Scientific Reports’ta yayımlanan çalışmanın bir parçası olarak bilim insanları, Kuzey Tanzanya otlaklarındaki bozulmanın nedenlerini belirlemek için bitki örtüsüne ilişkin saha verilerini, son yirmi yılda toplanan yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleriyle birleştirdi.
Dünya kara yüzeyinin %47’sini kaplayan meralar, küresel nüfusun üçte birine ev sahipliği yapar. Bunların çoğu, günlük barınak, su ve yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak için savanalara bağımlı olan çobanlardan oluşur. Ancak meralar yarı kurak alanlarda geliştiğinden ve öncelikle otlatmak için kullanıldığından, yağış ve insan baskısındaki değişikliklere karşı oldukça savunmasızlar.
Yapılan bu çalışmada, şu anda bozulmuş olan alanların kuraklık gibi çevresel şoklara karşı daha duyarlı olduğuna, ancak iyileşme potansiyellerini koruduğuna dair kanıtlar bulundu. Bu, günümüzde en çok bozulan alanların şok olayları sırasında daha fazla etkilendiği ve bir sonraki şok meydana gelmeden önce tamamen iyileşmek için zamanları olmadığı anlamına geliyor.
Savanların yıldan yıla hızla iyileşme yeteneği, uzun süredir bu meraların kullanımıyla ilişkili. Birkaç yıl boyunca yoğun kullanım, ciddi yerel bozulmaya yol açabilir. Buna karşın göçebe insanlar birkaç yıllığına uzaklaşarak doğal iyileşmeye izin verebilirler.
Bugün, bu tür hareketler, esasen artan tarım yoluyla meraların parçalanmasıyla giderek daha fazla kısıtlanmakta ve bu durum, çobanların normalde yalnızca geçici olarak bozulmuş olabilecek alanlarda kalmalarını gerekli kılarak otlak verimliliğinin düşmesine ve bozulmanın artmasına neden olmakta.

York Üniversitesi Biyoloji Bölümü’nden ve araştırma projesini denetleyen kıdemli yazar Dr. Colin Beale, “Sonuçlar, bu sitelerin etkin bir şekilde yönetilirse iyileşme yeteneğinin azalmadığını ve bozulmanın azaltılması durumunda sorumlu topluluk yönetiminin anahtar olduğunu gösteriyor. Bu gerçekten olumlu bir mesaj. Bu aşırı olaylar sırasında neden daha kötü performans gösterdiklerini çözebilirsek aslında bu alanları eski haline getirebilir ve iyileştirebiliriz.” ifadelerini kullandı.
Leverhulme Antroposen Biyoçeşitlilik Merkezi’nden öğrenci Joris Wietase ise “Sonuçlarımız, iklim değişikliğinin ve toplumsal değişikliklerin, bozulmanın ana itici güçleri olduğuna, yağışların daha öngörülemez, daha uzun kuraklıklara ve yıllar arasındaki farkların daha aşırı olduğuna işaret ediyor.” diye ekledi.
Çalışma, Kuzey Tanzanya’dan 20 yıllık uydu verilerini analiz etmek için yerdeki saha çalışmasını makine öğrenimi ve gelişmiş istatistiksel modeller ile birleştirdi.
Derleyen: Nazlıcan Vatansever


