Ana Sayfa Blog Sayfa 42

Soğuk Hava Sizi Hasta Etmez. Peki Asıl Suçlu Kim?

Soğuk havanın doğrudan sizi hasta etmediğini bilimsel araştırmalar ortaya koyuyor; gerçek suçlu solunum virüsleri ve kış koşullarının virüslerin yayılmasını kolaylaştıran çevresel ve davranışsal etkileri.

Detaylar haberimizde…

Kültürler arası birçok insan, soğuk havanın insanı hasta ettiğini duyarak büyür. Palto giymeden dışarı çıkmak, soğuk havayı solumak, soğuk bir odada uyumak, soğuk yağmur veya karda ıslanmak veya sadece üşümek, genellikle soğuk algınlığı veya gribe neden olmakla suçlanır.

Bu inanç birçok insan için doğru gibi gelir çünkü hastalık genellikle soğuğa maruz kalmayı takip eder. Bununla birlikte, modern araştırmalar, soğuk hava ile hastalık arasındaki bağlantının, soğuğun doğrudan hastalığa neden olduğu fikrinden daha incelikli olduğunu göstermekte.

Soğuk sıcaklıklar tek başına enfeksiyonlara neden olmaz. Bunun yerine, özellikle kış aylarında insanları solunum yolu hastalıklarına karşı daha savunmasız hale getiren biyolojik, çevresel ve sosyal faktörlerin bir kombinasyonunu etkilerler.

Soğuk Algısı Kavramının Bilimsel Karşılığı

Soğuk algınlığı ve grip, soğuk havadan değil, virüslerden kaynaklanır. Yaygın soğuk algınlığına neden olan rinovirüsler ve grip virüsleri gibi virüsler, dışarıdaki sıcaklıktan bağımsız olarak, solunum yolu damlacıkları veya fiziksel temas yoluyla kişiden kişiye bulaşır.

soğuk

Bununla birlikte, dünyanın birçok yerinde soğuk mevsimlerde solunum yolu enfeksiyonu oranları sürekli olarak artmakta – bu durum küresel olarak gözlemlendi.

Bu mevsimsel örüntü kısmen soğuk sıcaklıkların ve düşük nemin çevredeki virüsleri etkileme biçiminden kaynaklanmakta. Araştırmalar, grip virüsleri ve koronavirüsler de dahil olmak üzere birçok solunum yolu virüsünün soğuk ve kuru koşullarda daha uzun süre hayatta kaldığını ve uzun süre bulaşıcı kaldığını göstermekte.

Kuru hava ayrıca insanların nefes alırken, konuşurken, öksürürken veya hapşırırken salınan küçük damlacıkların hızla buharlaşmasına neden olur. Bu, havada daha uzun süre asılı kalan daha küçük parçacıklar oluşturarak başkalarının bunları soluma olasılığını artırır.

Sonuç olarak, soğuk ve kuru hava virüslerin çevrede kalmasına yardımcı olur ve başka bir kişinin solunum sistemine ulaşma şansını artırır.

Soğuk hava, vücudun enfeksiyonlara karşı kendini savunma şeklini de etkiler. Soğuk hava solumak, burun ve solunum yollarının içindeki sıcaklığı düşürür ve bu da damar daralmasına (vazokonstriksiyon) neden olabilir. Vazokonstriksiyon, kan damarlarının daralması anlamına gelir ve dokulara kan akışını azaltır.

Burun ve solunum yollarının iç yüzeyindeki bu azalmış kan akışı, normalde virüsleri enfeksiyona neden olmadan önce tespit edip ortadan kaldırmaya yardımcı olan yerel bağışıklık tepkilerini zayıflatabilir.

Soğuğa maruz kalma ve soğukla ​​ilgili stres, özellikle hassas solunum sistemine sahip kişilerde, solunum yollarının normal işlevini de bozabilir.

Bu etkiler birlikte, vücudun burun ve boğazdaki ilk savunma hatlarını baskılayabilir. Soğuk hava virüsleri oluşturmaz, ancak maruz kalındığında virüslerin yerleşmesini kolaylaştırabilir.

Kalabalık ve Yakın Temas

İnsan davranışlarındaki ve iç mekan ortamlarındaki mevsimsel değişiklikler de büyük rol oynar. Soğuk hava, insanların daha fazla zamanı iç mekanlarda, genellikle başkalarıyla yakın temas halinde geçirmelerini teşvik eder. Yetersiz havalandırmaya sahip kalabalık alanlar, virüs içeren damlacıkların havada birikmesine ve insanlar arasında bulaşma olasılığının artmasına neden olur.

Kış aylarında, güneş ışığına maruz kalmanın azalması, ciltte D vitamini üretiminin azalmasına yol açar. D vitamini, bağışıklık fonksiyonunun düzenlenmesinde rol oynar ve düşük seviyeleri daha zayıf bağışıklık tepkileriyle ilişkilidir. İç mekan ısıtması, konfor için gerekli olsa da, havayı kurutur.

Kuru hava, burun ve boğazın iç yüzeyini kurutarak mukusun etkinliğini azaltabilir. Mukus normalde virüsleri yakalar ve mukosiliyer temizleme olarak bilinen bir süreçle onları solunum yollarından uzaklaştırmaya yardımcı olur. Bu sistem bozulduğunda, virüslerin hücreleri enfekte etmesi daha kolaylaşır.

Soğuk hava, astım veya alerjik rinit (yaygın olarak saman nezlesi olarak bilinir) gibi mevcut solunum yolu rahatsızlıkları olan kişiler için özellikle zorlayıcı olabilir.

Epidemiyolojik çalışmalar , soğuk koşulların bu kişilerde semptomları kötüleştirebileceğini ve fonksiyonel bozukluğu artırabileceğini göstermekte. Bu durum, solunum yolu enfeksiyonları meydana geldiğinde etkilerini yoğunlaştırabilir.

Tüm bu kanıtlar bir araya getirildiğinde, soğuk havanın ne yaptığını ve ne yapmadığını açıkça ortaya koymakta. Soğuk sıcaklıklar, özellikle kış aylarında ılıman bölgelerde grip ve koronavirüsler de dahil olmak üzere solunum yolu enfeksiyonlarının daha yüksek oranlarıyla ilişkili. Laboratuvar ve çevresel çalışmalar, virüslerin soğuk ve kuru havada daha uzun süre hayatta kaldığını ve daha kolay yayıldığını göstermekte.

Soğuğa maruz kalmak, burun ve solunum yollarındaki bağışıklık savunmasını da zayıflatabilir; bu durum, mukus hareketinin azalmasına ve burun dokularındaki antiviral aktivitenin düşmesine yol açar. Kışa özgü davranışsal ve çevresel faktörler, örneğin kapalı alanlarda kalabalıklaşma, yetersiz havalandırma ve güneş ışığının azalması, virüslerin yayılma riskini daha da artırır.

Kanıtların desteklemediği şey ise, sadece üşümenin, örneğin palto giymeden dışarı çıkmanın, doğrudan soğuk algınlığına veya gribe neden olduğu fikri. Bunun yerine, soğuk hava bir risk artırıcı görevi görür. Virüslerin hayatta kalmasına, yayılmasına ve vücudun savunmasını aşmasına yardımcı olan koşullar yaratır.

Bu ayrımı anlamanın pratik bir değeri vardır. Kış aylarında iç mekan havalandırmasını iyileştirmek ve yeterli nemi korumak, bulaşma riskini azaltabilir. Yeterli D vitamini seviyelerini korumak da dahil olmak üzere bağışıklık sağlığını desteklemek de yardımcı olabilir.

Halk sağlığı mesajları, soğuğa maruz kalmanın tek başına hastalığa neden olduğu efsanesini pekiştirmek yerine, virüslerin temas ve solunum damlacıkları yoluyla nasıl yayıldığına odaklandığında en etkili olur.

Kısacası, soğuk hava ve hastalık bağlantılıdır, ancak birçok insanın varsaydığı şekilde değil. Soğuk sıcaklıklar kendi başlarına enfeksiyonlara neden olmaz. Bunun yerine, solunum yolu virüslerinin gelişmesine olanak sağlayan biyolojik, çevresel ve sosyal koşulları şekillendirirler.

Bu karmaşıklığı anlamak, soğuk algınlığı ve grip vakalarının neden kışın zirve yaptığını açıklamaya yardımcı olur ve soğuk hava ile hastalık arasındaki basit ama yanıltıcı bir inancı ortadan kaldırırken, önleme için daha etkili stratejileri destekler.

Derleyen: Damla Şayan

Pluribus’ta Kolektif Zihin Nasıl Çalışır?

0

“Pluribus” dizisinin gizemli kolektif bilincinin nasıl işlediğini anlamaya çalışırken, kolektif zihin ağının radyo dalgalarıyla birbirine bağlanan milyonlarca insan zihninin ortak bir ağ gibi davranarak tek bir varlık hâline geldiğini inceliyoruz.

Detaylar haberimizde…

Pluribus gibi bir dizinin güzel yanı olan biteni tam olarak bilmiyor olmamız, bu yüzden tahminlerde bulunabiliyoruz. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi!

Pluribus Dizisi Neyi Anlatıyor?

Pluribus dizisini özetleyecek olursak; 600 ışık yılı uzaklıktaki bir gezegenden bir radyo sinyali geliyor ve mesajın uzaylı bir virüsün RNA kodu olduğu ortaya çıkıyor. Biri bunu sentezliyor ve neredeyse Dünya’daki herkesi enfekte ederek, ortak hedeflere, değerlere, bilgiye, her şeye sahip tek bir varlık gibi hareket etmelerine neden oluyor. Pluribus dizisinin adı, eski ABD sloganı “E pluribus unum“dan geliyor – çokluktan birlik.

Carol Sturka da dahil olmak üzere sadece 13 kişi bağışıklık kazanmış durumda. Sturka, kolektifin onu özümseme çabalarına rağmen bireyselliğini korumaya kararlı, huysuz bir aşk romanı yazarı. Kolektif zihnin nasıl çalıştığını kesin olarak bilmiyoruz, ancak enfekte olmuş kişilerin (plurbs) radyo dalgaları aracılığıyla bilinçsizce birbirleriyle iletişim kurduğu anlaşılıyor. Onlardan biriyle konuşursanız, hepsiyle konuşmuş olursunuz.

pluribus

Avantajları var. Örneğin, telefon numaralarını hatırlamanıza gerek yok. İstediğiniz numarayı arayabilirsiniz ve aynı “kişi” cevap verir. Dezavantajı ise, aslında bir kişi olmamaları.

Radyo teorisi doğruysa, bu kolektif bilinç fiziksel açıdan nasıl işleyebilir?

Radyo Dalgası Nedir ve Nasıl Üretilir?

Eskiden radyo denilen cihazlarda müzik dinlerdik. İki tür radyo istasyonu vardı: 535 ila 1.700 kilohertz (kHz) arasında yayın yapan AM radyo ve 88 ila 108 megahertz (MHz) arasında yayın yapan FM radyo.

Radyo dalgaları elektromanyetik (EM) dalgalardır. Yani, salınan elektrik ve manyetik alanlardan oluşurlar. Başka bir deyişle, görünür ışık, kızılötesi, mikrodalgalar, X ışınları vb. ile birlikte, yalnızca frekans ve dalga boyu bakımından farklılık gösteren bir ışık türüdürler. Radyo dalgaları, en düşük frekanslara ve en uzun dalga boylarına sahip EM spektrumunun bir ucunda yer alır. Bu da onları uzun mesafeli iletişim için ideal kılar.

Peki, radyo dalgası nasıl oluşturulur? EM dalgaları değişen elektrik alanları kullandığı için, bir elektrik yükünü hızlandırarak bir dalga oluşturabilirsiniz. Artık dinlemediğiniz radyo istasyonunun anten adı verilen çok büyük bir elektrik teli vardır. Elektrik akımı tel boyunca yukarı ve aşağı hareket ederek elektronları hızlandırır. İşte radyo dalganız.

Peki insan vücudu bunu yapabilir mi?

Sinir sistemlerimiz esasen elektrik devreleri, ancak “akım” elektronlardan değil, yüklü iyonlardan oluşur. Belki de uzaylı uygarlığı bunu nasıl kullanacağını çözdü.

Plurblar Ne Kadar Uzağa İletişim Kurabilir?

Eğer haklıysak, her eski insan artık esasen bir radyo vericisi ve alıcısı. Bir plurb, diğerleri tarafından algılanan, diğerleri tarafından da başkalarına iletilen ve böylece devam eden bir sinyal gönderir. Bu, bir tür merkezi olmayan ağ yapısına benziyor. Peki bir plurb ne kadar uzağa sinyal gönderebilir?

Öncelikle, iletimin toplam güç çıkışını -saniyede yayılan enerji miktarını- tahmin edelim. Bir insanın metabolik sistemi dinlenme halindeyken yaklaşık 80 watt güç üretir ve bu, nefes alma, kan pompalama, besin sindirme gibi temel işlevler için kullanılır. Bir plurb için, bunun %10’unun radyo iletimine gittiğini varsayalım, bu da 8 watt demek.

Ayrıca, plurbların “izotropik” vericiler olduğunu, yani eski RKO Radio Pictures logosunda olduğu gibi enerjiyi her yöne eşit olarak yaydıklarını varsayalım. Dışarıya doğru yayılırken, bu güç genişleyen bir küreye yayılır. Toplam güç kaynakta (P0) olduğu gibi aynı kalır, ancak alan başına güç, yani yoğunluk (I), azalır. Bu, bir sinyalin gücünün mesafeyle (r) azaldığı anlamına gelir. Bir kürenin yüzey alanını bilerek, yoğunluğu kolayca hesaplayabiliriz:

Son olarak, minimum algılama seviyesine ihtiyacımız var.

Şimdi, bu iki şeyi bir araya getirerek, maksimum iletişim menzilini hesaplayabiliriz; bu da 798 metre (yaklaşık yarım mil). Elbette, belki çok daha düşük yoğunlukları da algılayabilirler, ancak yine de 20 milden daha az bir mesafeden bahsediyor oluruz. Yörüngedeki astronotlar tamamen çaresiz kalırlar. Kamp gezileri bile riskli olabilir.

Plurb Radyo Yayınlarını Duyabiliyor Muydunuz?

Peki, etrafınızdaki herkes temelde bir radyo kulesi olsaydı, onların iletişimlerini duyabilir miydiniz? Hayır, çünkü radyo dalgalarını duymuyoruz. Unutmayın, radyo emisyonları bir tür ışık. Ancak 1900’lü yıllarda insanlar, radyo dalgalarını elektrik darbelerine dönüştüren ve ardından manyetik bir hoparlörü ileri geri titreştirerek hava basıncı dalgalanmaları yaratan radyo alıcıları icat ettiler. Bunlar ses dalgaları.

Dizinin bir noktasında, enfekte olmamış başka bir insan, kısa dalga radyoda kadranı tararken belirli bir frekansta (8613 kHz) bir aktivite fark eder. Diğer tüm frekanslar sessiz. Bu, insanlar arası iletişim için kanal olabilir mi? Radyo dalgalarını ses dalgalarına dönüştürseydik bir şey duyar mıydık?

Ne yazık ki hayır. İnsanlar sesleri yalnızca 20 Hz ile 20 kHz arasında algılayabilir ve bu kanal bu aralığın çok ötesinde. O zaman gerçek dünyadaki radyo istasyonları daha yüksek frekanslardaki radyolara nasıl müzik gönderiyor?

İki temel numara var: eski AM ve FM’imiz. AM, genlik modülasyonu anlamına gelir. Genlik, bir dalganın tepe noktasındaki yüksekliği veya yoğunluğu (veya çukur noktasındaki derinliği) demek. Buradaki fikir, insanların radyo kadranını çevirdiği bir taşıyıcı dalga frekansına sahip olmanız. Örneğin, 60’lı yılların başlarında Orta Amerika’ya rock ‘n roll’u getiren efsanevi Chicago istasyonu WLS, AM kadranında 890’daydı, yani taşıyıcı frekansı 890 kHz idi.

Ardından, taşıyıcı dalganın genliğini modüle edersiniz, böylece genlikteki değişiklikler ses sinyalini kodlar. Tek bir ton için, bu şöyle bir şeye benzeyebilir; burada mavi kıvrımlı çizgi yüksek frekanslı taşıyıcı dalgayı, kırmızı dalga ise radyonuz tarafından çözümlenen düşük frekanslı ses sinyalini temsil eder.

FM radyo için değişen şey taşıyıcı dalganın genliği değil, frekansı. Çok havalı görünmeyebilir, ancak işte mavi bir taşıyıcı dalganın ve bunun sonucunda oluşan kırmızı ses sinyalinin grafiği.

Bunlar, ses sinyallerinin radyo dalgaları üzerinden iletilmesinin iki yolu. Ancak bu yöntemlerin, ses yoluyla değil, bir tür Wi-Fi ağı gibi bir şey aracılığıyla iletişim kuran kent sakinlerinin kolektif zihnini birbirine bağlamak için işe yarayacağı pek olası görünmüyor. Ama radyo dalgaları üzerinden veri göndermenin başka bir yolu daha var: dijital değerler kullanmak.

Radyo sinyalinizin çok kısa bir zaman aralığında 0’dan 1’e ve tekrar 0’a değiştiğini hayal edin. Temelde gücü tekrar tekrar açıp kapatıyorsunuz. Bunu, genliği 1 olan ve 0’ın elbette sıfır olduğu ikili bir sayıya dönüştürebilirsiniz. Bu ikili sayılar daha sonra her türlü veriye dönüştürülebilir. Sanırım düşüncelerinizi ve duygularınızı kovanın geri kalanıyla bile paylaşabilirsiniz. İşte nasıl görüneceği:

Şimdi işin en güzel kısmına gelelim. Eğer değerlerin 0 ile 1 arasında geçiş hızı 15 kHz’den az ise, normal bir insan bunu bir tür ses sinyali olarak duyabilir. Yani belki de plurbs dijital.

Faraday Kafesi

İkinci sezonda dizinin nereye gideceğini bilmiyoruz, ama Carol, “refakatçisi” Zosia gibi bir insanı “plurb” olmaktan çıkarmanın bir yolunu arıyorsa, Faraday kafesi bir çözüm olabilir. Nedir o diye soracak olursanız? Faraday kafesi, elektromanyetik sinyallerin algılanmasını engelleyen metal bir kap.

Bilmeniz gereken birkaç şey var. İlk olarak, insanlar bu kapların elektromanyetik dalgaları engellediğini söylüyor, ancak engellemiyorlar. Yaptıkları şey, ilkini iptal eden başka bir elektromanyetik dalga üretmek. Metallerin elektrik iletkeni olduğunu hatırlayın. Bunun nedeni, belirli atomlara bağlı olmayan ve serbestçe hareket edebilen elektronlara sahip olmaları.

Bir elektromanyetik dalga bir metalle karşılaştığında, dalganın elektrik kısmı bu elektronlar üzerinde bir kuvvet uygular ve hızlanmalarına neden olur.Hızlanan yüklerin elektromanyetik dalgalar oluşturur. Bu indüklenen elektromanyetik dalgaların genliklerinin gelen dalgaların genliklerinin tersi olduğu ortaya çıkıyor, bu nedenle çoğunlukla birbirini dengeliyorlar. Bu, gürültü önleyici kulaklıklarla aynı mantığa dayanıyor aslında.

Kovan zihnini kapatmak için Faraday kafesleri inşa etmek zor olur muydu? Hayır. Basit bir tel örgü bile işe yarardı. Delikli bir Faraday kafesinin, delikler gelen dalganın dalga boyundan çok daha küçük olduğu sürece gayet iyi çalıştığı ortaya çıktı.

Derleyen: Damla Şayan

2026’da En Sevilen 7 Roblox Oyunu

Roblox, ücretsiz ve çocuk dostu oyunlarıyla tanınsa da, yetişkinler için de eğlenceli Roblox oyunları mevcut. 2026’nın en iyi Roblox oyunlarından bazılarını sizler için derledik.

Detaylar haberimizde…

Roblox’ta yetişkin oyuncular için geliştirilen oyunlar, sadece eğlence değil; strateji, sosyalleşme ve uzun soluklu oynanış arayanlara da hitap ediyor.

1.En İyi Çok Oyunculu Strateji Oyunu: ‘Kule Savunma Simülatörü’

roblox

Tower Defense Simulator, eski bir türe yeni bir bakış açısı getiriyor. Plants vs. Zombies tarzında, oyuncular bölgelerini istilacı ordularına karşı korumalı.

Ancak bu oyunda, arkadaşlarınızla takım kurabilir veya diğer oyunculara karşı yarışabilirsiniz. Düşmanlarınızı ezerken kulelerinizi yenilemek için para kazanacaksınız.

Tek oyunculu mod, sizi saatlerce meşgul edecek kadar zorlayıcı. Hayatta kalmak için hız, stratejik düşünme ve sabır gerekecek. Jenerik başlığı sizi yanıltmasın; Tower Defense Simulator, oyuncuları birbirleriyle etkileşime girmeye teşvik eden şaşırtıcı derecede derin bir oynanış sunuyor.

2.Kendi Eğlence Parkınızı Kurun: ‘Tema Parkı Tycoon 2’

Rollercoaster Tycoon oyununu hatırlıyorsanız, Theme Park Tycoon 2’de kendinizi evinizde hissedeceksiniz.

Bu eğlence parkı simülasyonunda, lunapark oyuncaklarından tuvaletlere kadar parkınızı inşa edip yönetiyorsunuz. Sınırlı kaynaklarla başlasanız da, daha fazla ziyaretçi çektikçe olanaklar ekleyebilirsiniz.

Finansal ve alan kısıtlamalarınız göz önüne alındığında, mümkün olduğunca çok misafiri ağırlamak için park düzeninizi dikkatlice planlamalısınız. Oyuncular birbirlerinin parklarını ziyaret edebilir ve hatta işbirliği yaparak yeni arkadaşlar edinebilir ve projeleri için yeni fikirler edinebilirler.

3.Roblox için En İyi Birinci Şahıs Nişancı Oyunu: ‘Phantom Forces’

Roblox’taki, küçük çocuklar için uygun olmayabilecek birkaç oyundan biri de Call of Duty serisinden esinlenilmiş bir FPS oyunu olan Phantom Forces’tur. Bu oyunların hayranıysanız hayal kırıklığına uğramayacaksınız.

Oynanış diğer tüm FPS oyunlarıyla karşılaştırılabilir, ancak bu onu daha az eğlenceli yapmaz.

Eğer atış oyunlarından hoşlanmıyorsanız, Phantom Forces size göre değil. Bununla birlikte, oyun birçok FPS oyunu gibi aşırı derecede kanlı değil. Denerseniz, muhtemelen her yaştan insanla rekabet ettiğinizi göreceksiniz.

4.Polis ve Hırsız Hikayesine Yeni Bir Bakış: ‘Hapishaneden Kaçış’

Jailbreak’te oyuncular, suç dolu bir hayat veya kanun ve düzeni koruma yemini arasında seçim yaparlar.

Suç yolunu seçerseniz, amacınız hapishaneden kaçmak ve onursuz yollarla zenginleşmektir. Eğer kolluk kuvvetleri tarafındaysanız, göreviniz mahkumları hapiste tutmak ve kaçakları yakalamak.

Basit bir kavram gibi görünse de, oyun tahmin edebileceğinizden daha derin bir yapıya sahip. Açık dünyayı keşfederken ve istediğiniz gibi suç işlerken, Jailbreak, GTA serisinin çocuk dostu bir versiyonu gibi hissettiriyor.

5.En İyi Hack-and-Slash Aksiyon RPG Oyunu: ‘Dungeon Quest’

Dungeon Quest, Diablo ve Gauntlet oyunları gibi zindan keşif oyunlarından esinlenmiş, devasa çok oyunculu çevrimiçi bir RPG.

Formül basit: Zindanları keşfedin, hazine toplayın, envanterinizi yükseltin ve her şeyi tekrar yapın. Ancak bu MMO’yu diğerlerinden ayıran şey, etkileyici grafik stili.

Dungeon Quest, geniş bir ekipman ve harita yelpazesi sunar, ancak World of Warcraft gibi oyunlar kadar yeni başlayanlar için korkutucu değil. Oyun, hem sıradan oyunculara hem de aksiyon ve strateji oyunlarına aşina olanlara hitap edecek ideal bir denge kurar.

6.En Sevimli Çevrimiçi Sanal Evcil Hayvan Oyunu: ‘Beni Sahiplen!’

Adopt Me!, sevimli hayvanları doğumlarından itibaren büyüttüğünüz, gelişimlerini izlediğiniz ve hatta mutantlar yaratmak için onları birleştirdiğiniz sosyal bir oyun. Savaş veya meydan okuma yok; evcil hayvanlarınızı giydirin, sergileyin ve arkadaşlarınızla takas edin.

Sanal evcil hayvanlar 1990’larda son derece popüler hale geldi, ancak o zamanlar hiçbir çocuk Adopt Me! kadar havalı bir şey hayal edemezdi. Oyun sürekli olarak daha fazla hayvan ve kıyafet ekliyor ve yeni içerik genellikle belirli temalara (Cadılar Bayramı, Ay Yeni Yılı vb.) odaklanıyor.

7.Arkadaşlarla Oynanabilecek En İyi Roblox Oyunu: ‘Hide and Seek Extreme’

Hide and Seek Extreme, gerçek hayatta arkadaşlarınızla saklambaç oynayamadığınızda yapabileceğiniz en iyi alternatiftir. Minyatür boyutuna küçülün ve gerçek hayattaki ortamlarda koşarak “Ebe” olan kişiden kaçın veya saklanan oyuncuları bulmaya çalışın.

Oyunun seviyeleri sıradan olduğu için “Extreme” kelimesi oyunu tanımlamak için en uygun sıfat olmayabilir. Oyunun güzel özelliklerinden biri, “Ebe” olarak belirlenen kişinin diğer oyuncuları yakalamasına yardımcı olacak özel yetenekler kullanabilmesi.

Oyunları kazandıkça, “Ebe” olduğunuzda kullanabileceğiniz yeni güçler için harcayabileceğiniz puanlar kazanacaksınız.

Derleyen: Damla Şayan

Matthew McConaughey’den Yapay Zekâ Hamlesi

0

Oscar ödüllü aktör Matthew McConaughey, sesini, görüntüsünü ve ikonik repliğini izinsiz yapay zekâ taklitlerine karşı korumak için sekiz ayrı marka başvurusu yaparak dijital kimliğini hukuki bir “kalkan” altına alıyor.

Detaylar haberimizde…

Oyuncular yıllardır, yapay zeka endüstrisinin -rızaları olsun ya da olmasın- benzerliklerini ve seslerini satmayı planladığı ve bu nedenle onları işsiz bırakma tehdidinde bulunduğu konusunda alarm zillerini çalıyorlar.

Bu endişelerden kaynaklanan 2023’teki büyük Hollywood oyuncu grevinin ötesinde, oyuncuların meseleleri kendi ellerine aldığını da gördük; örneğin Scarlett Johansson, sesini taklit ettiğini iddia ettiği bir ChatGPT güncellemesi nedeniyle OpenAI‘ye dava açmakla tehdit etti. İki seslendirme sanatçısı da, bir yapay zeka girişimini, izinleri olmadan seslerini yapay zekalarını eğitmek için kullanmakla suçlayarak dava açtı.

matthew

Geçen yıl bir yapay zeka şirketinin Tilly Norwood adında bir yapay zeka oyuncusunu tanıtmasıyla gerilim doruk noktasına ulaştı. Bu haber, hem sektör içindekiler hem de kamuoyu tarafından neredeyse evrensel bir tepkiyle karşılandı ve sektörün insan oyuncuların işlerini elinden alacağı korkusunu daha da körükledi.

Sektörün kendi benzerliğini veya sesini izinsiz olarak taklit eden yapay zeka kopyaları üretmesinin önüne geçmek için Hollywood yıldızı Matthew McConaughey zekice yeni bir savunma taktiği geliştirdi. Wall Street Journal’ın haberine göre, oyuncu ABD Patent ve Marka Ofisi’ne “bakarken, gülümserken ve konuşurken” çekilmiş video ve ses kliplerini içeren sekiz marka tescil başvurusu yaptı.

Sekiz başvurunun tamamı onaylandı ve evet, sunulan kliplerden birinde 1993 yapımı “Dazed and Confused” filminden ikonik repliği “Alright, alright, alright”ı söylediği de yer alıyordu.

McConaughey gazeteye gönderdiği bir e-postada, “Ekibim ve ben, sesim veya benzerliğim kullanıldığında bunun benim onayım ve imzam sayesinde olduğunu bilmek istiyoruz” dedi. “Yapay zekâ dünyasında, rıza ve atıfın norm olduğu, mülkiyetin etrafında net bir sınır oluşturmak istiyoruz.”

Amaç, bir şirket veya bireyin yapay zekâ yardımıyla oyuncunun benzerliğinden kâr elde etmeye çalışması durumunda dava açılmasının yolunu açmak.

“Yapay zekanın kötüye kullanımıyla ilgili ne yapılması gerektiği konusunda herkesin çabaladığı bir dünyada, artık birilerini durduracak veya federal mahkemeye götürecek bir aracımız var,” diye belirtti McConaughey’nin avukatlarından Jonathan Pollack gazeteye.

Bu hamlenin işe yarayıp yaramayacağı henüz belli değil. Örneğin, yapay zeka şirketlerine yönelik birçok telif hakkı ihlali davası şu anda mahkemelerde devam ediyor.

McConaughey’yi de temsil eden avukat Kevin Yorn, verdiği demeçte, “Mahkemenin sonunda ne diyeceğini bilmiyorum. Ama en azından bunu test etmeliyiz.” dedi.

Matthew McConaughey İle Alevlenen Telif Hakkı Tartışması

Diğer uzmanlar, OpenAI’nin Sora gibi yapay zeka tabanlı video platformları söz konusu olduğunda telif hakkı yasasının karmaşıklaştığını ekledi. Şirketin kısıtlamalarına rağmen kullanıcıların ünlü karakterlerin ve oyuncuların fotogerçekçi kliplerini oluşturmasına olanak tanıyan uygulama, geçen yıl yetenek ajansları tarafından eleştirilmişti.

Sam Altman liderliğindeki firma, o dönemde iletişim stratejisinde büyük bir hata yapmış gibi görünüyordu; başlangıçta bazı yetenek ajanslarına, temsil ettikleri oyuncuların Sora’da yer almasını istemeyeceklerini söylemiş, ancak günler sonra fikrini değiştirerek büyük bir kafa karışıklığına yol açmıştı.

Oyuncunun görüntüsünün veya sesinin ne zaman, nasıl ve hangi koşullarda kullanılabileceğini belirleyen federal kurallar hâlâ yasa koyucular tarafından tartışılıyor. Ancak Hollywood sendikaları, oyuncuların izinsiz yapay zekâ klonlarının yasa dışı olması gerektiği konusunda ısrarcı olmaya devam ediyor.

Derleyen: Damla Şayan

Metaverse’in Çöküşü: Meta’nın Büyük Bahsi Tarihe Mi Karışıyor?

Meta’nın bir zamanlar şirket kimliğini VR temelli sanal dünyalara dayandırdığı “metaverse” hayali, yaklaşık 1.500 çalışanının Reality Labs’ten çıkarılması ve birçok VR stüdyosunun kapatılmasıyla fiilen sona erdi ve şirket odağını yapay zekâ ve AR/akıllı gözlüklere kaydırıyor.

Detaylar haberimizde…

Meta’nın sanal gerçekliğe yaptığı devasa yatırım geçen hafta sona erdi; şirket, Reality Labs bölümünden yaklaşık 1.500 çalışanı işten çıkardı ve birkaç VR oyun stüdyosunu kapattı. Bu, sadece dört yıl önce tüm kimliğini bu konsepte dayandıran bir şirket için büyük bir geri dönüş.

Sektör gözlemcilerinin hatırlayacağı gibi, Facebook 2021’de kendini Meta olarak yeniden markalaştırdı ve VR cihazlarının öncülük ettiği yeni bir teknoloji çağını başlatmayı vaat etti.

Karar kısmen, Z kuşağının geleneksel sosyal medya uygulamaları yerine Fortnite ve Roblox gibi çevrimiçi oyunlarda sosyalleşmeyi tercih etmesine yönelik bir bahisti. Bu değişiklik aynı zamanda Meta’nın Facebook markası etrafındaki olumsuzluklardan uzaklaşmasına da yardımcı oldu. Yıllar boyunca marka, Cambridge Analytica gibi veri gizliliği skandalları nedeniyle zarar görmüştü; Facebook’un çocuklar ve gençler üzerindeki olumsuz etkilerinin farkında olduğunu gösteren belgeleri paylaşan Facebook ihbarcısı Frances Haugen’in raporları; Facebook’un dijital gözetimi, yanlış bilginin yayılmasındaki rolü, tekelci uygulamaları ve daha fazlası hakkında Kongre oturumları.

Meta’nın o zamanki vizyonu, metaverse’ün, kullanıcıların Meta’nın Horizon Worlds uygulaması aracılığıyla sanal bir dünyada bağlantı kurduğu ve VR gözlükleriyle oyun oynadığı bir sonraki büyük sosyal platform olacağıydı.

Ancak, metaverse, yapay zekâ lehine fiilen terk edildi.

CNBC’ye göre, kayıplar arasında Meta içinde VR oyunları geliştiren stüdyolar da yer alıyor; Armature Studio (“Resident Evil 4 VR”), Twisted Pixel (“Marvel’s Deadpool VR”) ve Sanzaru (“Asgard’s Wrath”) gibi. Bu arada, Meta’nın 2023 yılında 400 milyon dolara satın aldığı VR fitness uygulaması Supernatural, artık yeni içerik üretmeyecek ve “bakım moduna” geçecek. GeekWire’ın haberine göre, “Batman: Arkham Shadow” VR oyununun geliştiricisi Camouflaj stüdyosu da işten çıkarmalardan etkilendi.

Meta’nın VR’ı iş yerlerine getirme programı olan Workrooms’un da kapanacağını belirtti. Bu haber, Meta’nın sanal gerçeklik departmanının bütçesini %30’a varan oranda azalttığını söyleyen Aralık ayındaki bir Bloomberg raporunu takip ediyor. Aynı dönemde Meta, Quest markalı VR kulaklıklarında çalışan Meta Horizon işletim sistemini diğer üçüncü taraf kulaklık üreticileriyle paylaşma programını da durdurduğunu açıkladı.

Meta’nın yeniden markalaşması haberinin aksine, şirketin metaverse çalışmalarının önceliklendirilmesi sürpriz olmamalı; bu bölüm aşırı oranda para kaybediyordu, yatırımcıları endişelendiriyordu ve hiç kar elde edememişti.

Toplamda şirket, Reality Labs’e yaklaşık 73 milyar dolar aktarmıştı. Bunu bağlam içine koymak gerekirse, Bu tür bir harcamaya denk gelmek için 200 yıl boyunca günde 1 milyon dolar harcamak gerekiyor.

Yatırımcılar ve analistler tarafından aşırı derecede abartılmasının yanı sıra, metaverse’ün ilk sürümleri de kötü ürünlerdi. Meta CEO’su Mark Zuckerberg’in bir metaverse özçekimi o kadar kötüydü ki viral bir ‘meme’ haline geldi. Kısacası, Meta geleceği çok fazla vaat ederken ürünü henüz beklentilerin altında kaldı. Bu, erken aşama teknoloji ürünlerinin tüketicilere gönderilerek geri bildirim alınması ve bu geri bildirimlerin iyileştirme için kullanılması umuduyla geliştirilen “açık kaynaklı geliştirme” modelinin bir başarısızlığıydı.

metaverse

Bu model, müşteriler bir teknolojiye aktif olarak ilgi duyduğunda işe yarar. Ancak metaverse örneğinde, tüketici talebi yalnızca orta düzeydeydi. Meta, Oculus kulaklıklarıyla VR pazarının büyük bir bölümünü hızla ele geçirse de, kulaklık satışlarında düşüş yaşandı. Geçtiğimiz baharda Counterpoint Research, küresel VR kulaklık sevkiyatlarının 2024 yılında bir önceki yıla göre %12 azaldığını ve bunun üst üste üçüncü düşüş yılı olduğunu belirtti. Meta, 2024 kulaklık sevkiyatlarının %77’sini oluşturmuştu.

Meta, Uygulama Mağazası Modeline Yatırım Yapıyor

Zuckerberg, Apple ve Google’ın uygulama mağazaları aracılığıyla Meta’nın gelirine erişme yeteneğini aşmanın bir yolunu arıyordu.

Zuckerberg, şirketin Facebook Connect 2021 etkinliğindeki açılış konuşmasında, Apple-Google ikili tekelini kastederek, “Bu dönem… alçakgönüllülük gerektiren bir dönem oldu, çünkü ne kadar büyük bir şirket olsak da, diğer platformlar için geliştirme yapmanın nasıl bir şey olduğunu da öğrendik. Ve onların kuralları altında yaşamak, teknoloji endüstrisine bakış açımı derinden şekillendirdi. Seçenek eksikliğinin ve yüksek ücretlerin inovasyonu engellediğine, insanların yeni şeyler inşa etmesini durdurduğuna ve tüm internet ekonomisini geride tuttuğuna inanmaya başladım.” dedi.

Metaverse’ün önümüzdeki on yılda bir milyar insana ulaşabileceğini ve “yüz milyarlarca” dolarlık dijital ticarete ev sahipliği yapabileceğini öne sürdü. McKinsey & Co. ve yatırım bankası Citi gibi analistler, metaverse’ün 2030 yılına kadar trilyonlarca dolarlık bir platform haline geleceğine dair kendi iddialı tahminleriyle bu tartışmalı öngörüyü desteklediler.

Meta’nın Kullanıcı Tabanının Çok Küçük Bir Yüzdesi VR Kullanıyordu

Metaverse için geliştirilen uygulamalar, en azından Meta’nın büyüklüğündeki bir şirket için, büyük sayılarda benimsenmiyordu.

Meta’nın kendi VR uygulama mağazasına dışarıdan bir bakış açısı olmasa da, benimsenme oranının bir göstergesi olarak Meta’nın iOS ve Android muadillerine bakabilirsiniz. Uygulama istihbaratı sağlayıcısı Apptopia’nın modelleme tahminlerine göre, Meta Horizon uygulaması Mayıs 2018’den bu yana küresel olarak 60,4 milyon, ABD’de ise 39,8 milyon kez indirildi.

Apptopia, ABD’deki günlük aktif kullanıcı başına ortalama oturum sayısına ilişkin rakamlara sahip; bu rakam Ocak 2023’te 3,49’dan Ocak 2026’da 4,93’e yükseldi. Bu, uygulama için hala yüksek bir rakam olsa da, Meta için yeterli olmayabilir.

Karşılaştırma yapmak gerekirse, sanal gerçeklik dışında Meta’nın Facebook, Instagram, WhatsApp ve Messenger gibi sosyal uygulamalarında günlük 3,5 milyardan fazla aktif kullanıcısı bulunuyor.

Elbette, tüm bunlar başarılı olsaydı, Meta, VR oyunlarının üzerine kurulu yeni bir sosyal imparatorluk yaratacaktı – tıpkı Facebook’un sosyal ağ olarak ilk günlerinde, Farmville ve Words with Friends gibi oyunları olan Zynga gibi ortakların Facebook için çift haneli gelir akışları sağladığı gibi.

Ancak bu sefer Zuckerberg, geliştirici gelirlerinden yararlanma arzusunu çok erken bir şekilde dile getirdi. Meta, Apple veya Google’ın standart %30’luk ücretlerinin veya diğer oyun platformlarının ücretlerinin altında bir ücret vaat etseydi, geliştiricileri VR için oyun geliştirmeye çekme şansı daha yüksek olabilirdi. Bunun yerine Meta tam tersini yaptı: daha fazla ücret aldı.

Sanal gerçeklik, yatırım yapmaya değer büyük bir platform haline gelmeden önce bile Meta, Horizon Worlds içindeki dijital varlık satışlarından %47,5 gibi devasa bir pay almayı planladığını duyurdu; bu payın %30’u donanım platformu ücreti, %17,5’i ise Horizon Worlds’ün kendisi için alınan bir ücretten oluşuyordu. Yaratıcılar, tahmin edilebileceği gibi, bundan memnun kalmadılar.

Metaverse Sanal Dünyasında Yaşanan Saldırılar ve Tacizler Manşetlere Taşındı

Daha da kötüsü, Meta, kullanıcı güvenliğini en öncelikli konu olarak ele almadan metaverse’ü inşa ediyordu. Sosyal ağını hızla büyütme çabalarında olduğu gibi, şirket güvenlik özelliklerinde de proaktif olmaktan ziyade reaktif bir yaklaşım sergiledi. Örneğin, şirket, avatarlar arasına bir tampon bölge koyan “Kişisel Sınır” özelliğini, kullanıcıların metaverse’de cinsel tacize maruz kaldığına dair raporlardan sonra ancak kullanıma sundu. Bazı durumlarda, kullanıcılar Meta’nın Horizon Worlds’ünde sanal tecavüz ve toplu tecavüz olaylarına bile karışmıştı. Meta daha sonra, Kişisel Sınır özelliğini yalnızca kullanıcı metaverse’de “arkadaş olmayan” kişilerle etkileşimde bulunduğunda varsayılan olarak “açık” olacak şekilde ayarlayarak ve kullanıcıların tamamen kapatmasına izin vererek güvenlik özelliğini biraz geri çekti.

Mayıs 2022’de TechCrunch, bir Meta temsilcisinden Horizon Worlds için destek önlemlerini detaylandırmasını istedi. Şirket, engelleme ve raporlama özellikleri, kullanıcıların diğerlerini anında engellemesi ve susturması için bir “güvenli bölge” düğmesi ve kullanıcı geri bildirimlerine yanıt olarak oluşturulan, rahatsız edici kişileri mekanlardan geçici olarak uzaklaştırma özelliği de dahil olmak üzere çeşitli araçlar tanımladı. Meta, bu araçları özetlemesine rağmen, bireysel kötü niyetli kişilerin davranışlarına karşı ne tür önlemler alacağına dair açıklama yapmaktan kaçındı.

O dönemde kullanıcılar, metaverse’de tacize maruz kalanların genellikle bariz bir hareketle tepki verdiklerini söylemişti: tacizi kaydetmek yerine, kulaklıklarını çıkarıp VR’dan uzaklaşıyorlardı. Ancak geri döndüklerinde, tacizcileri hala son karşılaşmalar listelerinde görünüyordu ve video ve ses kaydı eklenmiş taciz raporunu göndermek için çok geç oluyordu.

Bu tür senaryolar baştan beri düşünülmemiş gibi görünüyordu ve tacizin ne anlama geldiğine dair ayrıntılı politikalar mevcut değildi. Daha sonra bir metaverse davranış kuralları yayınlandığında bile, Meta’nın “kullanıcılara karşı harekete geçeceği” dışında herhangi bir sonuç detaylandırılmamıştı.

Artırılmış Gerçeklik, Karma Gerçeklik ve Yapay Zeka Daha Popüler

Metaverse’ün sonunu getiren bir diğer darbe ise, son aylarda tüketici ilgisinin arttığı Meta’nın Ray-Ban AR gözlüklerinin başarısı oldu. Eller serbest kayıt yapabilme, müzik akışı sağlayabilme ve Meta yapay zekasıyla sohbet edebilme gibi özellikleriyle gözlükler, 2024 yılında bazı perakende mağazalarında geleneksel Ray-Ban’lerden daha fazla satmaya başladı. Bloomberg’in bu hafta bildirdiğine göre şirket, tüketici talebini karşılamak için gözlük üretimini ikiye katlamayı düşünüyor.

Yapay zekâya odaklanan şirket, geçtiğimiz yıl Ray-Ban Display’i piyasaya sürdü; bu ürün, sağ lensinde uygulamalar, uyarılar ve yol tarifleri için bir ekran da içeren benzer akıllı gözlükler. Şirket, “benzeri görülmemiş talep” gerekçesiyle bu ürün için uluslararası planlarını durdurdu.

OpenAI, Amazon ve çeşitli girişimler de dahil olmak üzere diğer şirketler, donanım yapay zekâ cihazlarını bir sonraki potansiyel bilgi işlem platformu olarak görürken, sanal gerçeklik, gerçekleşmeyen bir web vizyonunun daha da eski bir kalıntısı gibi görünüyor.

Bu faktörler ve özellikle yapay zekânın olası bir uygulama platformu olarak benimsenmesi, Meta’nın sanal gerçekliğe harcama yapmaya devam etmesini zorlaştırıyor. Bunun yerine Meta, Ray-Ban ve yapay zekâ gözlükleri, yapay zekâ uygulamalarının büyümesi ve büyük dil modelleri gibi potansiyel taşıyan ürünlere odaklanacak.

Derleyen: Damla Şayan

Spotify’da Milyonlar Dinliyor: Sienna Rose Gerçek mi, Yapay Zekâ mı?

Spotify’da milyonlarca kez dinlenen Sienna Rose’un kimliği hâlâ belirsizliğini koruyor. Henüz hiçbir konser vermeyen ve resmi bir çevrimiçi varlığı bulunmayan Rose’un gerçek bir sanatçı mı yoksa yapay zekâ ürünü mü olduğu tartışma konusu.

Detaylar haberimizde…
Spotify’da milyonların dinlediği Sienna Rose gizemini koruyor.

Milyonlar Dinliyor – Peki, Kim Bu Sienna Rose?

Sienna Rose, son dönemin en tartışmalı müzik figürlerinden biri hâline geldi. Spotify’ın Viral Top 50 listesinde üç şarkısı yer alıyor. En popüler parçası Into the Blue, beş milyondan fazla kez dinlendi ve bu sayının her geçen gün arttığı belirtiliyor.

Eğer bu yükselişini sürdürürse, Rose 2026’nın en çok konuşulan yeni sanatçılarından biri olabilir. Ancak tüm işaretler onun gerçek bir insan olmadığını gösteriyor. Müzik dünyasında, son yıllarda yapay zekâ ile üretilmiş sanatçıların ortaya çıkması, sektörde büyük bir tartışmayı da beraberinde getiriyor.

AI Sanatçılar Müzik Listelerini Sarsıyor

Streaming platformu Tidal’da da Sienna Rose, geçen yıl yayımlanmış folk ve ambient türündeki albümleriyle yer alıyor. Albüm kapaklarında ise farklı şarkıcıların fotoğrafları kullanılmış.

AI müzik, mevcut müzikler üzerinde eğitilmiş üretici modellerle oluşturuluyor. Bu teknoloji sayesinde şarkılar analiz ediliyor, bazı parçalar düzenlenebiliyor veya keşfi kolaylaştıracak şekilde optimize edilebiliyor. Streaming platformu Deezer, AI müzikleri tespit edebilen özel araçlar geliştirdiğini açıkladı. BBC’ye konuşan yetkililer, Rose’un albümlerinin ve şarkılarının bir kısmının “bilgisayar üretimi” olarak işaretlendiğini söyledi.

Sienna Rose’un sosyal medyada hiçbir varlığı yok. Konser vermedi, videolar yayınlamadı ve kısa sürede inanılmaz sayıda şarkı yayımladı. 28 Eylül ile 5 Aralık tarihleri arasında en az 45 şarkı yükledi. Karşılaştırma yapmak gerekirse, yaratıcı dehasıyla bilinen Prince bile bu kadar kısa sürede bu kadar çok parçayı yayınlayamazdı.

Bu durum, AI ile üretilmiş müziklerin piyasaya hızla sızabildiğini ve geleneksel müzik üretim süreçlerini zorlama potansiyelini gösteriyor. Türkiye’de de bazı kullanıcılar, son dönemde Spotify ve YouTube gibi platformlarda “çok hızlı çıkan yeni şarkılar” konusunda şaşkınlık yaşıyor.

Görseller ve Müzik Üzerinde İpuçları

Sienna Rose’un Instagram hesabı şu an devre dışı olsa da daha önce paylaşılan fotoğraflar tek tip, yapay ışıklandırmaya sahip portrelerden oluşuyordu. Bu, AI görüntü üreticilerine özgü bir özellik olarak biliniyor.

Müziğine gelince, Into the Blue ve Breathe Again parçaları, Norah Jones veya Alicia Keys gibi jazz temelli vokallerle dolu. Dinleyiciye sıcak, akıcı ve pürüzsüz bir deneyim sunuyor. Ancak bazı dinleyiciler, şarkılarda “AI artefaktları” (yapay zekâ tarafından üretilen müziklerde ortaya çıkan doğal olmayan sesler, tıslamalar ve ritmik tutarsızlıklar) fark ettiklerini belirtiyor.

Örneğin Under the Rain ve Breathe Again parçalarında sürekli duyulan hafif tıslamalar, AI müzik üretiminde kullanılan yazılımların başlangıçta beyaz gürültüden müziğe geçerken ortaya çıkardığı hatalar olarak belirtiliyor. Deezer yetkilileri, bu hataların matematiksel yöntemlerle tespit edilebildiğini ve hangi yazılımın kullanıldığını belirlemenin mümkün olduğunu söylüyor.

Dinleyici Tepkileri ve Sosyal Medya

TikTok müzik eleştirmeni Elosi57, Rose şarkılarını dinledikten sonra, “Bir şeyler tuhaf ve gerçek dışıydı, AI olduğunu fark ettim” dedi. X (eski Twitter) kullanıcıları da benzer şekilde, şarkıları başta beğenseler de “sahte bir ruh” taşıdığını fark etmiş.

Selena Gomez gibi isimler de Rose’un şarkılarına ilgi göstermişti. Gomez, Where Your Warmth Begins şarkısını Golden Globes Instagram paylaşımında kullanmıştı. Ancak Rose’un kimliği sorgulanınca şarkı kaldırıldı. Bu olay, AI müziklerin uluslararası ünlü sanatçılar tarafından fark edilmesine ve tartışmaların yayılmasına yol açtı.

Müzik Endüstrisi ve Yapay Zekâ Tartışmaları

AI şarkıcılar, gerçek müzisyenlerle rekabet edecek seviyeye ulaşmış durumda. İsveç’te geçtiğimiz hafta, şarkıcısı olmayan bir şarkı, sanatçının var olmadığı ortaya çıkınca listelerden çıkarıldı.

Müzik endüstrisi içindeki bazı teknoloji şirketleri ve müzik iş dünyası profesyonelleri, AI müzik üretiminin cazibesine dikkat çekiyor. Sienna Rose gibi bir AI sanatçıyı piyasaya sürmenin maliyeti neredeyse sıfır. Ancak Rose’un müziği, haftalık yaklaşık 2 bin sterlin telif geliri sağlıyor.

K-Pop endüstrisinde bir idolün yıllık maliyeti ortalama 1 milyon dolar iken, AI müzik üretimi çok daha ekonomik. Bu durum, AI müzik projelerinin cazibesini artırıyor.

AI Müzik ve Telif Hakları

Sienna Rose’un şarkılarından bazıları, ABD merkezli Broke Records etiketiyle anılıyor. Ancak şirketin web sitesinde Rose listelenmiyor. Broke, daha önce viral AI sanatçılarını chart yıldızı yapmakta deneyimli bir şirket.

Geçen yıl, İngiltere’de Jorja Smith’in sesinin klonlandığı bir şarkı yayınlanmış ve telif hakları ihlali gerekçesiyle kaldırılmıştı. İnsan vokalleriyle yeniden kaydedilen şarkı, kısa sürede İngiltere Top 10’a girmişti.

Deezer verilerine göre, her gün platforma yüklenen yaklaşık 50 bin şarkının %34’ü AI tarafından üretiliyor. 18 ay önce bu oran sadece %5–6’ydı. Bandcamp gibi bazı müzik platformları ise AI müzikleri tamamen yasakladı.

Sanatçılar ve AI’ye Karşı Tepkiler

Paul McCartney, Kate Bush, Damon Albarn ve Annie Lennox gibi isimler, AI müziğe karşı protestolar düzenledi. AI yazılımlarının telifli eserleri izinsiz kullanarak müzik üretmesi, müzik endüstrisi için ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Pop yıldızı Raye, AI müzik karşısında hayranların her zaman gerçek müziği tercih edeceğini söylüyor:
“Hayranlar, algoritmalarla üretilmiş müzik yerine gerçek müziği seçer. Amacım en iyi yazar olmak değil; hikayemi anlatmak ve duygularımı ifade etmek.”

Kojey Radical ise AI’den korkmadığını, gerçek müzik üretmeye devam edeceğini belirtiyor: “Robotlardan korkmuyorum. Onlarla yarışırım.”

Gelecek Ne Gösteriyor?

Sienna Rose, modern müzik dünyasında AI müziklerin yarattığı tartışmanın simgesi hâline geldi. Gerçek bir kişi olup olmadığı hâlâ bilinmiyor; ancak müzik endüstrisi için AI üretiminin hızı ve potansiyeli, sektörde köklü değişimlerin habercisi. Türkiye’de ve dünyada müzikseverler, gerçek ve yapay müzik arasındaki farkı ayırt etmeye çalışırken, AI sanatçılar giderek hayatımıza giriyor. Bu tartışma, müzik dünyasında önümüzdeki yıllarda daha da büyüyecek gibi görünüyor.

Şüpheli Şifre Sıfırlama E-postalarına Dikkat!

Instagram’da milyonlarca kullanıcıyı etkileyen olası bir veri sızıntısı gündemde. Dark web’te satışa çıkarıldığı iddia edilen kişisel bilgiler, son günlerde gönderilen şüpheli şifre sıfırlama e-postalarıyla gündeme geldi.

Detaylar haberimizde…
Şüpheli Şifre Sıfırlama E-postalarına Dikkat.

Şüpheli E-postaların Ardındaki Gerçek

Kaynaklarda yer alan haberlere göre, son günlerde çok sayıda kullanıcı Instagram’dan beklenmedik şifre sıfırlama e-postaları aldığını bildiriyor. İlk bakışta sıradan görünen bu bildirimlerin arkasında ise oldukça rahatsız edici bir neden yatıyor olabilir. Siber güvenlik şirketi Malwarebytes’in yaptığı incelemeye göre, yaklaşık 17,5 milyon Instagram kullanıcısına ait kişisel veriler karanlık internet pazarlarında satışa çıkarılmış durumda.

Cybercriminals stole the sensitive information of 17.5 million Instagram accounts, including usernames, physical addresses, phone numbers, email addresses, and more. This data is available for sale on the dark web and can be abused by cybercriminals.

Malwarebytes (@malwarebytes.com) 2026-01-09T16:34:03.434328959Z

Reddit gibi sosyal platformlarda açılan tartışma başlıkları, bu durumdan etkilenen kullanıcı sayısının azımsanmayacak kadar fazla olduğunu gösteriyor. Uzmanlara göre bu durum, hesaplara yönelik organize bir veri toplama girişiminin sonucu olabilir.

Reddit, r/Instagram, 2025

Hangi Bilgiler Tehlikede?

Söz konusu veri paketlerinde yalnızca e-posta adresleri yer almıyor. Yapılan açıklamalara göre sızdırılan bilgiler arasında şunlar bulunuyor:

  • Kullanıcıların e-posta adresleri
  • Telefon numaraları
  • Fiziksel adres bilgileri
  • Hesaplarla ilişkilendirilmiş çeşitli kişisel veriler

Bu tür bilgilerin kötü niyetli kişilerin eline geçmesi, kimlik avı saldırılarından dolandırıcılık girişimlerine kadar pek çok riski beraberinde getiriyor. Özellikle Türkiye’de son yıllarda artan sosyal medya dolandırıcılıkları düşünüldüğünde, bu durum ciddi bir güvenlik tehdidi anlamına geliyor.

2024’teki API Açığı Şüphe Uyandırıyor

Malwarebytes uzmanları, bu veri sızıntısının 2024 yılında Instagram’ın uygulama programlama arayüzünde (API) yaşanan bir güvenlik açığıyla bağlantılı olabileceğini düşünüyor. İddiaya göre saldırganlar bu açık sayesinde milyonlarca kullanıcının bilgilerini sistemden çekmeyi başardı.

Şu ana kadar Instagram cephesinden konuyla ilgili resmi bir açıklama yapılmaması ise kullanıcılar arasındaki endişeyi artırmış durumda. Ancak şirket yetkilileri daha sonra yaptıkları kısa açıklamada, sistemlerinde gerçek bir ihlal olmadığını savundu.

Instagram’dan Resmî Açıklama

Gelişmeler üzerine Instagram sözcüsü, medya kuruluşlarına şu açıklamayı yaptı:

Bazı kullanıcılar için şifre sıfırlama e-postası gönderilmesine izin veren bir sorunu giderdik. Sistemlerimizde herhangi bir ihlal olmadığını ve kullanıcı hesaplarının güvende olduğunu belirtmek isteriz. Kullanıcılar bu e-postaları dikkate almayabilir. Oluşan karışıklık için özür dileriz.”

Ancak siber güvenlik uzmanları, şirketin bu açıklamasına rağmen kullanıcıların temkinli davranması gerektiğini vurguluyor.

Şüpheli E-Posta Alanlar Ne Yapmalı?

Uzmanlar, şüpheli şifre sıfırlama e-postaları alan kullanıcıların aşağıdaki önlemleri vakit kaybetmeden uygulamasını öneriyor:

  • Şifrenizi hemen değiştirin: Özellikle başka platformlarda da kullandığınız ortak şifrelerden kaçının.
  • İki faktörlü kimlik doğrulamayı aktif hale getirin: SMS ya da doğrulama uygulaması kullanmak hesabınızı büyük ölçüde korur.
  • Şüpheli bağlantılara tıklamayın: E-posta yoluyla gelen hiçbir şifre sıfırlama linkine emin olmadan giriş yapmayın.
  • Hesap hareketlerini kontrol edin: Profilinizde tanımadığınız girişler olup olmadığını düzenli olarak inceleyin.
  • Gereksiz kişisel bilgileri kaldırın: Profilinizde adres veya telefon numarası gibi verileri paylaşmaktan kaçının.

Bazı uzmanlar daha radikal bir öneri olarak, uzun süredir kullanılmayan sosyal medya hesaplarının tamamen kapatılmasını da tavsiye ediyor.

Instagram

Dijital Güvenlik Artık Daha Önemli

Bu olay, sosyal medya hesaplarının yalnızca eğlence aracı olmadığını, aynı zamanda hassas kişisel veriler barındırdığını bir kez daha gözler önüne serdi. Türkiye’de internet kullanıcılarının büyük bölümü sosyal medya platformlarını aktif olarak kullanıyor. Bu nedenle dijital güvenlik alışkanlıklarının güçlendirilmesi her zamankinden daha kritik hale gelmiş durumda.

Her ne kadar Instagram sistemlerinde doğrudan bir ihlal olmadığını öne sürse de milyonlarca kişiye ulaşan şüpheli e-postalar kullanıcıların dikkatli olması gerektiğini açıkça gösteriyor. Uzmanlar, önümüzdeki günlerde benzer dolandırıcılık girişimlerinin artabileceği konusunda uyarıyor.

Kripto Suçluları, Genellikle Eski Yöntemleri Kullanarak İnsanlardan 700 Milyon Doları Nasıl Çaldı?

Kripto para kullanımının hızla yaygınlaşmasıyla birlikte, bireysel yatırımcıları hedef alan dolandırıcılık, hack ve gasp vakalarında dünya genelinde endişe verici bir artış yaşanıyor.

Detaylar haberimizde…

Kripto Para Suçlarında Patlama

Ağustos 2024’te Finansal Davranış Otoritesi (FCA) için yapılan bir anket, İngiliz yetişkinlerinin yaklaşık %12’sinin kripto varlıklara sahip olduğunu, yani yaklaşık yedi milyon kişiye denk geldiğini gösterdi.

Küresel olarak, şu anda 560 milyon kişinin kripto sahibi olduğu tahmin ediliyor. Ancak sahiplik arttıkça hırsızlık da arttı. Pandemi, kripto paraların değerinde bir artışa ve bununla birlikte sektöre yönelik saldırılarda bir patlamaya yol açtı.

Ve 2025, blockchain analiz firması Chainalysis’in araştırmacılarına göre, toplam hırsızlıkların 3,4 milyar doların üzerinde olduğu kripto suçluları için bir başka rekor yıl oldu. Yıllık rakam 2020’den beri aynı seviyelerde kaldı.

kripto

Paranın büyük bir kısmı, kripto şirketlerine yönelik devasa siber saldırılarda çalınıyor. Örneğin, Kuzey Koreli bilgisayar korsanları Şubat 2025’te kripto borsası Bybit’ten 1,5 milyar dolar çaldı.

Bu vakadaki ve diğer vakaların büyük çoğunluğundaki kayıplar, büyük sermayeli kripto şirketleri tarafından karşılanıyor ve bireyler üzerinde çok az etkisi oluyor. Ancak 2025 yılı, bireysel kripto yatırımcılarına yönelik saldırıların sayısında da bir artışa tanık oldu.

Chainalysis araştırmasına göre, bu bireysel saldırılar 2022’deki 40.000’den geçen yıl 80.000’e yükseldi.

Bireylerin hacklenmesi, dolandırılması veya zorlanması, çalınan tüm kripto değerinin tahmini %20’sini oluşturuyor – tahmini 713 milyon dolar.

Ancak şirket, tüm mağdurların hırsızlıkları kamuoyuna bildirmeyi tercih etmeyeceği için bu sayının çok daha yüksek olabileceğini ekliyor. Bu durumda, yalnız kalabilirsiniz.

Geleneksel finansta yaşanan birçok hırsızlık veya dolandırıcılık vakası bankalar veya kart şirketleri tarafından karşılanmakta. İngiltere’de, finansal ombudsmanlık hizmetine şikayette bulunabilir ve finansal hizmetler tazminat planı aracılığıyla tazminat alabilirsiniz.

FCA, “Kripto para birimleri İngiltere’de büyük ölçüde düzenlenmemiş ve yüksek riskli olmaya devam ediyor. Bir şeyler ters giderse, korunmanız pek olası değil, bu nedenle tüm paranızı kaybetmeye hazır olmalısınız.” diyor.

Bunun çarpıcı bir hatırlatıcısı, internette “Binance hesabı hacklendi” diye arama yaptığınızda ortaya çıkıyor – Binance, bildirilen 1,4 milyon İngiliz kullanıcısıyla dünyanın en büyük kripto para borsası – ancak web sitesindeki hırsızlık mağdurlarına tavsiye sunan sayfa İngiltere’de engellendi.

Şirket, FCA tarafından faaliyet gösterme yetkisine sahip olmadığı için 2023’ten beri yeni İngiliz müşteri kabul etmiyor. Ancak suçlular mağdurların nerede olduğunu umursamıyor ve insanlar dünyanın her yerinde ayrım gözetmeksizin hedef alınıyor.

Chainalysis, bireylere yönelik bu saldırıları “kripto suçunun az belgelenmiş sınırı” olarak tanımladı.

Suçların sayısını, kripto paraların değerinin artmasıyla birlikte yatırımcı olarak kripto dünyasına giren insan sayısına bağlıyorlar ve büyük hizmetlerdeki gelişmiş güvenlik uygulamalarının “saldırganları daha kolay hedef olarak algılanan bireylere yönlendirmiş olabileceğini” savunuyorlar.

Ayrıca, ne kadar çok kripto paranız varsa ve bunu ne kadar çok kamuoyuna açıklarsanız, hedef alınma olasılığınız o kadar artar; küçük miktarda kripto para tutanlar etkilenme olasılığı çok daha düşük.

Hırsızlıklar, Gasp ve ‘Kapı Açma Saldırıları’

Hırsızlara gelince, her yerde olabilirler.

Ekim ayında, kripto analiz şirketi Elliptic’ten blockchain araştırmacıları, Kuzey Kore devlet destekli bilgisayar korsanlarının giderek daha fazla varlıklı kripto para sahiplerini hedef aldığını uyardı. Diğer ülkelerden de çok sayıda genç dolandırıcı ve bilgisayar korsanı var.

Aralık ayında ABD’de, 22 yaşındaki Evan Tangeman, Ekim 2023 ile Mayıs 2025 arasında 260 milyon dolardan fazla para çaldığı iddia edilen ve kendilerine Sosyal Mühendislik Girişimi adını veren bir kripto hırsızları grubunun üyesi olmaktan suçunu kabul etti.

Savcılar, hacklenmiş veritabanlarını kullanarak kripto para zenginlerini hedef aldıklarını, kurbanları kripto para borsaları olduklarını düşünmeye kandırdıklarını ve para transferi yapmaya ikna ettiklerini iddia ediyor.

Çoğunluğu ABD’de bulunan genç erkeklerden oluşan çetenin üyelerinin, çalıntı paraları özel jetlere, pahalı arabalara ve gece kulüplerinde dağıttıkları lüks el çantalarına harcadıkları söyleniyor.

Savcılar, bazı durumlarda çetenin kripto para birimlerinin anahtarlarını içeren donanımları çalmak için evlere baskın düzenlediğini söylüyor.

Ev hırsızlığı ve gasp o kadar yaygınlaştı ki, kripto topluluğunda artık bunlara “anahtar saldırıları” deniyor; çünkü suçluların kurbanları anahtarlarla tehdit ettiği biliniyor.

Geçtiğimiz Nisan ayında, İspanya’daki kripto suçluları bir erkek ve bir kadını kripto paralarını vermeye zorlamaya çalıştı.

İspanyol polisi, adamın bacağından vurulduğunu ve suçlular kripto cüzdanlarına erişmeye çalışırken kendisinin ve partnerinin birkaç saat boyunca rehin tutulduğunu söyledi. Sonunda kadın serbest bırakıldı, ancak partneri kayıp kaldı ve cesedi daha sonra ormanlık alanda bulundu.

Olayla bağlantılı olarak İspanya’da beş kişi tutuklanırken, Danimarka’da dört kişi daha suçlandı.

Fransa’da da benzer birçok olay yaşandı; bunlardan birinde bir kaçırma girişimi video kaydına alındı.

2025 yılının başlarında yaşanan bir başka olayda ise, kripto para güvenlik şirketi Ledger’ın kurucu ortağı David Balland ve eşi, Fransa’nın merkezindeki evlerinden kaçırıldı.

Günler sonra polis onları kurtardı, ancak Balland’ın parmağı gasp girişimi sırasında kesildi.

Ardından, geçen ay, İngiltere polisi, maskeli adamların Oxford ve Londra arasında seyahat eden bir aracı durdurup yolculardan birini 1,5 milyon sterlin değerinde kripto para transfer etmeye zorlamasının ardından altı kişiyi tutukladı.

Blockchain istihbarat firması TRM Labs’ın İngiltere Kamu Sektörü İlişkileri Direktörü Phil Ariss, daha önce, hedeflerine ulaşmak için şiddet kullanmaktan zaten rahat olan suç gruplarının her zaman kriptoya yönelme olasılığının yüksek olduğunu söylemişti.

“Çalınan varlıkları aklamak veya nakde çevirmek için geçerli bir yol olduğu sürece, hedefin yüksek değerli bir saat mi yoksa bir kripto cüzdanı mı olduğu suçlu için pek bir fark yaratmaz.

“Kripto para artık ana akımda yer alıyor ve sonuç olarak, fiziksel tehdit ve soygun hakkındaki geleneksel anlayışımızın buna göre gelişmesi gerekiyor.”

“Anahtar kelime saldırılarının” ne kadar yaygın olduğunu tam olarak belirlemek zor, çünkü kamuoyuna açıklanan vaka sayısı az. Ancak bu tür hırsızlıkların, giderek büyüyen kişisel kripto para hırsızlığı sorununun küçük bir parçası olduğu görülüyor.

Ve birçok suçlu, şirketlere yönelik büyük siber saldırılarda çalınan verilerin bolluğu sayesinde kolaylaşan, denenmiş ve güvenilir hackleme veya dolandırıcılık tekniklerine başvuruyor.

Bitcoin Milyonerlerinin Sayısı Giderek Artıyor

Kripto para güvenliği firması Haven’ın kurucusu Matthew Jones, “Bitcoin milyonerlerinin sayısı giderek artarken veri yaygın bir sorun haline geldi ve hedef listesini sürekli zenginleştiren çalınmış veritabanları mevcut” diyor.

BBC’nin görüştüğü bir hacker’a göre, Gucci ve Balenciaga gibi lüks markaların ana şirketi Kering’deki veri ihlali bunun bir örneği.

Veritabanları, milyonlarca müşteri adı ve iletişim bilgisinin yanı sıra, insanların mağazalarda ne kadar para harcadığını da gösteriyor.

BBC’nin görüştüğü hacker, en çok harcama yapanları hedeflemek için bu elektronik tabloları 300.000 dolara (224.000 sterlin) satın aldığını söylüyor.

Bu bilgileri, çalınmış başka bir veritabanından elde ettiği bilgilerle birlikte kullanarak, birden fazla Coinbase kullanıcısını en az 1,5 milyon dolar kripto paradan dolandırdığını iddia ediyor.

Suçlu, çalınan verilere sahip olduğunu doğruladı ve BBC’ye, bir mağdurdan geldiğini söylediği 700.000 dolar değerinde Bitcoin’e sahip olduğunu kanıtladı.

“Ele geçirilmiş veritabanlarını satın alıyorum ve zengin insanları, güncel telefon numaralarını ve e-postaları kontrol etmek için diğerleriyle karşılaştırıyorum. Listeyi hala takip ediyorum ve paramı çok hızlı bir şekilde üç katına çıkardım.” diye iddia etti.

Hacker, ABD’de bir üniversitede öğrenci olduğu gerçeği dışında kendisi hakkında herhangi bir ayrıntı vermedi.

Kendisini bir hacker mı yoksa dolandırıcı mı olarak gördüğü sorulduğunda, “İkisi de değil, sadece para kazanmakla ilgileniyorum,” dedi.

Kering bu konuda yorum talebine yanıt vermedi, ancak daha önce BBC’ye, veri ihlalinden sonra BT sistemlerinin güvence altına alındığını ve saldırıda hiçbir banka hesap numarasının, kredi kartı bilgisinin veya devlet tarafından verilen kimlik numarasının çalınmadığını vurgulamıştı.

Haven’dan Matthew Jones, kendisinin de kripto parasının çalındığını ve bu deneyimin kendisini ekstra güvenlik özelliklerine sahip bir kripto cüzdanı geliştirmeye yönlendirdiğini söylüyor.

Sadece sahibinin para gönderebilmesini sağlamak için sürekli biyometrik kontrol ve birinin evinin veya iş yerinin dışındaki herhangi bir işlemi engellemek için coğrafi sınırlama gibi özelliklerin artık gerekli olduğunu belirtiyor. Ayrıca dijital cüzdana bir panik butonu da ekliyor.

“İnsanlar bugünlerde milyonlarca dolar değerinde kripto parayla dolaşıyor ve cüzdanların ne kadar para tutabileceği veya tek seferde ne kadar çalınabileceği konusunda bir sınırı yok.” diyor.

Kendi Bankanız Olmak

Matthew Jones’un kripto cüzdanı, sektörün “kendi kendine saklama” olarak savunduğu şeyle ilgili.

Haven’ın uygulaması Metamask ve Trustwallet’ınkine benziyor. Trezor ve Ledger gibi diğer şirketler USB bellek çubukları gibi fiziksel cihazlar sunuyor, ancak fikir aynı: Kendi bankanız olabilirsiniz.

Ancak bu ek özgürlükle birlikte, hiçbir korumanız olmadığı için ek risk de geliyor.

Eğer kripto paralarınız kendi kendine sakladığınız cüzdanınızdan çalınırsa, şikayet etmek için bir kripto borsasına bile gidemezsiniz.

“Kendi bankanız olmanın” özgürlüğünün artan risklerden daha ağır basıp basmadığı sorulduğunda, Jones bunun daha ağır bastığını ısrarla belirtiyor.

“Bankalar müşterilerine karşı gerçekten sorumlu değiller ve genellikle belirsiz, geniş gerekçelerle hesabınızı dondurma veya kapatma gücüne sahipler,” diye savunuyor.

Ayrıca, geleneksel finans kuruluşlarının kendisine neden hesaptan para çektiği gibi sorular sormasına da itiraz ettiğini söylüyor.

Helen ve Richard, kendi bankaları olmayı seçtikten sonra tüm kripto paralarını kaybettiler. Özellikle acı verici olan faktör, paranın büyük bir kısmının Richard’ın annesinin ölümünden sonra evinin satışından elde edilmiş olmasıydı.

“Annemin parası gitti,” diyor Richard. “Geleceğim için yaptığı tüm o emekler çalındı. Müzik aletlerimizi ve arabamızı satmak zorunda kaldık ve kısa bir süre evsiz kaldık.”

Ancak kripto paralardan tamamen vazgeçmiyorlar. Kaybettikleri parayı geri alırlarsa veya yeterince birikim yaparlarsa, doğrudan kripto yatırımına geri dönmeyi planlıyorlar.

Derleyen: Damla Şayan

Otomobillerde Dokunmatik Ekranlar Yerini Tuşlara mı Bırakacak?

0

Son yıllarda otomobillerde sürücülerin araçla etkileşimi büyük ölçüde değişti; fiziksel tuşlar giderek ortadan kalkarken pek çok işlev dokunmatik ekranlara taşındı. Ancak kullanıcılar dokunmatikten çok da memnun değil.

Detaylar haberimizde…

Son yıllarda, sürücülerin arabalarla etkileşim biçimi temelden değişti. Fiziksel düğmeler gösterge panellerinden yavaş yavaş kaybolurken, daha fazla işlev dokunmatik ekranlara aktarıldı.

Araç gösterge panellerindeki dokunmatik ekranlar 1980’lere kadar uzanıyor. Ancak modern arabalar, daha önce gördüklerimizin çok ötesinde işlevleri bu sistemlere entegre ederek, bir arabanın çoğunlukla bir bilgisayar gibi hissettirmesine yol açıyor.

Bu, modern, teknolojik olarak gelişmiş bir araç izlenimi yaratabilir. Bununla birlikte, bilimsel kanıtlar giderek artan bir şekilde dokunmatik ekranların güvenliğimizi tehlikeye attığını gösteriyor.

Aslında, Avustralya ve Yeni Zelanda için bağımsız otomobil güvenlik değerlendirme programı olan ANCAP Safety, 2026’dan itibaren otomobil üreticilerinden farlar ve silecekler de dahil olmak üzere önemli sürücü kontrolleri için “düğmeleri geri getirmelerini” isteyeceğini duyurdu. Avrupa’da da benzer adımlar atılıyor.

ANCAP Safety, araç tasarımının güvenli sürüşü nasıl desteklediğini açıkça değerlendirecek ve sadece kaza anında yolcuların ne kadar iyi korunduğunu değil; bu da arabanızdaki her şeyi kontrol eden dokunmatik ekranlara son vermek anlamına geliyor.

dokunmatik

Dokunmatikler Dikkat mi Dağıtıyor?

On yıllarca süren yol güvenliği araştırmaları, kazaların büyük çoğunluğunda insan hatasının rol oynadığını göstermektedir. Ve araç içi arayüzlerin tasarımı, sürücülerin güvenlik hatalarını ne sıklıkla yaptığına katkıda bulunabilir.

Direksiyon başındaki hatalar genellikle sürücü dikkat dağınıklığıyla ilişkilendirilir. Peki dikkat dağınıklığı tam olarak nedir ve nasıl ortaya çıkar?

İnsan faktörleri araştırmalarında, dikkat dağınıklığı tipik olarak görsel, manuel, bilişsel veya bunların bir kombinasyonu olarak sınıflandırılır. Dikkat dağıtıcı bir olay veya uyaran, sürücünün gözlerini yoldan, ellerini direksiyondan, zihnini sürüş görevinden – veya üçünü birden – uzaklaştırabilir.

Bu nedenle, sürüş sırasında mesajlaşmak özellikle tehlikeli kabul edilir: görsel, manuel ve bilişsel kaynaklarımızı aynı anda kullanır. Bir görev ne kadar çok dikkat türü gerektirirse, yarattığı dikkat dağınıklığı seviyesi de o kadar yüksek olur.

Dokunmatik ekran menüleriyle etkileşimler, teorik olarak, mesajlaşmaya benzer etkiler yaratabilir. Bir ekrandaki kaydırma çubuğunu kullanarak aracın sıcaklığını ayarlamak, sürücünün görsel dikkatini yoldan uzaklaştırmasına ve bilişsel kaynaklarını göreve ayırmasına neden olur.

Buna karşılık, fiziksel bir düğme, aynı ayarlamanın minimum veya hiç görsel girdi olmadan yapılmasını sağlar. Dokunsal geri bildirim ve kas hafızası, görsel bilgi eksikliğini telafi eder ve gözlerinizi yoldan ayırmadan görevi tamamlamanıza olanak tanır.

Belki de bugüne kadarki en net ve erişilebilir kanıt, bağımsız bir ulaşım araştırma şirketi olan TRL tarafından 2020 yılında İngiltere’de yapılan bir çalışmadan geliyor.

Sürücüler, araç içi yaygın görevleri yerine getirirken simüle edilmiş otoyol sürüşlerini tamamladılar. Bunlar arasında Apple CarPlay ve Android Auto gibi dokunmatik ekran sistemlerini kullanarak müzik seçmek veya menülerde gezinmek yer alıyordu.

Performans, ikincil bir görev olmadan yapılan temel sürüşe ve ses tabanlı etkileşime göre karşılaştırıldı.

Sürücüler dokunmatik ekranlarla etkileşime girdiklerinde, tepki süreleri belirgin şekilde arttı.

Otoyol hızlarında, tepki süresindeki bu gecikme, durma mesafesinde ölçülebilir bir artışa karşılık gelir; yani bir sürücü, bir tehlikeye tepki vermeden önce birkaç araç boyu daha fazla yol kat eder.

Dokunmatik ekranlarla etkileşim sonucunda şerit takibi ve genel sürüş performansı da kötüleşti.

Bu çalışmanın en çarpıcı yönü, dokunmatik ekran etkileşiminin, sürüş sırasında mesajlaşmaktan veya elde tutulan telefon görüşmesi yapmaktan daha dikkat dağıtıcı ve bazı durumlarda daha da dikkat dağıtıcı olması.

Sürücüler Dokunmatik Ekranlardan Hoşlanmıyor

Dokunmatik ekran ağırlıklı tasarımla ilgili endişeler sadece laboratuvar çalışmalarıyla sınırlı değil. Tüketici anketlerinde de açıkça ortaya çıktı.

Son zamanlarda 92.000 ABD’li alıcıyla yapılan bir anketin verileri, bilgi-eğlence sistemlerinin yeni otomobillerdeki en sorunlu özellik olmaya devam ettiğini gösteriyor.

Anket, bilgi-eğlence sistemlerinin, araç sahipliğinin ilk 90 gününde diğer tüm araç sistemlerinden daha fazla şikayete yol açtığını gösteriyor.

Şikayetlerin çoğu kullanılabilirlikle ilgili. Sürücüler, farlar, silecekler, sıcaklık gibi temel kontrollerin dokunmatik ekranlara taşınmasından ve artık sürüş sırasında çalıştırmak için birden fazla adım ve görsel dikkat gerektirmesinden duydukları hayal kırıklığını bildiriyor.

Ses Tanıma Çözüm Olabilir mi?

Ses tanıma, yoldan gözlerinizi ayırma ihtiyacını ortadan kaldırdığı için genellikle dokunmatik ekranlara göre daha güvenli bir alternatif olarak sunulmakta. Ancak kanıtlar, bunun da tamamen risksiz olmadığını göstermekte.

43 farklı çalışmanın sonuçlarını bir araya getiren geniş bir deneysel çalışma meta-analizi, araç içi ve akıllı telefon ses tanıma sistemlerini kullanırken sürücülerin performansını inceledi.

Kanıt tabanının tamamında, ses etkileşimi, herhangi bir ikincil görev olmadan sürüşe kıyasla sürüş performansını kötüleştiriyor. Tepki sürelerini artırıyor ve şerit takibini ve tehlike tespitini olumsuz etkiliyor.

Ses sistemleri görsel-manuel sistemlerle karşılaştırıldığında, ses kontrolüyle performans biraz daha iyi. Ancak ses tanıma, dokunmatik ekranlardan daha az dikkat dağıtıcı olsa da, sürücülerin herhangi bir menüyle etkileşime girmesine veya ayarları değiştirmesine gerek kalmadığı temel sürüşe kıyasla ölçülebilir derecede daha fazla dikkat dağıtıcı.

Tuşların Geri Dönüşü

Kanıtlar açık: Sürüş sırasında sıkça kullandığımız kontroller – sıcaklık, fan hızı, ön cam buğu çözme, ses seviyesi ve daha birçokları – dokunmatik kalmalı.

Sürücünün bu kontrolleri yapmak için dikkatini yoldan ayırmasına gerek kalmamalı. Özellikle bu kontroller katmanlı menülerde gizlendiğinde, değiştirmek istediğiniz işlevi bulmak için birkaç kez dokunmanız gerektiğinde bu durum daha da sorunlu hale gelir.

Dokunmatik ekranlar, navigasyon kurulumu, medya seçimi ve araç özelleştirmesi gibi genellikle sürüşten önce ayarlanan ikincil işlevler ve ayarlar için daha uygun.

İyi haber şu ki, kanıtlar araç güvenlik değerlendirme programlarına yansıtılıyor. Bu yıldan itibaren, ANCAP Safety ve Avrupa Birliği’ndeki muadili Euro NCAP, yeni araçlar için en yüksek güvenlik derecesini vermek için belirli özellikler için fiziksel kontroller gerektirecek.

Uyum sağlayıp sağlamama kararı üreticilere kalmış. Ancak, Volkswagen ve Hyundai gibi bazı otomobil üreticileri, bu gerekliliklere ve tüketicilerden gelen düğme geri getirme baskısına zaten yanıt veriyor.

Derleyen: Damla Şayan

Açık Denizler Anlaşması Resmen Yürürlüğe Girdi: Okyanusları Korumak İçin Önemli Adım

Türkiye’nin 2024’te imzaladığı, BM’nin “Açık Denizler Anlaşması” (BBNJ), 60 ülke tarafından onaylanarak 2025’te resmen yürürlüğe girdi. Bu anlaşma, okyanusların %30’unu koruma altına almayı, biyoçeşitliliği korumayı ve derin deniz madenciliğini düzenlemeyi hedefliyor; iklim değişikliği ve aşırı balıkçılığa karşı küresel bir zafer olarak görülüyor.

Detaylar haberimizde…

Anlaşmanın Arka Planı ve Uzun Süren Yolculuğu

Açık Denizler Anlaşması (Biodiversity Beyond National Jurisdiction – BBNJ), Birleşmiş Milletler bünyesinde 20 yıl süren müzakerelerin ürünü. 2023’te kabul edilen metin, 2025’te 60. ülke tarafından onaylanarak resmen yürürlüğe girdi. Anlaşma okyanusların %64’ünü (ulusal yargı dışında kalan açık denizleri) kapsıyor.

Anlaşmanın temel hedefleri:

  • Deniz biyoçeşitliliğini korumak
  • Okyanusların %30’unu deniz koruma alanı (MPA) ilan etmek
  • Derin deniz madenciliğini düzenlemek ve çevresel etki değerlendirmesi zorunlu kılmak
  • Genetik kaynakların adil paylaşımını sağlamak

Bu, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin (UNCLOS) tamamlayıcısı niteliğinde. UNCLOS, açık denizleri “insanlığın ortak mirası” olarak tanımlasa da koruma mekanizması eksikti.

Ana Maddeler ve Beklenen Etkiler

Anlaşma, deniz koruma alanlarının (MPA) oluşturulmasını hızlandırıyor. Şu anda açık denizlerin sadece %1’i korunuyor; hedef %30. Bu alanlarda balıkçılık, madencilik ve diğer faaliyetler kısıtlanacak. Derin deniz madenciliği (nodül toplama) için zorunlu çevresel etki değerlendirmesi getiriliyor.

Açık Denizler Anlaşması, herhangi bir ülkenin kontrolü dışında kalan uçsuz bucaksız okyanus alanlarını düzenleyecek. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez'in yanında Açık Denizler Anlaşması'nı ilk olarak Eylül 202'te imzalamıştı. (AP).
Açık Denizler Anlaşması, herhangi bir ülkenin kontrolü dışında kalan uçsuz bucaksız okyanus alanlarını düzenleyecek. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in yanında Açık Denizler Anlaşması’nı ilk olarak Eylül 202’te imzalamıştı. (AP).

Genetik kaynaklar konusunda “paylaşım mekanizması” kuruluyor: Denizden elde edilen genetik materyallerin ticari kullanımı (ilaç, kozmetik) gelirleri gelişmekte olan ülkelere aktarılacak. Bu, Afrika ve Pasifik ada ülkeleri için önemli bir kazanç.

Anlaşma, iklim değişikliğiyle mücadelede de kritik: Okyanuslar karbon emiliminin %30’unu sağlıyor; koruma alanları bu kapasiteyi güçlendirecek.

Onay Süreci ve Katılan Ülkeler

  1. onay, 2025 sonunda geldi; anlaşma 120 gün sonra yürürlüğe girdi. AB ülkeleri, Japonya, Kanada, Avustralya ve birçok Pasifik ülkesi erken onayladı. Çin ve ABD henüz onaylamadı (ABD Kongre onayı bekliyor). Türkiye de Eylül 2024’te anlaşmayı imzalayan ülkeler arasında; ancak onay süreci devam ediyor.

Greenpeace ve Ocean Conservancy gibi örgütler, anlaşmayı “tarihi adım” olarak selamladı. WWF, “Okyanuslar için dönüm noktası” yorumu yaptı.

Eleştiriler ve Eksik Kalanlar

Bazı çevre örgütleri, anlaşmanın “yetersiz” olduğunu söylüyor. Derin deniz madenciliği tamamen yasaklanmadı; sadece düzenlendi. Madencilik lobileri, anlaşmanın ekonomik büyümeyi engelleyeceğini savunuyor. Ayrıca uygulama mekanizması zayıf: Zorlayıcı yaptırımlar sınırlı.

İklim değişikliğiyle mücadelede okyanusların rolü büyük; ancak anlaşma karbon emisyonlarını doğrudan hedef almıyor.

Türkiye’de Okyanus Koruma ve Etkileri

Türkiye, Akdeniz ve Karadeniz kıyılarıyla okyanus korumasından dolaylı etkileniyor. Anlaşma, Akdeniz’deki balıkçılık ve biyoçeşitliliği olumlu etkileyebilir. Çevre Bakanlığı, 2030 hedefleri kapsamında deniz koruma alanlarını artırıyor.

Uzmanlar, anlaşmanın Türkiye’nin mavi ekonomi stratejisine katkı sağlayacağını belirtiyor. KVKK benzeri veri koruma kuralları, genetik kaynak paylaşımında önemli olacak.

Sonuç: Okyanuslar İçin Yeni Bir Başlangıç

Açık Denizler Anlaşması, uluslararası işbirliğinin zaferi. 60 ülkenin onayıyla yürürlüğe girmesi, okyanusları koruma çağını başlattı. Ancak uygulama ve madencilik düzenlemeleri kritik. Gelecek yıllarda anlaşmanın gerçek etkisi görülecek; bu, gezegenimizin sağlığı için umut verici bir adım.

Avrupa Birliği anlaşmanın arkaplanını 2023 yılında şu sözlerle duyurmutu:

“Onaylandığında, Açık Denizler Anlaşması, küresel düzeyde açık denizlerde deniz koruma alanlarının kurulmasına olanak tanıyacak ve okyanusu insan baskılarından koruyarak iklim değişikliğinin azaltılmasına, biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve 2030 yılına kadar gezegenin en az %30’unun korunması hedefine ulaşılmasına önemli bir katkı sağlayacaktır. Anlaşma böylece okyanus korumasındaki büyük bir açığı gidermektedir, zira açık denizlerin yalnızca yaklaşık %1’i şu anda korunmaktadır.

Anlaşma ayrıca, deniz genetik kaynaklarından elde edilen parasal ve parasal olmayan faydaların adil ve eşit bir şekilde paylaşılması, gelişmekte olan ülkelere deniz teknolojilerinin aktarılması ve kapasite geliştirilmesi için bir çerçeve oluşturmakta ve gelişmekte olan ülkelerin BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 14 olan ‘Su Altındaki Yaşam’ hedefine ulaşmalarını desteklemek için gönüllü bir fon öngörmektedir.

Ulusal yetki alanı dışındaki alanlar, açık denizleri ve ulusal yetki alanı dışındaki deniz tabanını kapsar.

Deniz kaynakları ve biyoçeşitlilik içerirler ve insanlığa paha biçilmez ekolojik, ekonomik, sosyal, kültürel, bilimsel ve gıda güvenliği faydaları sağlarlar. Bununla birlikte, kirlilik, aşırı sömürü, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı nedeniyle artan bir baskı altındadırlar. Bu zorlukların daha iyi ele alınması ve gelecekte deniz kaynaklarına (örneğin gıda, ilaç, enerji için) yönelik artan talepler göz önüne alındığında, yeni bir anlaşma kurulması gerekli görünmüştür.

Bu Açık Denizler Anlaşması, birçok kuruluş ve paydaş tarafından yürütülen okyanusla ilgili faaliyetler arasında tutarlılığı, koordinasyonu ve sinerjiyi artırmada da etkili olmalı ve böylece açık denizlerdeki faaliyetlerin daha bütünsel bir şekilde yönetilmesine katkıda bulunmalıdır.”