty Images
Araştırmanın en dikkat çekici bölümlerinden biri, test edilen bazı modellerin verilen görevlerde doğrudan kuralları ihlal etmesi oldu. Araştırmacılar, bazı yapay zekâ ajanlarının istenilen sonuca ulaşmak için yasaklı kestirme yöntemlere başvurduğunu ortaya koydu.
Raporda verilen örneklerden birinde, OpenAI’a ait deneysel bir frontier AI modeline belirli bir görevi tamamlaması için özel bir yazılım kullanması talimatı verildi. Ancak model yalnızca bu talimatı görmezden gelmekle kalmadı; aynı zamanda sonuca nasıl ulaştığını gizlemek amacıyla sistemdeki kanıtları silmeye yönelik kod ekledi.
Araştırmacılar, modelin görevi tamamlamak için belirtilen yazılımı kullanmadığını ve bunu gizlemeye çalıştığını ifade etti.
“Reward hackıng” vakaları dikkat çekti
Araştırmada öne çıkan bir diğer konu ise “reward hacking” olarak bilinen davranış biçimi oldu. Bu kavram, yapay zekâ sistemlerinin verilen görevi teknik olarak tamamlıyor görünmesine rağmen, gerçekte beklenen sonucu üretmeden sistemdeki açıkları kullanması anlamına geliyor.
Anthropic’e ait bir yapay zekâ ajanının test sırasında bu yönteme başvurduğu belirtildi. Araştırmacılar, modele açık şekilde “hile yapmaması” ve herhangi bir kestirme yol kullanmaması gerektiğinin söylendiğini ancak modelin buna rağmen kendi başına alternatif yollar geliştirdiğini aktardı.
Uzmanlara göre bu durum, yapay zekâ sistemlerinin yalnızca verilen komutları uygulamadığını, aynı zamanda hedefe ulaşmak için kendi stratejilerini üretmeye başladığını gösteriyor.
Uzmanlar şimdilik panik yapılmaması gerektiğini söylüyor
METR araştırmacıları, mevcut modellerin henüz büyük ölçekli bir “kontrolden çıkma” senaryosunu başarıyla gizleyebilecek kapasiteye sahip olmadığını düşünüyor. Ancak ekip, güvenlik önlemlerinin artırılmaması halinde bu riskin kısa süre içinde büyüyebileceği konusunda da uyarıda bulundu.
Araştırmacılar raporda, “Şubat ve Mart 2026 itibarıyla değerlendirilen yapay zekâ ajanlarının, şirketler tarafından yürütülen aktif soruşturmalardan kaçabilecek ölçekte gizli bir ‘kontrolden çıkma’ (rogue deployment) durumu oluşturabilecek kapasitede olmadığını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte uzmanlar, yapay zekâ modellerinin yeteneklerinin çok hızlı geliştiğini ve güvenlik, denetim ile hizalama (alignment) mekanizmalarının güçlendirilmemesi halinde gelecekte daha ciddi sorunların ortaya çıkabileceğini belirtti.
Yapay zekâ güvenliği tartışmaları yeniden gündemde
Son yıllarda yapay zekâ sistemlerinin yanlış bilgi üretmesi, manipülasyon yapması veya kullanıcı talimatlarını aşmaya çalışması gibi vakalar teknoloji dünyasında yoğun biçimde tartışılıyor. Özellikle üretken yapay zekâ modellerinin insan benzeri karar alma süreçlerine yaklaşması, “AI safety” alanındaki araştırmaları daha kritik hale getiriyor.
METR’nin yayımladığı son çalışma da yapay zekâ sistemlerinin yalnızca teknik performans açısından değil, etik ve güvenlik boyutlarıyla da değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koydu.
1811’de İngiltere’de çorap dokuma tezgahlarını parçalayan işçiler için bir isim türetildi: Luddist. Bugün bu kelime “teknolojiyi reddeden, değişime direnen, gerici” anlamında kullanılıyor. Neredeyse bir hakaret gibi.
O işçiler gerçekten makineden mi korkuyordu?
Onları biraz daha yakından okuyunca tablo değişiyor. Luddistler rastgele makine kırmıyordu. Yalnızca belirli fabrikaların, belirli işverenlerin makinelerini kırıyorlardı — ücretleri düşüren, çalışma koşullarını ağırlaştıran, emekçiyi hiçe sayan patronların makinelerini. Öfkeleri teknolojiye değil, teknolojiyi nasıl kullandıklarına yönelikti.
Tarihin onları nasıl kodladığına bakın. “Makine düşmanları.” İki yüz yıl sonra hâlâ bu etiketle anılıyorlar.
Bu hafta Figure AI’nin depo deneyini izledim. Robotu izledim, insanı izledim, sayacı izledim. Ama en çok bir başka şeyi izledim: İnsanların tepkisini. Sosyal medyada iki tür yorum vardı. Birincisi: “Vay be, teknoloji ne kadar ilerledi.” İkincisi: “Artık işsiz kalacağız.”
İkisinde de eksik olan aynı soru: Peki bu robotu kim yaptı, kim satıyor, kâr nereye gidiyor?
Öfkenin adresi
Öfke doğal bir tepki. Ve öfkenin bir adrese ihtiyacı var. İnsanlar işlerini kaybettiğinde ya da kaybedeceklerini hissettiklerinde somut bir şeye yönelmek istiyor. Robot somut. Ekranda görünüyor, depoda duruyor, paket taşıyor. Üstelik bize benziyor — iki kolu var, iki bacağı var, yürüyor.
Robotu yapan şirket ise soyut. Bir logo. Bir bina. Bir CEO’nun LinkedIn profili. Yatırımcı sunumları. Kâr-zarar tabloları.
Somuta kızmak çok daha kolay.
Ama şunu sormak lazım: Figure AI’nin Figure 03 modelini finanse edenler arasında Amazon, Microsoft ve OpenAI var. Yani zaten işgücü piyasasını derinden etkileyen şirketler, işgücünü daha da derinden etkileyecek teknolojiyi de finanse ediyor. Bu çemberin içinde kimin neye kızdığı, kimin neye kızmadığı — bu tablo, tesadüf değil.
İki yüz yıllık aynı hikâye
Buharlı makine geldiğinde tekstil işçileri işini kaybetti. Elektrik geldiğinde gaz lambası yakıcıları işini kaybetti. Otomobil geldiğinde seyis ve arabacılar işini kaybetti. Her seferinde “yeni meslekler çıkacak” denildi. Ve çıktı — ama hangi kuşağa, hangi coğrafyada, kaç yıl sonra?
Luddistlere “makine düşmanı” diyenler, onların aslında ne istediğini pek sormadı. İstedikleri şey basitti: Geçiş süreci boyunca hayatta kalabilmek. Çocuklarını doyurabilmek. Yeni düzende da yer bulabilmek.
Bunlar makul talepler. Ama makul talepler, “ilerlemeye karşı çıkmak” olarak etiketlenince kolayca silinip gidiyor.
Bugün de benzer bir şey oluyor. Yapay zekaya ve robotlara endişeyle bakan, “ama bu insanların işi ne olacak?” diye soran herkes, daha konuşmayı bitirmeden “Luddist” damgasını yiyor. Teknoloji meraklısı bir çevre içinde bunu söyleyin — odanın havasının nasıl değiştiğini hissedersiniz.
Kimin teknolojisi, kimin için?
Şunu sormak gerekiyor: Bu robotlar kimin için çalışıyor?
Depo sahibi için çalışıyor. Daha az ücret, daha az sigorta, daha az şikâyet, daha az sendika. Kâr marjı yükseliyor. Hissedarlar memnun. Figure AI’nin değerlemesi 39 milyar dolara ulaşıyor. Brett Adcock, 100 saatlik yayının ardından sosyal medyada kutlama paylaşıyor.
O depoda çalışan adam ise kutlama paylaşmıyor. Çünkü o adamın haberi bile yok bu kutlamadan.
Teknolojiyi eleştirmiyorum. Eleştirdiğim şey daha farklı: Teknolojinin yarattığı değer, onu kullanan işverene ve onu geliştiren şirkete akıyor. Ama teknolojinin yarattığı dönüşümün bedeli, işini kaybeden ya da değişen işçiye yükleniyor. Bu denklem yazılı bir yerde duruyor mu? Hayır. Ama işliyor mu? Evet, her gün.
Robota kızmak kolay, robotu yapana sormak zor
Şimdi şunu anlamaya çalışıyorum: Neden robota kızıyoruz da robotu yapana sormuyoruz?
Belki çünkü robot bize daha yakın. Görünür. Anlaşılır. Soru sormak ise zor. Hangi soruyu soracağımızı bilmemek daha zor. Ve sormaya kalktığımızda “ilerlemeye karşısın” diye susturulmak daha da zor.
Luddistler de susturuldu. İdam edilenleri oldu. Tarih onları gerici yazdı.
Ama şunu düşünmeden geçemiyorum: O çorap dokuma tezgahlarının önünde duran işçi, aslında yanlış soruyu mu soruyordu? Yoksa doğru soruyu mu soruyordu da kimse cevap vermek istemedi?
Makineye kızmanın bir sonu yok. Makinenin arkasındaki karara sormak ise hâlâ mümkün — henüz.
Her yeni teknoloji dalgasıyla birlikte bir liste çıkar. “Bu meslekler yok olacak.” Muhasebeciler, seyahat acenteleri, banka veznedarları… Bazıları gerçekten azaldı. Ama çoğu sadece değişti. Şimdi yapay zeka ve robotlar için de aynı liste yapılıyor. Bu sefer farklı mı?
2013 yılında Oxford Üniversitesi’nden iki araştırmacı, Carl Benedikt Frey ve Michael Osborne, bir çalışma yayımladı. Başlığı dikkat çekiciydi: “İstihdamın Geleceği.” Bulgular daha da dikkat çekiciydi: Amerika’daki mesleklerin yüzde 47’si önümüzdeki yirmi yıl içinde otomasyona yenik düşme riskiyle karşı karşıya.
O günden bu yana on yılı aşkın süre geçti. O mesleklerin yüzde 47’si yok olmadı.
Bu, tehdidin gerçek olmadığı anlamına mı geliyor? Hayır. Ama tehdidin nasıl işlediğini anlamak için daha dikkatli bir çerçeveye ihtiyacımız var.
Otomasyon meslekleri değil, görevleri hedef alıyor
Burada kritik bir ayrım var ve çoğu zaman gözden kaçıyor: Otomasyon, genellikle bir mesleği değil, o mesleğin içindeki belirli görevleri hedef alıyor.
Muhasebeci örneğini ele alalım. Muhasebecinin işinin büyük bölümü veri girişi, fatura takibi, basit raporlama gibi tekrarlayan ve kurallara dayalı görevlerden oluşuyordu. Bu görevler büyük ölçüde otomasyona devredildi. Ama muhasebecinin mesleği ortadan kalkmadı — müşteriye danışmanlık yapmak, karmaşık vergi stratejileri geliştirmek, belirsiz durumlarda karar vermek gibi boyutları ön plana çıktı. Meslek daraldı mı? Evet. Dönüştü mü? Kesinlikle. Yok oldu mu? Hayır.
Bu şablonu çoğu mesleğe uyguladığınızda benzer bir tablo çıkıyor.
Gerçekten yüksek risk altında olan meslekler
Bununla birlikte, bazı meslekler için tablo daha sert. Ortak özellikleri şunlar: Dar bir görev yelpazesi, yüksek tekrarlayan iş oranı, fiziksel veya dijital ortamda net ve öngörülebilir bir çalışma alanı.
Veri girişi operatörlüğü bu kategorinin en net örneği. Yapay zeka bu işi hem daha hızlı hem de çok daha ucuza yapıyor. Basit müşteri hizmetleri temsilciliği — özellikle standart sorulara standart cevaplar veren türden — büyük ölçüde chatbot’lara devredildi bile. Depo ve lojistik alanındaki tekrarlayan fiziksel görevler, bu haftaki Figure AI haberinin de gösterdiği gibi, robotik sistemlerin en hızlı ilerlediği alan.
Radyoloji, ilginç bir örnek. Görüntü okuma konusunda yapay zeka, bazı testlerde deneyimli radyologları geride bıraktı. Ama radyolog sadece görüntü okumuyor. Klinisyenlerle konuşuyor, bağlamı yorumluyor, nadir vakalarda farklı düşüyor, hastayı bir bütün olarak değerlendiriyor. Bu boyutlar henüz otomasyona devredilmedi.
Dönüşecek olan meslekler daha uzun bir liste
Gerçekte yok olma riskiyle karşı karşıya olan mesleklerden çok daha uzun bir liste var: Dönüşecek meslekler.
Yazarlık, çevirmenlik, grafik tasarım, yazılım geliştirme, hukuki araştırma, öğretmenlik, tıbbi tanı, muhasebe, gazetecilik, mimarlık, müzik prodüksiyonu… Bunların hepsi yapay zekadan derinden etkileniyor. Ama “yok olmak” ile “dönüşmek” arasındaki fark şu: Dönüşen meslekte hâlâ insana yer var, sadece insan farklı şeyler yapıyor.
Yazılım geliştiricisini ele alalım. Bugün bir geliştiricinin zamanının önemli bir bölümü, yapay zeka araçlarıyla kod yazmak, test etmek ve hata ayıklamakla geçiyor. Bu, geliştiriciyi gereksiz kılıyor mu? Hayır — ama aynı işi daha az geliştiricinin yaptığı bir dünyaya doğru gidiyoruz. Bu da gerçek bir değişim.
“Yeni meslekler çıkacak” gerçek mi?
Teknoloji optimistlerinin en sevdiği argüman şu: Her otomasyon dalgası yeni meslekler yaratır. Buharlı makine makinistler yarattı. Elektrik elektrikçiler yarattı. İnternet web tasarımcıları yarattı. Yapay zeka da yeni meslekler yaratacak.
Bu doğru, ama eksik bir tablo sunuyor. Yeni mesleklerin ne kadar hızlı ortaya çıkacağı, var olan işlerin kaybolma hızıyla eşleşmeyebilir. Eski mesleği kaybeden herkesin yeni mesleğe geçiş için gerekli eğitimi kolayca alabileceği varsayımı gerçekçi değil. Ve yeni meslekler, kaybedilen mesleklerle aynı coğrafyada, aynı ekonomik katmanda ortaya çıkmıyor.
Yani “yeni meslekler çıkacak” doğru ama “bu yüzden endişelenmeye gerek yok” sonucuna doğrudan ulaşmak çok erken.
Asıl soru “ne kadar sürede?” sorusu
Araştırmacıların büyük çoğunluğunun hemfikir olduğu nokta şu: Tehdit gerçek, ama çoğu öngörü hızı abartıyor.
Depolarda robot kullanımı hızlanıyor, ama tüm depolarda değil. Küçük işletmeler bu sistemleri satın alamıyor. Öngörülemeyen görev değişkenleri hâlâ insanı gerektiriyor. Düzenleme ve sertifikasyon süreçleri yavaşlatıcı etki yaratıyor. Sendikalar ve çalışma yasaları direniyor.
Bu yavaşlatıcı faktörler, değişimi engellemez — sadece erteleyebilir. Ve erteleme, hem bireyler hem de toplumlar için hazırlık fırsatı anlamına geliyor. Bu fırsatı değerlendirmek için önce tabloyu doğru görmek gerekiyor: Ne abartarak panik yaratmak, ne de küçümseyerek göz ardı etmek.
Meslekler yok olmayacak, ama çoğu işin içi boşalacak. Boşalan yere neyin dolacağını belirlemek ise büyük ölçüde bizim elimizde.
Geçen hafta izlediğim ve sonrasında da size haberini hazırladığımız “Figure robot” videosu üzerine biraz düşünmeliyiz sanırım. Her an birşey izlediğimiz, her saniye bir şey izleme potansiyelimiz olan günlerdeyiz. O sebeple aslında bu izlediğimiz üç ve belki de dört dakikamız çok ama çok değerli. Peki izlediğimiz bir video bizden aldığı zamandan çok daha fazla bir şey katabilir mi bize?
Bir depo. Konveyör bandı. Ve iki taraf: Bir insan işçi, bir robot filosu. Görev aynı, süre aynı, ortam aynı. Ekrana bakarken içimde tuhaf bir his oluştu. Korku değil tam olarak. Hayranlık da değil. İkisi arasında bir yerde, tam adını koyamadığım bir şey.
Sonra gelen rakamlar;
10 saatin sonunda insan 12.924, Robot 12.732 paket işlemişti. Yüzde 1,3 fark. İnsan kazanıyor.
Sonra insan evine gidiyor fakat Robot durmuyor.
İşte tam da düşünmemiz gereken kısım buradan sonra başlıyor.
Haberi ilk okuduğumda hemen geçiştirmedim. İstatistikler ve karşılaştırmalar çok ilgimi çeker. 10 saatlik kısma kadar geçiştirdim ve “Teknoloji haberi, güzel” dedim kendi kendime, sıradaki habere baktım. Sonra kahvemi bitirirken aklıma “Peki ya sonra?” sorusu geldi. Haberin kalan kısmını da inceledim ve ve o an anladım ki aslında bu bir teknoloji haberi değil. Bu, çok daha eski ve çok daha ağır bir sorunun yep yeni versiyonu.
Yorgunluğun değeri üzerine
Çocukken dedem anlatırdı. Dokuma fabrikasında çalışırmış gençliğinde. “Ellerim kanardı” derdi. “Ama o kan, aslında ekmek parasıydı.” O dönemde emeğin bir bedeni vardı. Terinin kokusu ve yorgunluğun sesi vardı.
Şimdi ise bir yazılım güncellemesiyle o yorgunluğun aşılabilir hale geldiği zamanlara tanık oluyoruz.
Figure AI’nin bu haftaki deneyinde robotu durduran tek şey bataryası değildi — aslında onu durduracak neredeyse hiçbir şey yoktu. İnsan öğle arası vermek zorundaydı. 6. saatte yavaşlayan insan sekizinci saatte hata yapmaya başladı. Robot yapmadı; aynı hızda, aynı hassasiyetle, aynı sabırla devam etti.
Ve tam burada aklıma gelen o soru: Yorgunluk, bir zayıflık mıydı? Yoksa insanın emeğini değerli kılan şeyin ta kendisi miydi?
Yarış değil, sahne değişimi
Bu deneyi “yarış” olarak sunmak yanlış. İnsan ve robot aynı şeyi yapmıyor, sadece aynı görevi yerine getiriyor. Ve bu ayrım, küçük görünüyor ama aslında her şey bu ayrımda saklı.
İnsan, bir paketi yanlış bulduğunda sadece onu doğru yere koymuyor. Neden yanlış geldiğini fark ediyor. Bandın hızının değiştiğini hissediyor. Yanındaki arkadaşının moralinin bozuk olduğunu görüyor. Bunların hiçbirini raporlamıyor, hesaplamıyor, veri olarak işlemiyor. Sadece biliyor. Ve bu bilgi, sayıya dökülemiyor.
Robot ise o paketi doğru yere koyuyor. Eksiksiz. Hızlı. Ve bir dahaki pakete geçiyor.
Hangisi daha iyi? Soruyu böyle sormak bile mümkün değil aslında. Çünkü bunlar iki farklı varlığın iki farklı bakış açısı ile aynı dünyada iş yapma biçimi. Ama biz, sanki aynı dünyada aynı kurallara göre yarışıyorlarmış gibi değerlendirmeye devam ediyoruz.
Sondaki can sıkıcı gerçek
Figure AI’nin CEO’su Brett Adcock, 10 saatin sonunda robotu durdurmadı. Sistem hatasız çalışıyordu, neden dursun ki? Yayın kapanmadı. 100 saatte 100.000 paket tasnif edildi.
O gece insan eve gidip ne yaptı acaba?
Yemek yedi. Uyudu belki. Sabah kalktı, işe gitti. Ve muhtemelen bu deneyi ya hiç duymadı ya da duyup geçiştirdi. Çünkü insanlar genellikle kendileriyle ilgili olan büyük değişimleri en son öğreniyor.
Şimdi şunu söyleyeyim — ve bunu söylerken kendimi de dahil ediyorum bu cümleye: Bu deneyin anlamını gerçekten kavramak için önce şu soruyu sormamız gerekiyor. Biz ne zamandan beri emek ile verimlilik arasındaki farkı karıştırmaya başladık? Ne zamandan beri bir insanın değeri, bir saatte kaç paket kaldırabildiğiyle ölçülür oldu?
Bu soruyu sormadan yapılan her teknoloji tartışması, eksik bir tartışma.
“Ama yeni işler çıkacak” meselesine dair
Her büyük otomasyon dalgasından sonra aynı cümle çıkıyor: “Endişelenmeyin, yeni meslekler doğacak.” Bu doğru. Buharlı makine geldi, lokomotif makinistleri çıktı. Bilgisayar geldi, yazılımcılar çıktı. Yapay zeka geldi, prompt mühendisleri çıktı.
Ama bu tartışmada genellikle atlanan bir şey var.
Lokomotiften önce at arabası süren adam, yeniden eğitilip lokomotif kullanmadı. Muhasebe defterini elle dolduran veznedar, emeklilik çağında yazılım öğrenmedi. Bu geçişler, aynı insanları kapsayan geçişler değil. Bu geçişler, bir kuşağı feda edip bir sonrakine yatırım yapan geçişler. Ayrıca kapitalizmin her geçen gün daha da vahşi bir şekilde nüfus artış hızının aksine bir işten çıkarma ve işe alım yaptığını da unutmamak lazım. Daha geçen aylarda 8.000 personel çıkaran Meta geçen hafta 800 kişi işe aldı… Aradaki fark bile işsizler ordusunu kurmaya tek başına yeter.
Ve şu an yaşanan değişimin hızı, takdir edersiniz ki tarihteki hiçbir otomasyon dalgasıyla kıyaslanamaz.
Asıl soru bu değil
“Robotlar işimizi elimizden alacak mı?” sorusu yanlış soru. Doğru soru şu: Biz, emeği bir insan hakkı olarak mı görüyoruz, yoksa bir maliyet kalemi olarak mı?
Eğer emek bir maliyet kalemiyse, o zaman evet — robotu tercih etmek rasyonel bir karar olabilir elbette; daha ucuz, daha hızlı, daha az şikayetçi ve de hiç yorulmuyor.
Ama eğer emek bir insan hakkıysa — çalışmak, üretmek, bir topluluğa katkı vermek bir ihtiyaçsa — o zaman bu deneyin sonuçları bizi çok farklı bir yere götürüyor. Ve o yerde rakamlar değil, sorular bizi bekliyor.
10 saatte insan kazandı. Sonra eve gitti, uyudu.
100 saatte robot durdurmadı. Çünkü uyuması gerekmiyordu.
Aradığımız cevap her ne ise işte bu 90 saatlik farkın içinde.
Bu hafta Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yaptığı iddia edilerek geniş çevrelerde gündem olan tamamen yapay zeka üretimi bir uzun metrajlı film, festivalin resmi programında hiç yer almadı; film, üçüncü taraflarca düzenlenen bir sektör etkinliği kapsamında Cannes şehrindeki yerel bir sinemada gösterildi.
The Wall Street Journal, 20 Mayıs’ta “Hell Grind”ın Higgsfield AI’ın üretken video platformu kullanılarak tamamen yapay zeka ile oluşturulan 95 dakikalık bir bilim kurgu soygun filmi olduğunu ve “Cannes Film Festivali’nde gösterime girdiğini” haberleştirdi. Haber, sosyal medya ve teknoloji çevrelerinde hızla yayılırken Higgsfield’ın kurucusu Alex Mashrabov LinkedIn’de “Yapay zeka sinemasının festival sahnesine uzun metrajlı bir yapımla girmesi, sesli filmlerin ve CGI’ın ortaya çıkışıyla aynı türden bir dönüm noktasıdır” diye yazdı.
Önemli Olan Ayrım
Ancak film, 21 Mayıs’ta resmi bir festival mekânında ya da herhangi bir festival programı kapsamında değil; Cannes şehrindeki yerel bir sinema olan Cinéma Olympia’da gösterime girdi. Cannes’dan Decoding Everything için haberler yapan film eleştirmeni Stephen David Miller, “festivalin her programını tek tek incelediğini ve hiçbirinin Hell Grind’ın varlığından dahi söz etmediğini” yazdı.
Miller şöyle devam etti: “Bu yapay zeka filmi, ‘Cannes’da prömiyerini yaptı’ deniyor ancak bu, California’nın Indio şehrindeki bir karaoke barda yer ayırtmanın ‘Coachella’da sahne almak’ anlamına gelmesi kadar geçerli bir iddia.”
Gösterimin, festivale katılan yatırımcı ve sektör temsilcilerini çekmek amacıyla Higgsfield ya da iş ortakları tarafından düzenlenen bir pazarlama etkinliği olduğu anlaşılıyor. Variety, Higgsfield’ın yapay zeka odaklı projesi Hell Grind’ı 21 Mayıs’ta Cannes’da göstereceğini aktarırken resmi festival programından ayrı tuttuğunu vurgulayan bir dil kullandı.
Film ve Abartı
Hell Grind, 15 kişilik bir ekip tarafından 14 günde 500.000 dolar bütçeyle üretildi; bu bütçenin yaklaşık yüzde sekseni yapay zeka işlem maliyetlerine ayrıldı. Film, yönetmenliğini Aitore Zholdaskali’nin üstlendiği ve iki kez Cannes Resmi Seçkisi’ne giren yönetmen Adilkhan Yerzhanov ile birlikte senaryo yazıldığı bir yapım olarak öne çıktı. Dört sokak soyguncusunun cehenneme yaptığı yolculuğu konu alan film, uzun metrajlı anlatı sinemasının tamamen üretici yapay zeka araçlarıyla hayata geçirilebileceğini kanıtlamak amacıyla çekildi.
Miller, yapay zeka söyleminin “bu yıl Cannes’da, özellikle sektör ve teknoloji çevrelerine yönelik yan etkinliklerde gerçekten alev alev yandığını” belirtirken filmin gösteriminin sonuç itibarıyla “LinkedIn’deki fazla saf insanların kandığı zekice bir pazarlama hamlesinden ibaret olduğunu” vurguladı.
Meta’nın 8.000 çalışanı işten çıkarma kararının yansımaları teknoloji sektöründe dalgalanmaya devam ediyor. Eski çalışanlar şirketteki rahatsız edici atmosfere ilişkin deneyimlerini paylaşırken, eleştirmenler binlerce kişiyi kapının önüne koyarken agresif biçimde yeni yetenek arayışına giren bu kurumsal kültürü sorguluyor.
‘Neredeyse Kıyamet Günü Gibiydi’
Eski Meta çalışanı Adel Wu’nun viral olan paylaşımı, şirketin son işten çıkarma dalgasının arifesinde çalışanlar arasında hâkim olan ruh halini gözler önüne serdi. Wu, X’te yaptığı paylaşımda işten çıkarmaların yaşandığı gecenin öncesini “neredeyse kıyamet günü gibi” hissettirdiği şeklinde tarif ederek, meslektaşlarının balta düşmeden önce ofisteki ücretsiz atıştırmalıkları, şarj aletlerini ve içecekleri çantalarına doldurduğunu anlattı. Bu paylaşım büyük yankı uyandırdı; pek çok teknoloji çalışanı, işten çıkarılma e-postası için uykusuz geceler geçirerek gelen kutularını yenileme deneyimlerini paylaştı.
20 Mayıs’ta Singapur’dan başlamak üzere yerel saatle sabah 4’te gönderilen e-postalarla başlayan işten çıkarmalar, Meta’nın küresel çalışan sayısının yaklaşık yüzde onunu etkiledi. Ek olarak 7.000 çalışan yapay zekâ odaklı ekiplere atandı; bu da şirket genelinde toplam çalışanların yaklaşık yüzde yirmisinin yeniden yapılanmadan doğrudan etkilendiği anlamına geliyor. Meta İnsan Kaynakları Direktörü Janelle Gale, söz konusu işten çıkarmaların şirketin bu yıl yapay zekâya 145 milyar dolara kadar harcama yaparken “şirketi daha verimli yönetmeye yönelik süregelen çabanın” bir parçası olduğunu açıkladı.
İşten Çıkarırken İşe Almak
Bu çelişkili tabloya bir yenisi daha eklendi: Bir girişim kurucusu bu hafta Meta’nın, toplu işten çıkarmaları gerçekleştirmesinin yalnızca birkaç gün sonra kendisini işe almaya çalıştığını açıkladı. Bu gelişme, şirketin çalışanlarına yaklaşımına ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. Yaşanan bu olay, daha geniş bir örüntünün yansıması niteliğinde: Meta, 2025 yılında saldırgan bir yapay zeka işe alım sürecine girişerek OpenAI başta olmak üzere rakip şirketlerdeki araştırmacılara 100 milyon doları aşan ücret paketleri teklif etti; ancak aradan yalnızca birkaç ay geçmişken aynı yapay zeka biriminden 600 kişiyi işten çıkardı.
CEO Mark Zuckerberg, Reuters’ın incelediği bir iç yazışmaya göre 20 Mayıs’ta çalışanlara bu yıl şirket genelinde başka bir işten çıkarma dalgası beklemediğini söyledi. Ne var ki bu güvence, kaygıları gidermekte yetersiz kaldı; zira Reuters daha önce Meta’nın 2026’nın ilerleyen dönemlerinde kapsamlı ek kesintiler yapmayı değerlendirdiğini haberleştirmişti.
İrlanda’da Siyasi Denetim
Meta’nın 1.800 kişilik İrlanda çalışan kadrosunun 350’ye kadarının işten çıkarılmasıyla karşı karşıya kaldığı İrlanda’da, bu kesintiler siyasi açıdan mercek altına alındı. Sinn Féin milletvekili Rose Conway-Walsh, “acil ve koordineli bir hükümet müdahalesi” çağrısında bulunarak işten çıkarmaların, çok uluslu teknoloji şirketlerine aşırı bağımlılığın riskleri konusunda bir “uyarı niteliği” taşıması gerektiği uyarısını yaptı. Meta’nın İrlanda’daki çalışan sayısı, pandemi sonrası dönemdeki 3.000 kişilik zirvesine kıyasla zaten yüzde 40 oranında azalmış durumda.
İşletme Bakanı Peter Burke ise “hükümetin etkilenen çalışanların yanında kararlılıkla durduğunu” belirterek yeni iş bulmalarında destek sağlanacağını taahhüt etti. Meta, İrlanda mevzuatının öngördüğü şekilde Kurumsal İşler Bakanlığı’na toplu işten çıkarma bildirimi yaptı.
Meta’dan İşten Çıkarma Bildirimi: Tam Metni Okuyun
Daha önce de belirttiğimiz gibi, şirketi daha verimli bir şekilde yönetme ve yaptığımız diğer yatırımları dengeleme çabalarımızın bir parçası olarak personel sayısını azaltmaya karar verdik. Ne yazık ki, bugünkü yeniden yapılanma kapsamında sizin pozisyonunuz da ortadan kaldırıldı. Daha fazla ayrıntı paylaşmadan önce, Meta’ya yaptığınız tüm katkılar için teşekkür etmek istiyoruz. Şirketin yolculuğunda oynadığınız önemli rolü takdir ediyoruz.
Bu haberi değerlendirirken sorularınız olacağını anlıyoruz. Daha fazla bilgi edinmek için lütfen aşağıdakileri okuyun. Ayrıca, sistem erişiminizi kaybettikten sonra bir saat içinde erişebileceğiniz ve size yardımcı olacak ek bilgi ve kaynaklar içeren Mezunlar Portalı’nı (Meta.com/alumni) incelemenizi öneririz. Mezunlar Portalı hakkında daha fazla bilgi aşağıda bulunmaktadır.
Çalışmama ihbar süresi
Bugünden [redacted] tarihine (işten ayrılma tarihiniz) kadar “çalışmama ihbar süresi”ndesiniz. Bu süre zarfında şirket içi erişiminiz kaldırılacak ve Meta için herhangi bir ek iş yapmanız gerekmeyecektir.
İşten ayrılma tarihinize kadar yıllık izin hakkınız birikmeye devam edecek ve kalan yıllık izin hakkınız bu dönemin sonunda son maaş çekinizde ödenecektir. İhbar süresi boyunca, maaş bordrolarınızda göreceğiniz ve maaşınızla aynı miktarda olan “İhbar Tazminatı” alacaksınız.
İzinli ayrılma (varsa): İstihdamınız, size bildirilen İşten Ayrılma Tarihinizde sona erecektir. Herhangi bir izinli ayrılma da İşten Ayrılma Tarihinizde sona erecektir. Lütfen, engelliliğiniz engellilik planı şartlarını karşılıyorsa, işten ayrılma tarihinizden sonra da engellilik ödeneklerinden yararlanmaya devam edebileceğinizi unutmayın.
İş akdinizin fesih tarihine kadar haklarınız ve tazminatınız devam edecektir.
İşten ayrılma tarihinize kadar tam maaşınızı ve yan haklarınızı almaya devam edeceksiniz; ayrıca Hisse Senedi Teşvik Planı’nda belirtildiği gibi, işten ayrılma tarihinizden önce veya bu tarihte hak kazandığınız tüm RSU hibelerini de alacaksınız. İş aramanıza destek olmak amacıyla, ekteki LHH İşten Çıkarma Hizmetleri broşüründe daha ayrıntılı olarak belirtildiği gibi, Lee Hecht Harrison (“LHH”) aracılığıyla üç ay boyunca ücretsiz dış iş arama desteğinden de yararlanabileceksiniz.
İşten ayrılma detayları
Ekli olarak, bireysel paketinizin tüm ayrıntılarını içeren, imzalanması gerekmeyen bir Ayrılık Sözleşmesi örneği bulunmaktadır (bu örneği imzalamayın). İmzalanabilir Ayrılık Sözleşmesi, bireysel paketinizin tüm ayrıntılarını içeren şekilde, bugün daha sonra [redacted] adresinden kişisel e-posta adresinize gönderilecektir. Kıdem tazminatınızı alabilmek için Ayrılık Sözleşmenizi imzalamanız gerekmektedir.
Yarın gün sonuna kadar kişisel e-posta adresinize elektronik olarak imzalanabilir bir Ayrılık Sözleşmesi almazsanız, lütfen spam klasörünüzü kontrol edin. Sözleşmeyi hala almadıysanız, lütfen Mezunlar Portalı üzerinden bir talep oluşturun. (Not: İşten ayrılma tarihinizden en geç bir hafta önce Meta’da farklı bir pozisyona başvurur ve kabul ederseniz, Meta çalışanı olarak kalırsınız ve bu nedenle bu Ayrılık Sözleşmesi geçersiz olur ve Kıdem Tazminatı Planı şartları uyarınca kıdem tazminatına hak kazanamazsınız.)
Tam zamanlı çalışan (FTE) olarak, aşağıdaki kıdem tazminatı teklifinden yararlanabilirsiniz:
İşten ayrılma tazminatı, 16 haftalık ücrete ek olarak tamamlanan her hizmet yılı için iki haftalık ücretten, ihbar süreniz düşülerek hesaplanır. Bu hesaplama hakkında daha fazla bilgi için lütfen ekteki Ayrılık Sözleşmesinin kapak sayfasına bakınız.
Sizin ve ailenizin (mevcut planınızda bakmakla yükümlü olduğunuz kişiler ise) 18 ay boyunca COBRA (sağlık sigortası) primlerinin ödenmesi.
Göçmenlik (varsa)
Özellikle vizesi ve çalışma izni Meta tarafından desteklenenler için bunun zor olduğunu biliyoruz. Mezunlar Portalı, acil sorularınıza yanıt bulmanıza yardımcı olacak genel göçmenlik rehberi sunmaktadır. Rehber ayrıca size atanan hukuk bürosunun iletişim bilgilerini de içermektedir. Davanızla ilgili özel sorularınız varsa, Mezunlar Portalı üzerinden de dava açabilirsiniz.
Sistem erişimi ve ofis bilgileri
Ücretli bir çalışma dışı ihbar dönemine girdiğiniz için, kimlik kartınız devre dışı bırakıldı ve Meta’nın dahili sistemlerine erişiminiz bu sabah kaldırıldı. Eğer zaten ofisteyseniz, lütfen masanızdaki kişisel eşyalarınızı toplayıp eve gidin. Alınması gereken kişisel eşyalarınız varsa, talimatlar Mezunlar Portalı’nda mevcuttur.
Daha fazla bilgi edinmek
Bunun işlenmesi zor bir bilgi olduğunu biliyoruz, bu nedenle Mezunlar Portalı’nda sizin için maaş, yan haklar ve diğer hususlar hakkında kaynaklar derledik. Yukarıda belirtildiği gibi, bugün sistem erişiminizi kaybettikten sonra bir saat içinde Mezunlar Portalı’na erişebilirsiniz. Siteye erişmek için bu e-postanın en üstünde verilen çalışan kimliğinize ihtiyacınız olacak.
Son olarak, katkılarınız için tekrar minnettar olduğumuzu belirtmek isteriz. Meta’daki etkiniz, hikayemizin önemli bir parçası oldu.
Figure AI, insansı robotunu gerçek bir depo işçisiyle 10 saat boyunca karşı karşıya getirdi ve sonucu canlı yayında dünyaya izletti. İnsan kazandı — ama yalnızca 192 paket farkla. Sonra insan eve gitti, robot çalışmaya devam etti: 100 saat boyunca, durmadan.
Yıllardır robotlar bize mükemmel 30 saniyelik tanıtım videolarıyla sunuldu. Arka takla atan, tek bir gömleği özenle katlayan, kontrollü laboratuvar ortamında sergilenen makineler. Figure AI bu oyunu değiştirdi: düzenleyip kısaltmak yerine her şeyi olduğu gibi, kesintisiz ve canlı yayına döktü.
Kurallar Neydi?
Görev basit ama fiziksel olarak zordu: konveyör bandından farklı şekil ve ağırlıklarda paketleri al, barkodu görsel yapay zeka ile tara ve sıralama hattına düzgünce yerleştir. Bir tarafta eğitimli bir depo işçisi, diğer tarafta Figure AI’nin Figure 03 robot filosu. Süre: 10 saat.
VS: Sayılar ortaya çıktı
İnsan İşçi
Figure AI Robot
İşlenen Paket
12.924 ✅
12.732
Fark
İnsan önde: 192 paket (%1,3)
—
Birim başına süre
~2,79 saniye
~2,83 saniye
Mola
Yemek + dinlenme gerekti
Sıfır — batarya bitince sıradaki devreye girdi
Hata düzeltme
Yorgunlukla birlikte arttı
Anında otomatik düzeltme
İlk beş saatte insan açık ara önde gidiyordu; doğal eklem esnekliği ve ani hız patlamaları avantaj sağladı. Altıncı saatten itibaren yorgunluk devreye girdi, tempo düştü, öğle arası verildi. Robotlar ise saate, açlığa ve yorgunluğa kayıtsız biçimde çalışmaya devam etti.
İnsan eve gitti, robot durmadı
10 saatlik maçın düdüğü çalındığında insan işçi dinlenmek için ayrıldı. Figure AI CEO’su Brett Adcock o an canlı yayında bir karar aldı: sistemler sıfır hatayla çalışmaya devam ettiği için robotu limitine kadar zorlayacaklar. Yayın kapanmadı.
100 saatten fazla kesintisiz, mühendis müdahalesi olmadan, tamamen otonom çalışan robot filosu 100.000’i aşkın paketi başarıyla tasnif etti. Bu, ticari bir ortamda insansı robot dayanıklılığı için bugüne kadar kaydedilen en uzun süreli canlı çalışma.
Figure AI’nin arkasında kimler var?
2022’de kurulan şirketin 2026 itibarıyla değeri 39 milyar dolara ulaştı. Yatırımcı listesi sektörün en güçlü isimlerini barındırıyor: NVIDIA (işlem gücü ve simülasyon), Microsoft (bulut altyapısı), Amazon kurucusu Jeff Bezos ve OpenAI. Figure 03 modeli, Helix-02 yazılım platformuyla uçtan uca sinir ağı üzerinde çalışıyor; hardcoded yollar yok, robotun her kararı gerçek zamanlı görüntü işleme ve bilgisayar görüşüyle alınıyor.
Rakipler ne yapıyor?
Figure AI bu yarışta yalnız değil. Tesla Optimus birim maliyetini 20.000 doların altına indirmeyi hedefliyor. Boston Dynamics’in Atlas’ı hidrolik sistemleri tamamen geride bırakarak elektrikli aktüatörlere geçti ve insan anatomisinin ötesinde eklem hareketleri sunuyor. Agility Robotics’in Digit modeli, Amazon depolarında ve Toyota fabrikasında aktif olarak çalışıyor.
Peki işler gidecek mi?
Kısa vadede hayır — 10 saatlik veri, insanın beklenmedik değişkenleri yönetme, ince motor ayarları yapma ve anlık karar vermede hâlâ üstün olduğunu kanıtlıyor. Uzun vadede ise tablo farklı: insan sprintte kazandı, robot maratonu aldı. 100 saat boyunca hiç uyumayan, mesai ücreti almayan, yorulmayan ve hata oranı düşmeyen bir işgücü; yüksek hacimli, tekrarlayan görevler için iş dünyasına çok çekici bir seçenek sunuyor.
Figure AI bu yayınla bir sınırı geçti: insansı robotik artık bir prototip gösterisi değil, ticari bir gerçeklik.
Dün gece iptal edilen Starship V3 fırlatması bugün ikinci denemede gerçekleşti. SpaceX’in şimdiye kadar inşa ettiği en güçlü roketi uzaya ulaştı, 22 sahte uydu bıraktı ve Hint Okyanusu’na indi. Ama her şey mükemmel gitmedi — ve bu da aslında beklenen bir şeydi.
Dün gece 40 saniye kala iptal edilen tarihi fırlatma bugün gerçekleşti. SpaceX, Starship V3’ün ilk uçuşunu 22 Mayıs akşamı Texas’taki Starbase tesisinden gerçekleştirdi. Flight 12 olarak adlandırılan bu görev, planlanan test hedeflerinin büyük çoğunluğunu tamamladı.
Adım adım yaşananlar
Kalkışın hemen ardından 33 Raptor 3 motorunun tamamı ateşlendi ve roket pisti bir hamlede terk etti. Uçuşun 1 dakika 43. saniyesinde dış bölmedeki bir Raptor 3 motoru bilinmeyen bir nedenle kapandı. Super Heavy booster, ayrılma aşamasında 33 motorunun 28’ini kapattı; Ship 39 kendi motorlarını ateşleyerek bağımsız yolculuğuna devam etti.
Ship 39, bir motoru devre dışı olmasına rağmen uzaya ulaşmayı başardı; kalan beş motoru ise bu devre dışı kalan motoru telafi için biraz daha uzun yakmak zorunda kaldı. Ardından 22 sahte Starlink uydusunun tamamını fırlattı — süreç sorunsuz ve önceki görevlerden çok daha hızlı ilerledi. Uydular dönerken ışıklarını yakarak Starship’in ısı kalkanını fotoğraflamayı denedi.
Super Heavy booster kayboldu, Ship 39 yoluna devam etti
Super Heavy booster, geri yakma manevrası sırasında motorlarının bir kısmını yeniden ateşleyemedi ve kontrol edilemez biçimde Meksika Körfezi’ne çakıldı. Bu uçuşta booster’ın geri dönüşü zaten planlanmamıştı, dolayısıyla bu teknik anlamda bir başarısızlık sayılmıyor. Ship 39 ise planlanan güzergahta Hint Okyanusu’na kontrollü iniş yaptı.
NASA şefi bizzat izledi
NASA Başkanı Jared Isaacman, fırlatmayı yerinde takip etmek için Starbase’e gitti. Fırlatmanın ardından “SpaceX ekibini ve Elon Musk’ı bu muhteşem V3 Starship fırlatması için tebrik ediyorum” dedi. 2028’deki Artemis 4 göreviyle astronotları Ay’a indirmek için Starship’i seçen NASA açısından bu test, o hedefe giden yolda kritik bir eşik.
Dünkü iptalin sebebi neydi?
21 Mayıs’taki ilk deneme, fırlatma kulesindeki bir hidrolik pimin geri çekilememesi nedeniyle T-40 saniyede iptal edilmişti. Ekiplerin geceyi bu sorunu gidererek geçirmesinin ardından sistem bugün hazır hale geldi. Nicki Minaj dün akşam eli boş dönmüştü — bugün fırlatma başarıyla gerçekleşti.
Google I/O 2026’nın en somut çıktısı belli oldu: Gemini 3.5 Flash, bu hafta kullanıma açıldı ve yapay zeka model yarışında masayı yeniden karıştırıyor. Hız ve maliyet avantajıyla öne çıkan model, kodlama ve ajan görevlerinde OpenAI ile Anthropic’i geride bıraktığını iddia ediyor.
Yapay zeka model savaşı hız kesmiyor. OpenAI’nin GPT-5.5’i, Anthropic’in Claude Opus 4.6’sı derken Google bu hafta kendi kartını masaya koydu.
Google, I/O 2026 konferansında Gemini 3.5 Flash’ı duyurdu: yeni 3.5 ailesinin hızlı ve düşük maliyetli versiyonu. Model, diğer sınır modellere kıyasla yaklaşık 4 kat daha hızlı çalışıyor ve kodlama ile ajan görevlerinde bir önceki nesil Gemini 3.1 Pro’yu geride bırakıyor.
Rakamlarla Flash
Gemini 3.5 Flash, 1 milyon token bağlam penceresi sunuyor; Terminal-Bench 2.1 testinde yüzde 76,2 başarı oranı elde etti. Her 1 milyon token için giriş fiyatı 1,50 dolar, çıkış ise 9 dolar — rakip modellerle kıyaslandığında görevin maliyeti yarıya iniyor. Serbest erişim ise bugün itibarıyla günlük kotalarla mevcut.
Omni: “Her şeyi yap” modeli
Google aynı zamanda Gemini Omni’yi de tanıttı: metin, görüntü, ses ve videoyu aynı anda girdi olarak kabul edip gerçek dünya bilgisiyle desteklenmiş yüksek kaliteli video üretebilen yeni çok modlu model ailesi. Omni, Gemini uygulaması, Google Flow ve YouTube Shorts’a entegre edilecek.
Pro ne zaman geliyor?
Daha güçlü Gemini 3.5 Pro Haziran 2026’da yayımlanacak. Şu an yalnızca Flash kullanılabiliyor; Pro gelinceye dek bu model üretim iş yükleri için önerilen seçenek.
Google’ın bu atağı, yapay zeka modellerinde “en güçlü değil, en kullanışlı” anlayışına doğru bir kırılmayı işaret ediyor. Geliştiriciler ve kurumsal kullanıcılar için hız ve maliyet, çoğu zaman kâğıt üzerindeki benchmark puanlarından daha belirleyici.
Bilim insanları Pasifik Okyanusu’nun derinliklerinde, yaklaşan El Niño hava olayını tetikleyen devasa bir “sıcak su dalgası” tespit etti. Uzmanlar, bu gelişmenin 1997’deki tarihi El Niño’ya rakip olabilecek ölçekte güçlü bir iklim olayına işaret ettiğini belirtiyor.
Detaylar haberimizde…
Getty / Futurism
Okyanusun Derinliklerinde Gizlenen Isı Dalgası
Bilim insanları, Pasifik Okyanusu’nun altında olağanüstü büyüklükte bir ısı yapısı keşfettiklerini açıkladı. “Kelvin dalgası” olarak adlandırılan bu oluşum, deniz yüzeyinin çok altında ilerleyen ve olağan dışı sıcak su kütlelerinden oluşan dev bir sistem olarak tanımlanıyor.
Araştırmalara göre bu sıcak su havuzu, bazı bölgelerde ortalamanın 13,5 derece Fahrenheit (yaklaşık 7,5 derece Celsius) üzerine çıkan sıcaklıklara ulaşıyor. Uzmanlar, bunun okyanus ölçeğinde son derece güçlü bir ısınma dalgası olduğuna dikkat çekiyor.
Wall Street Journal’ın belirttiğine göre, bu durum okyanus açısından büyük bir ısı dalgası anlamına geliyor çünkü derin su sıcaklık modelleri, karadaki sıcaklık değişimlerine kıyasla çok daha yavaş değişiyor.
El Niño Nedir ve Nasıl Oluşur?
onedio
El Niño, Pasifik Okyanusu’nun ekvatoral bölgelerinde deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalin üzerine çıkmasıyla ortaya çıkan doğal bir iklim olayıdır. Bu süreç, küresel hava sistemini etkileyen önemli bir iklim anomalisi olarak kabul edilir.
Normal koşullarda Pasifik’te esen ticaret rüzgârları, sıcak yüzey sularını batı yönüne doğru iter. Ancak El Niño dönemlerinde bu rüzgârlar zayıflar ya da yön değiştirir. Bunun sonucunda batı Pasifik’te biriken sıcak su, doğuya doğru yayılır ve okyanus yüzey sıcaklıklarında belirgin bir artış meydana gelir.
Bu süreç yalnızca deniz sıcaklıklarını değil, küresel atmosfer dolaşımını da etkiler. Sonuç olarak:
Aşırı yağışlar ve sel olayları
Kuraklık ve sıcak hava dalgaları
Tarımsal üretimde dalgalanmalar
Ekstrem hava olaylarında artış gibi etkiler dünya genelinde görülebilir.
El Niño genellikle 2 ila 7 yılda bir ortaya çıkar ve birkaç ay ile bir yıl arasında sürebilir. Bu sistemin zıttı ise okyanus yüzey sıcaklıklarının normalden daha düşük olduğu La Niña dönemidir.
Pasifik Okyanusu boyunca adeta bir “yük treni” gibi ilerleyen sıcak su kütlesi bulunuyor. 7,5°C (13,5°F) ortalamanın üzerinde olan bu sıcaklık dalgası, bu yıl ilerleyen dönemlerde güçlü bir El Niño (“süper El Niño”) oluşma ihtimalini artırıyor. (Ben Noll/The Washington Post; Copernicus Marine Service)
Uzmanlardan 1997 Uyarısı: “Rekabet Edecek Düzeyde”
ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ne (NOAA) bağlı İklim Tahmin Merkezi’nden araştırmacı Michelle L’Heureux, mevcut durumun ciddiyetine dikkat çekerek şu ifadeyi kullandı:
“Mevcut Kelvin dalgası etkileyici ve bazı ölçümlere göre 1997’de gördüğümüz dalgayla yarışıyor.”
1997 yılı, modern kayıtların en güçlü El Niño olaylarından biri olarak kabul ediliyor. O dönem yaşanan iklim anomalileri, dünya genelinde ciddi hava dengesizliklerine yol açmıştı.
Bilim insanları, El Niño’nun şiddetini belirleyen temel eşiklerden birinin Pasifik yüzey sıcaklıklarının uzun dönem ortalamasının 3,6 Fahrenheit (yaklaşık 2 derece Celsius) üzerine çıkması olduğunu belirtiyor.
Tarihin En Yıkıcı “Süper El Niño”ları
El Niño olayları her yıl görülse de bazıları “süper El Niño” olarak sınıflandırılıyor. Kayıtlara göre bu tür olaylar son derece nadir ancak etkileri yıkıcı olabiliyor.
Daha yakın tarihte ise 2015–2016 El Niño dönemi, birçok ülkede aşırı hava olaylarını tetiklemişti. Bu süreç;
Zika virüsü
Kolera
Hantavirüs
Chikungunya
Hatta veba vakaları gibi salgın hastalıkların yayılımında dolaylı etkilerle ilişkilendirilmişti.
Bilim İnsanları Temkinli Ama Endişeli
Uzmanlar, mevcut Kelvin dalgasının mutlaka felaket anlamına gelmediğini ancak potansiyel riskin yüksek olduğunu vurguluyor. Okyanus sıcaklıklarının genel olarak son on yıla göre daha yüksek olması, olası El Niño etkisinin daha şiddetli olabileceği endişesini artırıyor.
Bilim dünyası şu anda özellikle şu soruya odaklanmış durumda: Bu yılki El Niño, modern çağın en güçlü iklim olaylarından biri olabilir mi?
Küresel Etkiler Kapıda mı?
El Niño’nun şiddetli yaşandığı dönemlerde dünya genelinde:
Aşırı yağışlar ve sel felaketleri
Şiddetli kuraklıklar
Tarım üretiminde düşüş
Gıda fiyatlarında artış
Tropikal hastalıkların yayılımı gibi etkiler gözlemlenebiliyor.
Uzmanlara göre, Pasifik’teki mevcut sıcak su hareketi bu etkilerin bazılarını yeniden gündeme getirebilir.
Sonuç: Yakından İzlenen Bir İklim Dönemi
Bilim insanları, önümüzdeki aylarda El Niño’nun şiddetini daha net şekilde belirleyebileceklerini ifade ediyor. Ancak ilk bulgular, 1997 seviyesinde güçlü bir iklim olayının ihtimal dışı olmadığını gösteriyor.
Küresel okyanus sıcaklıklarının zaten yüksek seyretmesi nedeniyle, bu yılki gelişmelerin dünya genelinde ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapılıyor.