Ana Sayfa Blog Sayfa 41

Claude Code Yazılım Dünyası ve Anthropic Alanlarını Nasıl Yeniden Şekillendiriyor?

Silikon Vadisi’ndeki yazılım geliştiriciler, aylardır Anthropic’in yapay zekâ destekli kodlama aracı Claude Code’un başarısını konuşuyor.

Detaylar haberimizde…

Silikon Vadisi’ndeki mühendisler aylardır Anthropic’in yapay zekâ kodlama aracı Claude Code‘dan övgüyle bahsediyor. Ancak son zamanlarda bu ilgi doruk noktasına ulaşmış gibi görünüyor.

claude

Cherny, “Mümkün olan en basit şeyi inşa ettik. En çılgın şey, üç ay önce Anthropic‘in satış ekibinin yarısının her hafta Claude Code kullandığını öğrenmekti.” dedi.

Yapay zekâ destekli kodlama hızla gelişti. 2021’den 2024’e kadar çoğu araç, geliştiriciler yazarken birkaç satır kod öneren otomatik tamamlama işlevinden biraz daha fazlası olarak çalışıyordu. 2025’in başlarında, Cursor ve Windsurf gibi girişimler, geliştiricilerin bir özelliği sade bir dille tanımlamasına ve gerisini bir yapay zekâ ajanına bırakmasına olanak tanıyan erken “ajansiyel” kodlama ürünlerini piyasaya sürmeye başladı.

Claude Code da bu sıralarda piyasaya sürüldü. Cherny, Claude Code’un ilk sürümlerinin sık sık takıldığını, hatalar yaptığını veya maliyetli döngülere takılıp kaldığını kabul ediyor. Cherny, Anthropic’in Claude Code’u, piyasaya sürüldüğü zamanki yapay zeka yeteneklerinin değil, gelecekteki yapay zeka yeteneklerinin geleceğine göre geliştirdiğini söylüyor.

Birçok geliştirici, özellikle Anthropic’in en yeni yapay zeka modeli Claude Opus 4.5’in piyasaya sürülmesiyle birlikte, yapay zeka kodlama ürünlerinin son aylarda bir dönüm noktasına ulaştığını iddia ediyor.

Stanford’da yapay zeka üzerine yardımcı öğretim görevlisi ve Workera adlı girişimin CEO’su Kian Katanforoosh, şirketinin yakın zamanda birkaç yapay zeka kodlama aracını dahili olarak test ettikten sonra Claude Code’a geçtiğini söylüyor. Sonuç olarak, Claude Code’un kıdemli mühendisleri için Cursor ve Windsurf’ün araçlarından daha iyi çalıştığını belirtiyor.

Katanforoosh, “Son zamanlarda kodlama yeteneklerinde kademeli bir iyileşme gördüğüm tek model Claude Opus 4.5 oldu. İnsan gibi kodlama yapıyormuş gibi bile hissetmiyorsunuz, sanki daha iyi bir yol bulmuş gibi geliyor.” diyor.

Geçtiğimiz yıl, yapay zeka kodlama ajanları işi hızla büyüdü. Kasım ayında Anthropic, Claude Code’un piyasaya sürülmesinden bir yıldan kısa bir süre sonra yıllık yinelenen gelirinin 1 milyar dolara ulaştığını duyurdu.

Şirketin mali durumuna aşina bir kişiye göre, 2025 yılının sonuna kadar Claude Code’un yıllık yinelenen geliri en az 100 milyon dolar daha artacaktı. O dönemde ürün, Anthropic’in yaklaşık 9 milyar dolar olan toplam yıllık yinelenen gelirinin yaklaşık %12’sini oluşturuyordu. Anthropic’in kurumsal iş kolundan daha küçük olsa da, kodlama şirketin en hızlı büyüyen segmentlerinden biri.

Anthropic ayrıca yatırımcılara 2028 yılına kadar nakit akışı pozitif olmayı hedeflediğini ve Claude Code’un gelir büyümesinde önemli bir rol oynayabileceğini söyledi. Şirket mali durumu hakkında yorum yapmaktan kaçındı. Anthropic yapay zeka kodlamasında baskın konumda olsa da, Claude Opus 4.5 etrafındaki heyecan birçok şirketi de yukarı taşıyor gibi görünüyor. Kullanıcıların Anthropic ve diğer yapay zeka laboratuvarlarından modeller kullanarak kod yazmasına olanak tanıyan Cursor da, kodlama aracının Kasım ayında 1 milyar dolarlık yıllık gelire ulaştığını açıkladı. Şirkete yakın bir kaynağa göre, Aralık ayında şirket özellikle güçlü bir aylık gelir artışı kaydetti. OpenAI, Google ve xAI de kendi bünyelerinde geliştirdikleri yapay zeka modelleriyle desteklenen ajan ürünlerini geliştirerek yapay zeka kodlama pazarında daha büyük bir pay elde etmek için yarışıyorlar.

Şimdi Anthropic, Claude Code’un ivmesini kullanarak kodlama dışı sektörler için ajanlar oluşturmaya çalışıyor. Bu ayın başlarında şirket, bir kullanıcının bilgisayarındaki dosyaları yönetebilen ve yazılımlarla etkileşim kurabilen bir yapay zeka ajanı olan Cowork’ü piyasaya sürdü.

Claude Code Şimdi Neden Bu Kadar Popüler Oluyor?

Claude Code’u yaklaşık bir yıl önce piyasaya sürüldü ve o zamanlar, ajan tabanlı kodlamanın gerçekten bir şey olup olmayacağından emin değillerdi.

İlk piyasaya sürüldüğünde kodun belki %5’i Claude Code ile yazılıyordu. Sonra Mayıs ayında, Opus 4 ve Sonnet 4 ile bu oran %30’a çıktı. Ve şimdi Opus 4.5 ile, son iki aydır %100’ü Claude Code ile yazıldı.

Büyük Şirketlerdeki İnsanlar Bugün Claude’u Bir Yıl Öncesine Göre Nasıl Farklı Kullanıyorlar?

Çoğu insan bir yıl önce temelde sadece sohbet kullanıyordu. Ama Claude Code veya Cowork’ten bahsettiğimizde, gerçekten ajan tabanlı. Bu, araçları kullanabileceği, sisteminizdeki dosyaları okuyabileceği ve Slack ve Google Sheets ile etkileşim kurabileceği anlamına geliyor. Yani, sadece konuşmaktan çok daha fazlasını yapabilen, son derece faydalı tüm bu işleri yapabiliyor.

Bu, dikkat süresi kısa olan insanlar için altın çağ. Bu ürünleri kullanma şekliniz, derin bir odaklanma gerektirmiyor.

Derleyen: Damla Şayan

DNA Hakkında Merak Edilen 6 Soru

0

Deoksiribonükleik asit, daha yaygın olarak bilinen adıyla DNA, Dünya’daki yaşam için hayati öneme sahip. Bu listedeki sorular ve cevaplar, DNA, rekombinant DNA ve kloroplast hakkındaki makalelerin En Çok Sorulan Sorular bölümlerinden sizler için derlendi.

Detaylar haberimizde…

1.DNA Nelerden Oluşur?

DNA, nükleotidlerden oluşur. Bir nükleotidin iki bileşeni vardır: deoksiriboz şekeri ve fosfat gruplarından oluşan bir omurga ve sitozin (C), timin (T), adenin (A) ve guanin (G) olarak bilinen azotlu bazlar. Genetik kod, bazların farklı dizilimleri yoluyla oluşur.

2.DNA Ne İşe Yarar?

DNA, genetik bilgiyi ve protein sentezi için talimatları içeren organik bir kimyasal. Her organizmanın çoğu hücresinde bulunur. DNA, genetik kalıtımın ebeveynden veya ebeveynlerden yavruya DNA’nın aktarılması yoluyla gerçekleştiği üreme sürecinin önemli bir parçası.

3.DNA’nın Yapısını Kim Keşfetti?

DNA’nın çift sarmal yapısının keşfi, araştırmacı James Watson ve Francis Crick’e atfedilir; bu ikili, çalışmalarıyla 1962’de Nobel Ödülü’nü kazanan Maurice Wilkins ile birlikte çalışmıştır. Birçok kişi, DNA’nın çift sarmal yapısının devrim niteliğindeki fotoğrafını çeken ve izni olmadan kanıt olarak kullanılan Rosalind Franklin’in de bu keşfe katkıda bulunduğunu düşünmekte.

4.DNA’yı Düzenleyebilir misiniz?

Günümüzde gen düzenleme çoğunlukla, DNA’daki belirli bölümleri kesip çıkarabilen bir bakteri mekanizmasından uyarlanan Kümelenmiş Düzenli Aralıklı Kısa Palindromik Tekrarlar (CRISPR) adı verilen bir teknikle yapılmakta. CRISPR’ın kullanım alanlarından biri de genetiği değiştirilmiş organizma bitkilerinin oluşturulması.

5.Rekombinant DNA Teknolojisi Nedir?

dna

Rekombinant DNA teknolojisi, iki farklı türden DNA moleküllerinin bir araya getirilmesi. Rekombine edilmiş DNA molekülü, bilim, tıp, tarım ve endüstri için değerli yeni genetik kombinasyonlar üretmek üzere bir konak organizmaya yerleştirilir. Tüm genetiğin odak noktası gen olduğundan, laboratuvar genetikçilerinin temel amacı genleri izole etmek, karakterize etmek ve manipüle etmek.

Rekombinant DNA teknolojisi esas olarak iki başka teknolojiye, klonlama ve DNA dizilemesine dayanmakta. Klonlama, belirli bir genin veya ilgi duyulan bir DNA dizisinin klonunu elde etmek için yapılır. Klonlamadan sonraki adım, bu klonu kütüphanenin diğer üyeleri arasında bulmak ve izole etmek. Bir DNA segmenti klonlandıktan sonra, nükleotid dizisi belirlenebilir. Bir DNA segmentinin dizisinin bilinmesinin birçok kullanım alanı var.

6.Kloroplastlarda DNA Var mıdır?

Diğer organellerin çoğundan farklı olarak, kloroplastlar ve mitokondriler, ekstranükleer DNA olarak bilinen küçük dairesel kromozomlara sahip. Kloroplast DNA’sı, fotosentez ve diğer kloroplast aktivitelerinin çeşitli yönleriyle ilgili genler içerir. Hem kloroplastların hem de mitokondrilerin serbest yaşayan siyanobakterilerden türediği düşünülmekte; bu da, hücrenin geri kalanından farklı bir DNA’ya sahip olmalarını açıklayabilir.

Derleyen: Damla Şayan

Dünyanın En Tehlikeli 6 Kuş Türü

0

Alfred Hitchcock’un 1963 yapımı ikonik gerilim filmi Kuşlar, kuşların ne kadar tehditkâr olabileceği fikrini popüler kültüre taşımıştı; ancak gerçek dünyada da bazı kuş türleri sanıldığından çok daha tehlikeli olabiliyor.

Detaylar haberimizde…

1963’te Alfred Hitchcock, en ikonik gerilim filmlerinden biri olan Kuşlar’ı (The Birds) yayınladı. Film, günlük hayatımızın arka planında yer alan kuş sürülerinin aniden ayaklanıp Kaliforniya’daki küçük bir sahil kasabasına saldırması durumunda neler olacağını ele alıyordu. Film, gerçek bir olaydan, yani 1961’de Kaliforniya’daki Capitola kasabasına yapılan bir kara yelkovan kuşu saldırısından esinlenmişti. Bu saldırı, kuşların yediği hamsilerdeki diyatom zehirlenmesiyle bağlantılıydı. Yelkovan kuşları çatılara çarpmış ve cesetleri sokaklarda ve kasabanın her yerinde bulunmuştu.

Doğanın aniden intikamcı bir hale gelme olasılığını ele alan Kuşlar (1963) veya Olay (2008) gibi filmler zaman zaman sinemalarda gösterime girse de, saldırgan kuşların neden olduğu yaralanmalar ve hatta ölümler kurgu değil. Bölgecilik ve yavruları yırtıcılardan koruma ciddi bir mesele olmaya devam ediyor ve en küçük kuşlar bile tehditlere karşı saldırgan davranacak. Aşağıdaki liste, dünyanın en tehlikeli kuşlarından bazılarını vurgulamakta.

1.Kasuari (Casuarius)

tehlikeli

Kasuarlar, Casuariidae familyasının tek üyeleri ve emuyu da içeren Casuariiformes takımına aitler. Her biri birkaç alt türü bulunan üç tür (bazı uzmanlar tarafından altı olarak sayılır), Avustralya ve Yeni Gine’nin bazı bölgelerini kapsayan habitatlarda yaşar. Kasuarların, üç parmağından en içtekinde bulunan uzun, hançer benzeri tırnak sayesinde, ayaklarıyla insanları öldürdüğü bilinmekte. Kuşun, çalılıklardaki dar patikalarda saatte 50 km (31 mil) hızla koşarak ilerlediği gözlemlendi.

Kasuarlar meraklı ve zaman zaman saldırırlar, ancak insanlara yönelik tehlikeli saldırılar nispeten nadir. Meydana gelen saldırıların büyük çoğunluğu insanlardan yiyecek istemekle ilgili. En son olaylardan biri 2012’de yaşandı; Avustralya’nın Queensland eyaletinde bir turist, bir kasuar tarafından bir kayalıktan suya itildi, ancak başka bir şekilde zarar görmedi. En ünlü saldırılardan biri (ve kesin olarak ölümle sonuçlandığı bilinen tek saldırı) 1926’da meydana geldi: Kasuar avlayan bir grup genç erkekten biri, yerde yatarken üzerine atlayan bir kasuar tarafından öldürüldü. Kuş, uzun tırnağıyla çocuğun şah damarını kesti.

2.Devekuşu (Struthio Camelus)

Devekuşları, yalnızca Afrika’daki açık arazilerde bulunan uçamayan kuşlar. Yaşayan en büyük kuşlar olan yetişkin erkekler 2,75 metre (yaklaşık 9 fit) boyunda olabilirler (bu yüksekliğin neredeyse yarısı boyundadır) ve 150 kilogramdan (330 pound) fazla ağırlığa ulaşabilirler.

Devekuşları mevsime bağlı olarak tek tek, çiftler halinde, küçük sürüler halinde veya büyük gruplar halinde görülürler. Devekuşu, tehlikeli düşmanlarından, özellikle insanlardan ve daha büyük etçillerden kaçmak için güçlü bacaklarına güvenir. Korkmuş bir devekuşu saatte 72,5 kilometre (45 mil) hıza ulaşabilir. Köşeye sıkıştırılırsa, aslanları ve diğer büyük yırtıcıları öldürebilecek tehlikeli tekmeler atabilir. Tekme ve pençe darbelerinden kaynaklanan ölümler nadirdir; çoğu saldırı, insanların kuşları kışkırtmasından kaynaklanır.

En ilginç devekuşu saldırısı hikayelerinden biri, mülkünde devekuşları bulunan egzotik bir hayvan parkı işleten Amerikalı müzisyen Johnny Cash ile ilgili. Cash, 1981 yılında ormanda yaptığı yürüyüşler sırasında birkaç kez saldırgan bir erkek devekuşuyla karşılaştı. Bir keresinde Cash, 1,8 metrelik bir sopayı kuşa doğru savurdu, ancak kuş darbeyi savuşturup ayağıyla Cash’e saldırdı. Cash, darbenin karnına isabet ettiğini ve eğer güçlü bir kemer tokası olmasaydı, devekuşunun pençesinin karnını yarıp onu öldüreceğini söyledi.

3.Emu (Dromaius Novaehollandiae)

Yerleşimciler tarafından yok edilen birçok türün hayatta kalan tek üyesi olan sıradan emu, akrabası kasuar gibi tıknaz gövdeli ve uzun bacaklı. Emular saatte yaklaşık 50 km (30 mil) hızla kaçabilir; köşeye sıkıştırıldıklarında büyük üç parmaklı ayaklarıyla tekme atarlar.

Kasuarlar ve deve kuşları gibi, emuların ayak parmaklarındaki pençeler de uygun koşullar altında hayvanların iç organlarını parçalayabilir; ancak insan ölümleri son derece nadir. Avustralya’da ve dünyanın dört bir yanındaki vahşi hayvan parklarında, emu çiftliklerinde ve hayvanat bahçelerinde emu saldırılarının çeşitli yaralanmalara yol açtığına dair raporlar yaygın; sadece 2009 yılında 100’den fazla olay meydana geldi.

4.Lammergeier (Gypaetus barbatus)

Sakallı akbaba olarak da bilinen Lammergeierler, Eski Dünya’ya özgü (Accipitridae familyası) büyük, tehlikeli kartal benzeri akbabalar. Bu kuşlar genellikle 1 metreden (40 inç) fazla uzunluğa ve yaklaşık 3 metre (10 fit) kanat açıklığına ulaşırlar. Orta Asya ve Doğu Afrika’dan İspanya’ya kadar uzanan dağlık bölgelerde yaşarlar ve özellikle kemik olmak üzere leşlerle beslenirler; bu kemikleri 80 metreye (260 fit) kadar yüksekten aşağıdaki düz kayalara düşürürler. Bu, kurbanın kemiklerini kırar ve kuşların iliğe ulaşmasını sağlar.

İnsanlara yönelik saldırılar nadirdir veya hatta anekdot niteliğinde; ancak Atinalı oyun yazarı Aeschylus’un, Sicilya’nın güney kıyısındaki Gela’da, bir Lammergeier’in bir kaplumbağayı taş sanarak kel başına düşürmesi sonucu öldüğü söylenir. Aeschylus Gela’da ölmüş olsa da, uzmanlar ölümünün garip nedenini anlatan hikayenin daha sonraki bir çizgi roman yazarı tarafından uydurulduğuna inanmakta.

5.Büyük Boynuzlu Baykuş (Bubo Virginianus)

Her türden baykuşun, yavrularını, eşlerini veya bölgelerini savunurken insanlara saldırdığı bilinmekte. Sıkça hedef alınanlar arasında şüphelenmeyen koşucular ve yürüyüşçüler yer almakta. Kurbanlar genellikle yara almadan kurtulur ve baykuş saldırılarından kaynaklanan ölümler son derece nadir. Özellikle büyük boynuzlu baykuşlar (Bubo virginianus) ve çizgili baykuşlar (Strix varia), kamuoyunda büyük yankı uyandıran saldırılar nedeniyle dikkat çekiyor.

2012 yılında Seattle bölgesindeki bir parkta, ağaçlardan aşağıya doğru süzülen bir büyük boynuzlu baykuşun saldırısına uğrayan birçok insan bildirildi. Benzer bir saldırı, 2015 yılında Oregon, Salem’de meydana geldi; büyük boynuzlu bir baykuş, koşu yapan bir kişinin kafasına defalarca vurdu ve koşucu kaçmayı başardı.

Büyük boynuzlu baykuşlar, genellikle 60 cm’den fazla uzunluğa ve 200 cm’ye yaklaşan kanat açıklığına sahip güçlü yırtıcılar. Amerika kıtasının her yerinde bulunan bu baykuşlar, genellikle küçük kemirgenler ve kuşlarla beslenirler, ancak daha büyük avları da avladıkları bilinmekte. Pençelerinin kavrama gücü 500 psi’ye kadar çıkabilir. Büyük boynuzlu baykuşlar, çoğu baykuş türü gibi, daha büyük hayvanlarla olan mücadelelerinde genellikle yüz ve kafa bölgesine odaklanırlar.

6.Çizgili Baykuş (Strix varia)

Yaşam alanları ABD’nin doğu kesiminin büyük bir bölümünü ve Kanada’nın güneydoğusunu kapsayan çizgili baykuşlar, büyük boynuzlu baykuşlardan daha küçük. Ağırlıkları 630 ila 800 gram (1,4 ila 1,8 pound) arasında değişir ve kanat açıklıkları yaklaşık 110 cm (43 inç). Teksas’tan Britanya Kolombiyası’na kadar birçok yerde yürüyüşçülere çizgili baykuş saldırıları bildirildi.

Kuzey Carolina’da yaşanan tuhaf ve kamuoyunda büyük yankı uyandıran bir cinayet davasında, çizgili baykuşun rol oynadığı düşünülüyordu. 2003 yılında bir adam, ikinci karısını şömine mızrağıyla öldürmekten suçlu bulundu. 2011 yılında, adam birkaç yıl hapis yattıktan sonra, bir hakim cinayet silahıyla ilgili adli tıp delillerini reddetti.

Kısa bir süre sonra, Pasifik Kuzeybatı’da çizgili baykuş saldırılarıyla ilgili haberler ve kurbanın kafa derisi, yüzü ve bileklerindeki yaraların yeniden incelenmesi, sanığın avukatlarının kurbanın ölümünden çizgili baykuşun sorumlu olduğunu öne sürmesine yol açtı. Savunma, o sırada ağrı kesici ve alkolün etkisi altında olan kurbanın, ön bahçesinde bir çizgili baykuş tarafından saldırıya uğradığını savundu. Baykuş, kurbanın saçlarına dolanmış ve kurban onu savuşturup kurtarmayı başarana kadar tırmalamaya ve gagalamaya devam etmişti. Avukatlar, mağdurun ikinci kata çıktıktan sonra merdivenlerden geriye doğru düşerek boynunun kırılması sonucu öldüğünü öne sürdüler. Sanık, 2017 yılında kasten adam öldürme suçunu kabul ederek masumiyetini korumayı başardı.

Derleyen: Damla Şayan

NASA’nın Artemis II Uzay Fırlatmasını Canlı Olarak Nasıl İzleyebililirsiniz?

NASA, Artemis II göreviyle 2026’da dört astronotu Ay çevresine gönderecek – Apollo’dan bu yana ilk insanlı Ay uçuşu. BGR’nin rehberine göre, lansman ve tüm aşamalar NASA TV üzerinden ücretsiz canlı yayınlanacak; Orion kapsülü 10 günlük yolculukta Ay’ın karanlık yüzünü geçecek ve Dünya’ya dönecek.

Detaylar haberimizde…

Artemis II Görevi Nedir ve Neden Tarihi?

Artemis programı, NASA’nın Ay’a kalıcı dönüş hedefini taşıyor. Artemis I (2022) insansız test uçuşuydu; Artemis II ise ilk astronotlu görev olacak. Dört astronot SLS roketiyle fırlatılacak:

  • Reid Wiseman (komutan)
  • Victor Glover (pilot)
  • Christina Koch (uçuş uzmanı)
  • Jeremy Hansen (Kanada Astronotu)

Görev, Ay’ın etrafında uçuş yapacak ve Dünya’ya dönecek – iniş yok, ancak Artemis III (Ay inişi) için kritik prova. Görev süresi yaklaşık 10 gün; en uzak nokta Ay’ın karanlık yüzü olacak.

Lansman Kennedy Uzay Merkezi’nden gerçekleşecek. Tarih henüz kesinleşmedi ama 2026 başı planlanıyor. Bu, Apollo 8’den (1968) bu yana ilk insanlı Ay çevresi uçuşu olacak.

Canlı Yayın Aşamaları ve İzleme Yolları

NASA, görevi birden fazla platformda ücretsiz yayınlayacak:

  • NASA TV (nasa.gov/live): Resmi yayın, 4K kalitede.
  • NASA YouTube kanalı: En erişilebilir seçenek; yorumlu yayın.
  • NASA sosyal medya hesapları (Twitter/X, Facebook, Instagram): Kısa klipler ve canlı güncellemeler.

Canlı yayın aşamaları:

  • Fırlatma (SLS roketi kalkışı)
  • Orion kapsülünün ayrılması ve Ay yörüngesine giriş
  • Ay’ın karanlık yüzünden geçiş (Dünya’dan görünmeyen taraf)
  • Dünya’ya dönüş ve Pasifik Okyanusu’nda paraşüt inişi

Astronotların iç kamerası, Ay manzaraları ve yer kontrol merkezi görüntüleri yayınlanacak.

Görevin Teknik Detayları

Artemis II'nin görev sürecince izleyeceği yörüngesi
Artemis II’nin görev sürecince izleyeceği yörüngesi
  • Roket: SLS Block 1 – tarihin en güçlü roketi (8.8 milyon pound itiş).
  • Kapsül: Orion – dört astronotu taşıyacak.
  • Yolculuk: Ay çevresinde serbest dönüş (free-return trajectory) – yakıt tasarrufu sağlıyor.
  • Amaç: Artemis III için sistemleri test etmek, radyasyon seviyelerini ölçmek ve astronotların uzun süre uzayda kalışını denemek.

Görev, Artemis III için kritik: İniş teknolojisi ve yaşam destek sistemleri test edilecek.

Astronotlar ve Uluslararası İşbirliği

Astronot ekibi çeşitliliği temsil ediyor:

  • Reid Wiseman: Deneyimli komutan.
  • Victor Glover: İlk Siyah astronot Ay çevresinde.
  • Christina Koch: Artemis I’in rekor kıran astronotu.
  • Jeremy Hansen: Kanada’nın ilk Ay çevresi astronotu.

Kanada’nın katılımı, Artemis Accords anlaşmasının bir parçası.

Türkiye’de İzleme ve Uzay Çalışmaları

Türkiye’de NASA TV YouTube üzerinden erişilebilir; saat farkı nedeniyle gece yayınları olabilir. Türk Uzay Ajansı (TUA) ve TÜBİTAK Uzay, Artemis programına dolaylı katkı sağlıyor; Ay gözlemleri ve veri paylaşımı yapılıyor.

Artemis II’nin canlı yayınlarının Türkiye’de büyük ilgi çekeceğini tahmin ediyoruz.

Sonuç: Ay’a Dönüşün Yeni Adımı

Artemis II, Apollo’dan bu yana ilk insanlı Ay uçuşu olacak. NASA’nın canlı yayınları, milyonlarca izleyiciye uzay yolculuğunu evlerine taşıyacak. Bu görev, insanlığın Ay’a kalıcı dönüşünün başlangıcı – ve belki Mars’ın kapısını aralayacak. Yayınları kaçırmayın; NASA TV’yi takip edin.

Squid Game’in 456 Numaralı Oyuncusu Koleksiyon Figürü Oldu

Squid Game dizisinin ana karakteri Seong Gi-hun, Hot Toys tarafından altıncı ölçekli koleksiyon figürü olarak üretildi ve ön siparişe açıldı.

Detaylar haberimizde…
Squid Game’in 456 Numaralı Oyuncusu Koleksiyon Figürü Oldu.

Altıncı Ölçekli (Sixth-Scale) Figür Ne Anlama Geliyor?

Hot Toys tarafından üretilen Seong Gi-hun koleksiyon figürü, altıncı ölçekli (sixth-scale) olarak tanımlanan standartta hazırlandı. Bu ölçek, figürün gerçek insan boyutunun yaklaşık altıda biri oranında küçültülmesi anlamına geliyor. Buna göre figür, yaklaşık 30 santimetrelik bir yüksekliğe sahip.

Altıncı ölçekli figürler, koleksiyon dünyasında özellikle sinema ve dizi karakterlerinin detaylı biçimde yeniden üretilmesi amacıyla tercih ediliyor. Hot Toys, bu ölçekte hazırladığı figürlerde yüz modellemesi, kostüm ve aksesuar detaylarını standart koleksiyon serisi kapsamında sunuyor.

Seong Gi-hun figürü de Hot Toys’un film ve dizi karakterleri için geliştirdiği altıncı ölçekli koleksiyon serisi içinde yer alıyor. Ürün, resmi lisanslı koleksiyon figürü olarak satış listesine dahil edilmiş durumda.

Seong Gi-hun’un Dizideki Görünümü Figüre Taşındı

Hot Toys

Netflix’in dünya genelinde izlenme rekorları kıran dizisi Squid Game, bu kez koleksiyon dünyasında gündeme geldi. Ünlü figür üreticisi Hot Toys, Lee Jung-jae’nin canlandırdığı Seong Gi-hun karakterini temel alan yeni figüründe, dizinin ilk iki sezonundan tanınan aksesuarları bir araya getirdi.

Yeni koleksiyon figürü, Seong Gi-hun’un dizideki karakter tasarımına sadık kalınarak üretildi. Figürün yüz detayları, Lee Jung-jae’nin canlandırdığı karakterin görünümünü yansıtacak şekilde modellendi. Farklı pozlarda sergilenebilen figür, dizide Oyuncu 456 olarak tanınan Gi-hun’un genel fiziksel özelliklerini temel alıyor.

Figür, dizide sıkça görülen yeşil eşofmanla birlikte geliyor. Kostüm, renkleri ve üzerindeki işaretleriyle dizide kullanılan kıyafete uygun şekilde tasarlanmış durumda. Eşofman üzerindeki detaylar, dizideki oy verme sahnelerine gönderme yapan işaretleri de içeriyor.

Oy Verme Makinesi ve Kumbara Detayı

Hot Toys

Hot Toys’un Seong Gi-hun figürü, dizinin sembolik unsurlarını içeren çeşitli aksesuarlarla birlikte sunuluyor. Bunlardan biri, USB ile çalışan oy verme makinesi. Dizide oyuncuların yarışmaya devam edip etmeme kararını verdiği bu cihaz, figür setinin önemli parçalarından biri olarak yer alıyor.

Set içerisinde ayrıca dizinin en bilinen sembollerinden biri olan domuz şeklindeki kumbara da bulunuyor. Yarışmanın sonunda verilecek para ödülünü temsil eden bu kumbara, dizide sıkça ekrana gelen nesneler arasında yer alıyordu. Hot Toys, bu detayı figür setine dahil ederek dizideki görsel unsurları birebir yansıtmaya odaklanmış durumda.

Hot Toys

Bunlara ek olarak kare sembolü taşıyan bir maske de figürle birlikte verilen aksesuarlar arasında bulunuyor. Maske, dizide görevli karakterlerin kullandığı maskelere gönderme yapan bir tasarıma sahip.

Altı Bacaklı Pentatlon Oyun Seti

Figürle birlikte sunulan aksesuarlar arasında, dizide yer alan çocuk oyunlarına atıfta bulunan “altı bacaklı pentatlon” oyun seti de bulunuyor. Bu set; bir çift ayak bileği kelepçesi, bir çift ddakji, bir çift biseokchigi taşı, gonggi taşları, bir badminton topu ve bir topaçtan oluşuyor.

Bu oyun seti, Squid Game’in ilk iki sezonunda yer alan geleneksel oyunlara gönderme yapan parçaları bir araya getiriyor. Aksesuarların tamamı, figürle birlikte sergilenebilecek şekilde tasarlanmış.

Sergileme Standı Pakete Dahil

Hot Toys

Hot Toys, Seong Gi-hun figürüyle birlikte özel bir sergileme standı da sunuyor. Merdivenleri andıran bu stand, figürün sabit bir şekilde sergilenmesini sağlamak amacıyla tasarlandı. Standın tasarımı, dizide görülen mekânlara görsel bir gönderme niteliği taşıyor.

Stand sayesinde figür, farklı pozisyonlarda sergilenebiliyor. Ürün içeriğinde yer alan bu parça, figür setinin standart bileşenlerinden biri olarak listeleniyor.

Üçüncü Sezona Ait Unsurlar Yer Almıyor

Hot Toys

Hot Toys’un paylaştığı ürün bilgilerine göre, figür seti ağırlıklı olarak dizinin birinci ve ikinci sezonlarından esinlenerek hazırlandı. Dizinin üçüncü sezonunda hikâyeye dahil olan yeni doğan bebek ise setin aksesuarları arasında yer almıyor. Ürün, üretici firmanın açıkladığı içerik listesiyle sınırlı olarak satışa sunuluyor.

Ön Sipariş Süreci ve Fiyat Bilgisi

Hot Toys’un Squid Game dizisinden Seong Gi-hun karakterini temel alan koleksiyon figürü, Sideshow platformu üzerinden ön siparişe açıldı. Ürünün satış fiyatı 280 dolar olarak duyuruldu. Üretici firma tarafından paylaşılan bilgilere göre, figürün sevkiyatına haziran ayına kadar başlanması planlanıyor.

Ne Gemini Ne ChatGPT: Tam Bağımsız Apple Siri Dönemi Geliyor!

Apple, Siri’deki ChatGPT entegrasyonunu 2026’da kaldırıyor ve şirket kendi chatbot’unu (Campos) getiriyor. Bu yeni AI, custom Google Gemini modeli ile çalışacak; ancak Apple modelleri swappable yaparak OpenAI bağımlılığını sona erdirip Google’dan da bağımsızlaşmayı planlıyor.

Detaylar haberimizde…

Apple’ın ChatGPT Kararı ve Zamanlaması

Apple, iOS 18.2 güncellemesiyle Siri’ye ChatGPT entegrasyonu getirdi. Kullanıcılar, Siri’nin çözemediği karmaşık soruları ChatGPT’ye yönlendirebiliyordu. Ancak AOL’nin 24 Aralık 2025 tarihli haberine göre, bu entegrasyon geçiciydi. Apple, 2026’da ChatGPT’yi tamamen kaldıracak ve sesli asistanını kendi AI modeli ile güçlendirecek.

Apple Siri için bir uzunca bir süredir OpenAI ile işbirliği içindeydi.
Apple Siri için bir uzunca bir süredir OpenAI ile işbirliği içindeydi.

Kararın nedeni: Gizlilik ve bağımsızlık. Apple, kullanıcı verilerinin OpenAI sunucularına gitmesini istemiyor. ChatGPT entegrasyonu sırasında bile veriler anonimleştiriliyordu; ancak şirket, uzun vadede tamamen kendi teknolojisine geçmek istiyor.

Yeni Chatbot Campos: Özellikleri ve Google Entegrasyonu

Yeni chatbot, iç kod adı “Campos” ile iOS 27, iPadOS 27 ve macOS 27’de yer alacak. ChatGPT veya Gemini gibi çalışacak: Arama, özetleme, içerik üretme, kişisel veri erişimi (dosya bulma), ekran içeriği analizi, ayar kontrolü, app başlatma ve entegrasyon (Photos, Music gibi).

Campos, “custom Google modeli” ile çalışacak: İç adı Apple Foundations Model v11. Bu, Apple’ın Siri’nin Google Gemini tarafından destekleneceğini duyurmasının bir sonucu. Ancak modeller “swappable” olacak; Apple, gelecekte Google’dan ayrılarak kendi AI’sine tam geçiş yapmayı planlıyor. Bu, OpenAI’den (ChatGPT) ayrılıp Google’a (Gemini) yönelirken bağımsızlık stratejisini gösteriyor.

Neden ChatGPT’den Ayrılıyor?

Apple, gizlilik odaklı bir şirket. OpenAI entegrasyonu sırasında bile kullanıcı verilerini korumak için katı kurallar uyguladı (anonimleştirme, silme). Ancak üçüncü taraf bağımlılığı riskli. Apple Intelligence, verilerin cihazda kalmasını sağlıyor – bu, Google Gemini veya ChatGPT gibi bulut tabanlı modellere göre büyük avantaj.

Ayrıca, Apple’ın kendi AI’si, Siri’yi daha akıllı hale getirecek. Örneğin, “Annemin doğum günü hediyesi neydi?” gibi kişisel sorulara yanıt verebilecek.

Kullanıcı Tepkileri ve Etkileri

Kullanıcılar karışık tepkiler veriyor. Bazıları ChatGPT entegrasyonunu seviyordu; “Daha akıllı yanıtlar alıyordum” diyorlar. Diğerleri, “Apple’ın kendi AI’si daha güvenli” görüşünde. Türkiye’de de benzer tartışmalar var; iPhone kullanıcıları Siri’nin gelişimini bekliyor.

Apple, geçiş sürecinde kullanıcıları bilgilendirecek; ChatGPT’yi kaldırmadan önce alternatif özellikler sunacak.

Uzmanlar, Apple’ın bağımsız AI hamlesinin rekabeti artıracağını belirtiyor. Google ve Samsung’un AI asistanları da gelişirken, Apple’ın gizlilik vurgusu fark yaratabilir.

Sonuç Olarak Siri Bağımsızlaşıyor

Apple’ın ChatGPT’den ayrılması, şirketin kendi AI ekosistemini güçlendirme stratejisinin parçası. 2026, Siri için yeni bir başlangıç olacak; daha akıllı, daha güvenli ve tamamen Apple kontrollü. Bu karar, teknoloji devlerinin AI yarışında nasıl pozisyon aldığını gösteriyor.

73 Yaşındaki Emekli Öğretmen, Diğer Yaşlılara Dijital Okuryazarlık Dersi Veriyor

0

73 yaşındaki emekli öğretmen Anne Goldberg, pandemi sırasında yalnız kalan yaşlılara teknolojiyi öğreterek hayatlarını kolaylaştırıyor. Zoom, akıllı telefon ve online alışveriş gibi temel becerileri paylaşan Goldberg, “Yaşlılar da dijital dünyada yer almalı” diyor; bu gönüllü dijital okuryazarlık programı binlerce kişiye ulaşıyor.

Detaylar haberimizde…

Anne Goldberg’in Hikayesi: Emeklilikten Dijital Eğitmene

Anne Goldberg, 73 yaşındaki emekli bir öğretmen. 40 yıl eğitim verdikten sonra 2020’de emekli oldu. Pandemiyle birlikte komşularının ve arkadaşlarının teknolojiye erişimde zorlandığını fark etti. Birçoğu Zoom’u bile bilmiyordu; aileleriyle görüntülü konuşamıyor, online market siparişi veremiyor veya banka işlemlerini yapamıyordu.

Goldberg, “Yalnızlıklarını gördüm. Teknolojiyi öğrenmeleri hayatlarını değiştirecekti” diyor. 2021’de küçük bir grup arkadaşına Zoom dersi vermeye başladı. Talep artınca programı genişletti: Haftada üç gün ücretsiz online dersler düzenlemeye başladı. Bugün 1.000’den fazla yaşlıya ulaştı; dersler Zoom üzerinden yapılıyor.

Ders İçeriği: Temelden İleri Seviyeye

Goldberg’in programı, yaşlıların ihtiyaçlarına göre tasarlanmış. Temel seviyede başlıyor:

  • Akıllı telefon açma/kapama, dokunmatik kullanım
  • WhatsApp mesajlaşma ve görüntülü arama
  • Zoom’a katılma ve toplantı yönetme
  • Online alışveriş (gıda, ilaç siparişi)
  • E-posta hesabı açma ve kullanma

İleri seviyede:

  • Sosyal medya (Facebook, Instagram) kullanımı
  • Online bankacılık ve fatura ödeme
  • Sağlık uygulamaları (doktor randevusu, ilaç takibi)
  • Güvenlik: Dolandırıcılık ve phishing uyarısı

Goldberg, “Yaşlılar teknolojiyi korkutucu buluyor; ben bu korkuyu alıyorum” diyor. Dersler sabırlı ve tekrarlı; herkes kendi hızında ilerliyor.

Emekli öğretmen Goldberg genellikle bağımsız ve yardımlı yaşam tesislerinde yaşayan insanlara Dijital Okuryazarlık dersleri veriyor.
Emekli öğretmen Goldberg genellikle bağımsız ve yardımlı yaşam tesislerinde yaşayan insanlara Dijital Okuryazarlık dersleri veriyor.

Katılımcı Hikayeleri ve Etkileri

Bir katılımcı, 78 yaşındaki bir kadın: “Kızım Kanada’da yaşıyor. Anne sayesinde görüntülü konuşabiliyoruz. Yalnızlık hissim azaldı.” Başka bir öğrenci, 69 yaşındaki bir erkek: “Online marketten alışveriş yapmayı öğrendim; pandemi döneminde markete gitmek riskliydi.”

Programın etkisi büyük: Katılımcıların %80’i aileleriyle daha sık iletişim kuruyor, %60’ı bağımsızlığını artırdı. Goldberg, “Yaşlılar teknolojiyi öğrendiğinde kendilerini daha güçlü hissediyor” diyor.

Goldberg’in Motivasyonu ve Gelecek Planları

Goldberg, “Emeklilikte boş durmak istemedim. Bilgimi paylaşmak beni canlı tutuyor” diyor. Program gönüllü; Goldberg kendi zamanını harcıyor. Gelecekte yerel merkezlerde yüz yüze dersler planlıyor.

Benzer girişimler ABD’de yaygınlaşıyor; AARP gibi örgütler destek veriyor. Goldberg’in hikayesi, “emeklilikte yeni başlangıç” örneklerinden biri.

Türkiye’de Yaşlılar ve Dijital Okuryazarlık

Türkiye’de 65+ nüfus 9 milyonu aştı; dijital okuryazarlık oranı düşük. TÜİK verilerine göre, yaşlıların sadece %40’ı internet kullanıyor. Pandemiyle talep artsa da eğitim eksikliği var. Yerel belediyeler ve Aile Bakanlığı kurslar düzenliyor; ancak Goldberg gibi bireysel girişimler sınırlı.

Uzmanlar, yaşlıların teknoloji öğrenmesinin yalnızlığı azalttığını ve bağımsızlığı artırdığını belirtiyor. BTK’nın Dijital Okuryazarlık Projesi benzer hedefler taşıyor.Yaşlılar da Dijital Dünyada Yer Almalı

Goldberg’in hikayesi, yaşın teknoloji öğrenmek için engel olmadığını gösteriyor. 73 yaşında binlerce kişiye ilham veren bu emekli öğretmen, “Hiçbir zaman geç değil” mesajı veriyor. Dijital okuryazarlık, yaşlıların da hakkı – ve geleceğin gereği.

İnsan Beyni Simüle Edilebilir mi?

Bilim insanları şimdi insan beynini süper bilgisayar üzerinde simüle etmeye hazırlanan bir proje üzerinde çalışıyorlar, bu hedef uzun zamandır hayal edilen bir dönüm noktası olabilir.

Detaylar haberimizde…

2024 yılında araştırmacılar, bir meyve sineğinin beyninin devrelerinin ilk haritasını tamamladılar.

Küçük boyutuna rağmen, bu organ neredeyse 150 metre uzunluğunda kablo ve 54,5 milyon sinapsı bir kum tanesi büyüklüğünde barındırıyor; bu, bilim insanlarının sinyallerin beyin boyunca nasıl ilerlediğini daha iyi anlamalarını sağlayan şaşırtıcı bir hesaplamalı nöroloji araştırma başarısı.

Dünyanın en yetenekli süper bilgisayarlarından bazılarının önemli ilerlemeleri sayesinde, Almanya’daki Jülich Araştırma Merkezi’ndeki araştırmacılar şimdi çok daha iddialı bir hedefe odaklanmış durumda: tüm insan beyninin ölçeğinde bir simülasyon.

Süper Bilgisayarlar İnsan Beynini Nasıl Simüle Edecek?

On yıl öncesine dayanan İnsan Beyni Projesi gibi önceki girişimler, önemli devlet fonlarına rağmen büyük ölçüde başarısız oldu. Ancak New Scientist’in bildirdiğine göre, Jülich araştırmacıları işleri daha ileriye taşıyabileceklerini düşünüyorlar. Amaç, milyarlarca ateşlenen nöronun simülasyonlarını çalıştırmak için beynin daha küçük bölgelerinin çeşitli modellerini bir süper bilgisayarla bir araya getirmek.

Jülich nörofizik profesörü Markus Diesmann liderliğindeki ekip, simülasyon için Yenilikçi ve Dönüştürücü Exascale Araştırmaları için Ortak Girişim Öncüsü (JUPITER) süper bilgisayarını kullanacak.

JUPITER, TOP500 listesine göre şu anda dünyanın en güçlü dördüncü süper bilgisayarıdır ve binlerce grafik işlem birimine sahip.

simüle

Ekip geçen ay, “sinyal üreten bir sinir ağı”nın ölçeklendirilebileceğini ve JUPITER’da çalıştırılabileceğini, böylece beyin korteksindeki 20 milyar nöron ve 100 trilyon bağlantıya etkili bir şekilde eşdeğer bir yapı oluşturabileceğini gösterdi.

Diesmann, simülasyon çalışmaya başladığında, önceki çok daha küçük simülasyonlara kıyasla büyük bir gelişme olabileceğini söyledi.

Ayrıca, “Artık büyük ağların küçük ağlardan niteliksel olarak farklı şeyler yapabildiğini biliyoruz. Büyük ağların farklı olduğu açık.” diyor.

Sonuç olarak, bilim insanları için hâlâ gizemli kalan bir organın sadece yüzeyini kazıyoruz. İnsan beyni ölçeğindeki simülasyonlar bile bize nasıl işlediği hakkında ancak belirli bir ölçüde bilgi verecek.

Sussex Üniversitesi matematiksel fizik profesörü Thomas Nowotny, “Gerçekten beyin inşa edemeyiz. Beyin büyüklüğünde simülasyonlar yapabilsek bile, beynin simülasyonlarını yapamayız.” diyor.

Derleyen: Damla Şayan

Dünyanın En Uzun Süreli Laboratuvar Deneyi Neredeyse 100 Yaşında

0

Bilimin bazen şaşırtıcı derecede yavaş ilerlediğini gösteren dünyanın en uzun süreli laboratuvar deneyi, neredeyse bir asırdır aralıksız devam ediyor ve her damlası bilimsel sabrın bir simgesi haline geliyor.

Detaylar haberimizde…

Dünyanın en uzun süren laboratuvar deneyi, saf bilimsel sabrın devam eden bir çalışması. Birçok görevlinin ve birçok izleyicinin yakın gözetimi altında neredeyse bir asırdır aralıksız olarak devam ediyor ve yavaş yavaş, damla damla akıp gidiyor.

deney

Her şey 1927’de, Avustralya’daki Queensland Üniversitesi’nde fizikçi Thomas Parnell’in, dünyanın bilinen en yoğun sıvısı olan ziftle (bir zamanlar gemileri denizlere karşı yalıtmak için kullanılan katran türevi) kapalı bir huniyi doldurmasıyla başladı.

Zift Damlası Deneyi: 100 Yıla Yaklaşan Bilimsel Sabır Testi

Üç yıl sonra, 1930’da Parnell, bir etkinlikte kurdele keser gibi huninin sapını kesti ve Zift Damlası Deneyi‘nin başlangıcını müjdeledi. O andan itibaren, siyah madde akmaya başladı.

Oda sıcaklığında zift katı gibi görünse de, aslında sudan 100 milyar kat daha viskoz bir sıvı.

İlk damlanın aşağıdaki behere düşmesi sekiz yıl sürdü. Daha sonra, damlalar yaklaşık sekiz yılda bir damlamaya başladı ve ancak 1980’lerde binaya klima takıldıktan sonra yavaşladı.

Bugün, huninin kesilmesinden 96 yıl sonra, toplamda sadece dokuz damla sızdı. Son damla 2014’te sızdı.

Bilim insanları, 2020’li yıllarda bir başka damlanın daha düşmesini bekliyorlar, ancak hâlâ bekliyorlar.

Tüm dikkatli gözlemlere rağmen, hiç kimse bir damlanın doğrudan düşüşünü görmedi. Deney şu anda canlı yayınlanıyor, ancak geçmişteki çeşitli aksaklıklar nedeniyle her kritik an gözümüzden kaçtı.

Parnell’den sonra, meslektaşı fizikçi John Mainstone 1961’de bakım görevini devraldı. Ne yazık ki, ikisi de bir damlanın düşüşünü kendi gözleriyle görmeden hayatlarını kaybetti.

Mainstone 52 yıl boyunca bakım görevini üstlendi. 2000 yılında, bir fırtına canlı yayını kesintiye uğrattığı için bir damlayı kaçırdı. Bir sonraki damlanın Nisan 2014’te sızmasından sadece birkaç ay önce vefat etti.

Fizik profesörü Andrew White, uzun zamandır beklenen 10. damlayı bekleyen, damla damla deneyinin üçüncü ve mevcut sorumlusu.

Dünyanın en uzun süren laboratuvar deneyi henüz yeni başladı.

Ölüm Kararını Yapay Zekâ Verecek: Ötanazi Kapsülü Yeniden Gündeme Geldi

Tartışmalı Sarco ötanazi kapsülünün mucidi Philip Nitschke, cihazın artık yapay zekâ ile çalışacağını duyurdu. Yeni sistem, ötanaziye başvuracak kişilerin “zihinsel yeterliliğini” bir avatar aracılığıyla test etmeyi hedefliyor. Uzmanlara göre bu adım, hukuki ve etik açıdan ciddi soru işaretleri barındırıyor.

Detaylar haberimizde…
Ötanazi kapsülü Sarco ve mucidi Philip Nitschke – Ölüm Kararını Yapay Zekâ Verecek

Sarco Kapsülü Yeniden Gündemde

Yapay zekânın hayatın her alanına nüfuz ettiği bir dönemde, en tartışmalı kullanım alanlarından biri yeniden kamuoyunun gündemine geldi. “Sarco” adı verilen ve 2019 yılında geliştirilen ötanazi kapsülünün mucidi Philip Nitschke, cihazın artık yapay zekâ destekli bir sistemle çalışacağını duyurdu. Nitschke, İngiliz Daily Mail gazetesine verdiği röportajda, kapsülün eksik kalan en önemli parçasının tamamlandığını ve bunun da “yapay zekâ” olduğunu söyledi.

Philip Nitschke, geliştirdiği Sarco ötanazi kapsülünü gösterirken.

Sarco, adını antik çağlarda kullanılan “lahit” anlamına gelen sarkofajdan alıyor. 3D yazıcıyla üretilen kapsül, içeri giren kişinin kendi iradesiyle bir düğmeye basmasıyla aktive oluyor. Düğmeye basıldığında kapsülün içine azot gazı doluyor; bu da kişinin birkaç dakika içinde bilincini kaybederek hayatını kaybetmesine yol açıyor.

İsviçre’deki İlk ve Tek Vaka

Sarco kapsülü bugüne kadar yalnızca bir kez, 2024 yılında İsviçre’de kullanıldı. 64 yaşındaki bir kadın, bu kapsül aracılığıyla yaşamına son verdi. Olayın ardından İsviçre makamları, kapsülün bulunduğu ormanlık alandaki kulübeye baskın düzenledi ve ötanazi sürecini denetleyen “The Last Resort” adlı ötanazi yanlısı kuruluşun eş başkanı Florian Willet’i gözaltına aldı. Willet, “intihara yardım ve yataklık” şüphesiyle tutuklandı ancak iki ay sonra serbest bırakıldı.

İsviçre’de destekli ölüm, belirli koşullar altında yasal. Ancak kişinin zihinsel yeterliliğe sahip olması ve eylemi bizzat kendisinin gerçekleştirmesi şart koşuluyor. İşte Sarco’nun düğme sistemi de tam olarak bu hukuki boşluktan yararlanmayı amaçlıyor.

Yapay Zekâ Ne Yapacak?

Tartışmaların odağındaki yeni gelişme ise Sarco’nun “Double Dutch” adı verilen yeni versiyonu. Bu versiyon, çiftlerin birlikte yaşamlarına son verebilmesine imkân tanıyacak şekilde tasarlanıyor. Nitschke’ye göre yapay zekâ, bu sistemde kilit bir rol üstlenecek.

Sarco

Yeni modelde, ötanaziye başvurmak isteyen kişiler önce çevrim içi bir testten geçecek. Bu test, bir yapay zekâ avatarı tarafından uygulanacak ve kişinin “zihinsel yeterliliğe” sahip olup olmadığını ölçmeyi hedefleyecek. Testi geçen kişilere, Sarco kapsülünü çalıştırma yetkisi 24 saatliğine tanınacak. Bu süre içinde kapsüle girip düğmeye basılmazsa, sürecin baştan başlaması gerekecek.

Nitschke, daha önce bu değerlendirmenin kısa bir psikiyatr görüşmeyle yapıldığını belirterek, İsviçre’deki ilk vakada Hollandalı bir psikiyatristin kadının zihinsel yeterliliğini onayladığını söylüyor. Ancak yeni sistemde bu değerlendirmenin yazılım üzerinden yapılacağını vurguluyor.

Hukuk ve Etik Tartışmaları Alevlendi

Uzmanlara göre yapay zekânın bu kadar hayati bir kararda devreye sokulması ciddi riskler barındırıyor. Yapay zekâ sistemleri, özellikle sağlık alanında kullanıldıklarında “halüsinasyon” üretme, kullanıcıya aşırı uyum gösterme ve hatalı karar verme gibi sorunlarla sık sık gündeme geliyor.

Son yıllarda bazı yapay zekâ sohbet botlarının, özellikle gençler arasında, intihara eğilimli davranışları teşvik ettiği iddiaları da dikkat çekiyor. “Yapay zekâ psikozu” olarak adlandırılan bu vakalar, teknolojinin ruh sağlığı üzerindeki etkilerine dair endişeleri artırmış durumda. Bu nedenle, bir algoritmanın bir insanın yaşamını sonlandırmaya “onay” vermesi, birçok etik uzman tarafından “felaketle sonuçlanabilecek bir deney” olarak nitelendiriliyor.

Bununla birlikte, yapay zekâ ve ötanazi tartışmalarına tamamen olumsuz bakan görüşlerin yanında, çeşitli siyasi ve toplumsal aktörlerin destekleri de bulunuyor. Örneğin, İngiltere ve Galler’de Terminally Ill Adults (End of Life) Bill adlı yasa tasarısı İngiliz parlamentosunda onaylandı ve terminal dönemdeki yetişkinlerin belirli koşullar altında yaşamlarına son verme hakkı yasal bir zemine taşınmaya çalışılıyor.

Bu tasarı, bir kişinin altı aydan daha az yaşam süresi kaldığında iki doktor ve bir uzman panelin onayıyla kendi isteğiyle yardımlı ölüm talebinde bulunmasına imkân tanıyor ve parlamentoda tasarının ele geçirilmesi için yapılan tartışmalar kamuoyu ve siyaset içinde güçlü bir destek ve karşıt görüş dile getiriyor. Aynı süreçte, tasarıyı destekleyenler, ölüm hakkının bireysel özgürlük ve merhametli son yaşam tercihleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Kamuoyu yoklamaları da bu yönde bir eğilimi gösteriyor;

“Teknoloji Her Şeyi Çözmez”

Eleştirmenler, zihinsel yeterlilik gibi karmaşık ve bağlama bağlı bir konunun birkaç sorudan oluşan dijital bir testle ölçülemeyeceğini savunuyor. Ayrıca, yazılımın hatalı bir değerlendirme yapması durumunda geri dönüşü olmayan sonuçlar doğabileceği uyarısı yapılıyor.

Tüm bu tartışmalara rağmen Nitschke ve destekçileri, bireyin kendi yaşamı üzerindeki karar hakkını savunduklarını ve teknolojinin bu süreci “daha erişilebilir” kıldığını öne sürüyor. Ancak görünen o ki Sarco kapsülü ve yapay zekâ entegrasyonu, önümüzdeki dönemde hem hukukçuların hem de etik uzmanlarının gündeminden düşmeyecek.