Ana SayfaBilimGökbilimciler, Dev Yıldızın Süpernova Patlaması Öncesi Son Anlarını Gözlemledi

Gökbilimciler, Dev Yıldızın Süpernova Patlaması Öncesi Son Anlarını Gözlemledi

Yayımlandı:

- Bu Alana Reklam Vermek İçin: bilgi@dijitaliyidir.comspot_img

Gökbilimciler, kozmosun en görkemli ve bir o kadar da gizemli trajedilerinden birine, devasa bir yıldızın son nefesini verişine büyüleyici bir detayla tanıklık etti. Evrenin derinliklerinden süzülüp gelen ve yıldızın felaketini müjdeleyen ilk zayıf X-ışını parlamasını yakalamayı başaran araştırmacılar, gökbilim tarihine geçecek bir keşfin kapısını araladı. 

Detaylar haberimizde…

Süpernova patlaması, gökbilimcilerin kozmosun en görkemli ve bir o kadar da gizemli trajedilerinden birine, devasa bir yıldızın son nefesini verişine büyüleyici bir detayla tanıklık etmesini sağladı. Evrenin derinliklerinden süzülüp gelen ve yıldızın felaketini müjdeleyen ilk zayıf X-ışını parlamasını yakalamayı başaran araştırmacılar, gökbilim tarihine geçecek bir keşfin kapısını araladı.

Ortaya çıkarılan bu sıra dışı patlama; astronomların yıllardır anlamlandırmaya çalıştığı, standart süpernova modelleri ile evrenin en enerjik olayları kabul edilen gama ışını patlamaları arasındaki devasa boşluğu doldurabilecek nitelikte dev bir kayıp halkayı temsil ediyor. Yıldızların ölüm süreçlerine dair bildiğimiz kalıpları zorlayan bu gözlem, kozmik laboratuvarda adeta yepyeni bir sayfa açıyor.

Dev kütleli bir yıldızın çekirdeğinin çökmesiyle başlayan bu son perde, çevresine yaydığı yüksek enerjili dalgalarla gökyüzünü bir anlığına aydınlatırken, yıldız evrimi teorilerindeki eksik taşları da birer birer yerine koyuyor. Şiddetli patlamanın hemen öncesinde gerçekleşen bu ilk hafif kıpırdanmalar, yıldızın ölüm çığlığının bir nevi ön izlemesi gibiydi. Bilim insanları, bu özgün veriler sayesinde süpernovaların iç dinamiklerine ve dev yıldızların hayatlarının son aşamalarında geçirdikleri kabuk değiştirme süreçlerine dair eşsiz sezgiler elde ediyor. Yıldızlararası ortamın karanlığında saklanan bu tür aşırı kozmik olaylar, evrenin kimyasal elementlerle nasıl zenginleştiğini ve madde dönüşümünün hangi sınır çizgisinde radikal değişimlere uğradığını anlamak adına son derece kritik birer anahtar sunuyor.

Her şey Mart 2026’da, Çin’in gökyüzünü sürekli tarayan ve kozmik X-ışını sinyallerine odaklanan gelişmiş Einstein Probe uzay aracının hassas sensörlerine takılan alışılmadık bir hareketlilikle başladı. Gezegenimizden yaklaşık 500 milyon ışık yılı uzakta, karanlığın ortasında süzülen sıradan bir galaksiden aniden yükselen kısa fakat son derece net bir X-ışını parlaması tespit edildi. Derhal alarma geçen uluslararası astronomi topluluğu, dev teleskopları bu gizemli noktaya çevirdi.

Takip eden detaylı gözlemler ve spektroskopik incelemeler, başlangıçta “EP260321a” olarak kodlanan, daha sonra ise resmi olarak “süpernova SN 2026gzf” şeklinde adlandırılan bu kozmik kaynağın, literatürde geniş çizgili Tip Ic süpernova olarak tanımlanan nadir ve son derece güçlü bir kategoriye ait olduğunu ortaya koydu. Bu tür derin uzay olayları, milyarlarca yıldır yanan devasa bir fırının yakıtının tükenip kendi içine çökmesiyle oluşan büyüleyici doğa olaylarıdır. Uzaklığın getirdiği devasa zaman farkı düşünüldüğünde, aslında milyonlarca yıl önce gerçekleşen bu patlamanın ışığı gezegenimize henüz ulaşmış durumdaydı.

Astronomlar, taze veri akışı sağlayan modern teleskop dizileri ve uydu ağları sayesinde bu kozmik kalıntının spektral parmak izlerini milim milim inceleme şansı yakaladı. Ortaya çıkan her yeni ölçüm, patlamanın merkezindeki devasa enerjinin yıldız artıkları arasından nasıl sıyrıldığını ve bu süreçte çevredeki kozmik toz ve gaz bulutlarını nasıl sarsıp aydınlattığını gözler önüne seriyordu.

Böylesine muazzam büyüklükteki patlamalar, yaşam döngülerinin sonuna gelen, şiddetli rüzgarlarla dış hidrojen ve helyum katmanlarını uzaya savurarak tamamen kaybetmiş dev yıldızların çekirdeklerinin ani çöküşüyle meydana geliyor. Yıldızın kabuğunu kaybetmesiyle doğrudan görünür hale gelen soyunmuş çekirdek, yerçekimsel patlamanın gücüyle çökerken genellikle ışık hızına yakın muazzam hızlarda hareket eden son derece dar, darbe gücü yüksek jetler fırlatır.

Bu süreç pek çok durumda, evrenin en yüksek enerjili ışıması sayılan parlak ve uzun süreli gama ışını patlamalarıyla doğrudan ilişkilendirilir. Ancak SN 2026gzf, bilinen tüm bu standart kalıpları altüst eden muazzam bir sürpriz sundu; çünkü bu kozmik dev, beklenenin aksine bu şiddetli jetlerin ya da parlak gama ışını patlamalarının hiçbirini üretmedi. Şaşırtıcı şekilde, ortalıkta devasa jetler veya gama ışınları olmamasına rağmen patlamanın ürettiği X-ışını imzası son derece berrak ve güçlüydü.

Bu beklenmedik durum, astrofizikçileri dev yıldız ölüm süreçlerinin sandığımızdan çok daha çeşitli ve karmaşık senaryolara sahip olduğu gerçeğiyle yüzleştiriyor. Yıldızın merkezindeki patlama mekanizmasının neden bazı durumlarda odaklanmış jetler oluşturup gama ışınları yaydığı, SN 2026gzf örneğinde ise enerjiyi bambaşka bir kanaldan X-ışını parlaması şeklinde dışarı aktardığı sorusu, önümüzdeki yıllarda teorik astrofiziğin en heyecan verici araştırma konularından biri olmaya aday görünüyor.

Şili'deki NSF Víctor M. Blanco 4 metrelik Teleskobuna monte edilmiş Karanlık Enerji Kamerası (DECam) tarafından 9 Mart 2026'da çekilen, 500 milyon ışık yılı uzaklıktaki bir galaksinin görüntüsü (solda); ve aynı kamera tarafından 3 Nisan 2026'da çekilen, şu anda süpernova SN 2026gzf'yi içeren galaksinin görüntüsü.
Şili’deki NSF Víctor M. Blanco 4 metrelik Teleskobuna monte edilmiş Karanlık Enerji Kamerası (DECam) tarafından 9 Mart 2026’da çekilen, 500 milyon ışık yılı uzaklıktaki bir galaksinin görüntüsü (solda); ve aynı kamera tarafından 3 Nisan 2026’da çekilen, şu anda süpernova SN 2026gzf’yi içeren galaksinin görüntüsü.

SN 2026gzf’de En Zayıf Şok Patlaması

Bunun yerine, ilk X-ışını sinyalinin bir “şok patlaması” olduğu ortaya çıktı; yani çöken bir yıldız tarafından üretilen patlama dalgasının yüzeyine ulaştığı ve ilk radyasyon patlamasını yaydığı an. Araştırma ekibine göre, bu parlama, geniş çizgili Tip Ic süpernova ile bağlantılı şimdiye kadarki en zayıf şok patlamasıydı. Yıldızın derinliklerinden gelen bu içsel sarsıntı, muazzam bir enerjiyi dış katmanlara doğru iterken, gökbilimcilere de kozmik bir felaketin ilk saniyelerine tanıklık etme imkanı tanıdı.

Çekirdeğin çöküşüyle tetiklenen şok dalgası yıldızın dış sınırını yarıp geçerken fırlatılan bu ilk ışık parlaması, adeta yıldızın ölürken attığı son çığlığın bir yankısı gibiydi. Normal şartlarda devasa gama ışınları veya yıkıcı jetler eşliğinde görmeye alışık olduğumuz bu olay, bu kez şaşırtıcı derecede durgun fakat inanılmaz derecede net bir X-ışını izi bıraktı. Araştırmacıların bu parlamayı “şimdiye kadarki en zayıf” olarak nitelendirmesi, olayın önemsizliğinden değil, aksine teorik modellerin öngördüğü hassas sınır çizgilerini mükemmel bir şekilde doğrulamasından kaynaklanıyor.

Zayıf şiddetine rağmen taşıdığı bilgi yükü son derece zengin olan bu parlama, yıldız patlamalarının iç mekanizmasını ve enerjinin hangi koşullarda dışarı fırlatıldığını anlamak adına emsalsiz bir veri hazinesi sundu. Astrofizikçiler, yıldızın kabuğundan sıyrılan bu ilk radyasyon izlerini inceleyerek patlamadan hemen önceki fiziksel koşulları rekor bir hassasiyetle modelleme fırsatı yakaladı.

Şok patlamaları genellikle sadece saniyeler ila saatler sürdüğü için, gökbilimciler bunları nadiren tespit ederler. Bu durumda, aralarında NSF NOIRLab gözlemevlerinin de bulunduğu bir dizi uzay ve yer tabanlı teleskop ağının hızlı gözlemleri, araştırmacıların süpernovayı erken dönem boyunca birden fazla dalga boyunda takip etmelerini sağladı.

Evrenin devasa ölçekleri ve olayların inanılmaz kısa süreleri göz önüne alındığında, bu tür anlık olayları yakalamak kozmik bir samandağında iğne aramaktan farksızdır. Ancak bu kez küresel astronomi topluluğunun mükemmel koordinasyonu ve ışık hızında devreye giren otomatik tespit sistemleri sayesinde zamanla adeta yarışıldı. Şili’nin yüksek dağlarındaki dev optik aynalardan yörüngede dolanan X-ışını uydularına kadar uzanan bu devasa gözlem ağı, patlamanın ilk kıvılcımlarını saniyesi saniyesine kaydetti.

Süpernovanın tayfsal evrimini, renk değişimlerini ve genişleyen gaz kabuğunun sıcaklık haritasını saat saat takip eden bilim insanları, tek bir dalga boyunun sunamayacağı kadar kapsamlı bir tablo oluşturdu. Radyo frekanslarından X-ışınlarına, ultraviyoleden görünür ışığa kadar uzanan bu çoklu dalga boyu takibi, yıldız patlamasının her aşamasında farklı fiziksel süreçlerin nasıl baskın hale geldiğini net bir şekilde gözler önüne serdi. Zamanlamadaki bu kusursuz başarı, gelecekte benzer kısa süreli kozmik olayların tespiti ve incelenmesi için de yeni bir altın standart belirledi.

Dev Yıldız Patlamalarının Üçlü Fiziği

Olayla ilgili çalışmalardan birini yöneten Jillian Rastinejad yaptığı açıklamada, “Gözlemlerimiz, bu patlamanın üç parçasının fiziğini incelememize olanak sağladı: X-ışını şok dalgasının yayılması, eşlik eden süpernova ve süpernovanın, ölen yıldız tarafından daha önce dışarı atılan maddeyle etkileşimi” dedi. Bu üçlü yapı, yıldız felaketinin adeta adım adım çözülen bir bulmaca gibi önümüze serilmesini sağladı.

Şok dalgasının dışa doğru yayılımı patlamanın ilk anlarındaki devasa enerjiyi gözler önüne sererken, onu takip eden süpernova ışıması patlayan yıldızın kütlesine ve kimyasal bileşimine dair eşsiz ipuçları taşıyordu. Patlamadan saçılan yüksek hızlı malzemenin, yıldızın ölümünden hemen önce uzaya savurduğu gaz ve toz katmanlarıyla çarpışması ise adeta kozmik bir laboratuvarda devasa bir şok dalgası deneysel analizi sundu. Bilim insanları bu sayede sadece patlama anını değil, patlamayı hazırlayan fiziksel mekanizmaları da kusursuz bir sırayla izleme şansı buldu.

Vera C. Rubin Gözlemevi'ndeki LSST Kamerası tarafından çekilen, süpernova SN 2026gz'ye ev sahipliği yapan galaksiyi içeren uzay bölgesinin yakın çekim görüntüsü.
Vera C. Rubin Gözlemevi’ndeki LSST Kamerası tarafından çekilen, süpernova SN 2026gz’ye ev sahipliği yapan galaksiyi içeren uzay bölgesinin yakın çekim görüntüsü.

Uzay teleskopları ile yer tabanlı dev gözlemevlerinin ortaklaşa yürüttüğü bu detaylı analizler, yıldız patlamalarının tek bir andan ibaret olmadığını, aksine katman katman gelişen son derece karmaşık kozmik süreçler zinciri olduğunu bir kez daha kanıtladı. Rastinejad ve ekibinin elde ettiği bu çok yönlü veriler, gökbilimcilerin süpernovaların iç yapısındaki dinamik dengeleri yeniden hesaplamasına zemin hazırlıyor.

“Bu bilgilerle, yıldızı çevreleyen maddenin yapısını haritalandırabildik ve yıldızın çökmeden önceki şiddetli yaşam tarzını anlayabildik.” Rastinejad’ın vurguladığı bu haritalama başarısı, dev yıldızın yaşamının son dönemlerinde yaşadığı amansız kütle kayıplarını ve çevresine saçtığı kozmik artıkları net bir şekilde ortaya koyuyor.

Dev kütleli yıldızlar ölümlerine yaklaştıkça sakin kalmak yerine son derece hırçınlaşır, bünyelerindeki gaz tabakalarını uzay boşluğuna fırlatan devasa kozmik rüzgarlar estirirler. Patlama anında etrafa saçılan yüksek enerjili dalgaların bu önceden fırlatılmış maddeye çarpması, yıldızın çevresinde adeta geçmişe dönük bir fosil katmanı gibi duran ortamı aydınlattı. Araştırmacılar, kızılötesinden X-ışınlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede bu çarpışmanın izlerini sürerek yıldızın patlamadan aylar, hatta yıllar önceki durumunu rekor bir hassasiyetle reconstruct edebildi.

Yıldızın son çırpınışlarında uzaya saldığı malzemenin yoğunluğunu ve dağılımını anlamak, onun nasıl bir kütle kaybı sürecinden geçtiğini anlamamızı sağlıyor. Böylece astronomlar sadece bir yıldızın ölüm çığlığına tanık olmakla kalmayıp, o yıldızın patlamaya giden yolda geçirdiği şiddetli kabuk değiştirme evrelerini ve çevresiyle kurduğu karmaşık ilişki ağını adım adım çözmeyi başarıyor.

Wolf-Rayet Yıldızının Evrimsel Sonu ve Çıplak Çekirdeği

Gözlemler, öncülün Güneş‘in kütlesinin yaklaşık 20 katı kütleye sahip bir Wolf-Rayet yıldızı olduğunu düşündürüyor. Yıldız evriminin en uç ve en hırçın evrelerinden birini temsil eden bu muazzam kütleli kozmik devler, yaşam süreleri boyunca sergiledikleri hırçın davranışlarla astronomların her daim ilgisini çekiyor. Kendi içindeki devasa nükleer fırını beslerken bir yandan da çevresine inanılmaz miktarda enerji yayan bu tür gök cisimleri, varlıklarını sürdürebilmek adına amansız bir mücadele veriyor.

Güneş gibi orta ölçekli yıldızlarla kıyaslandığında katbekat daha hızlı yakıt tüketen ve nispeten kısa sayılabilecek yaşam döngülerini muazzam bir patlamayla noktalamaya hazırlanan bu kozmik fenerler, sahip oldukları aşırı kütle sebebiyle çevrelerindeki uzay-zaman dokusunu da derinden etkiliyor.

Astronomik ölçeklerde oldukça nadir rastlanan bu devasa atalar, kozmik evrimin ve ağır element oluşumunun en temel fabrikaları arasında yer alıyor. Böylesine devasa bir kütleye sahip yıldızın geçirdiği dönüşümleri anlamak, dev patlamaların arkasında yatan temel fiziksel süreçleri ve kozmik kütle aktarımlarını çözmede hayati bir rol üstleniyor.

Patlamadan önce hidrojen ve helyumunu kaybetmiş ve geriye büyük ölçüde karbon ve oksijenden oluşan bir çekirdek bırakmıştı. Hayatının son dönemlerinde estirdiği süpersonik rüzgarlar ve şiddetli kabuk atmaları neticesinde dışındaki en hafif gaz katmanlarını tamamen uzay boşluğuna savuran bu kozmik dev, adeta çırpılmıș, soyunmuş bir çekirdekle baş başa kaldı.

Yıldızın dış zarfını oluşturan hidrojen ve helyumun tamamen ortadan kalkması, merkezde süregelen füzyon reaksiyonlarının aşamalı olarak ağır elementlere doğru kaydığını açıkça gösteriyor. Karbon ve oksijenden meydana gelen bu aşırı yoğun merkez, yerçekimsel çöküşün hemen eşiğinde dururken, dev patlamanın kimyasal imzalarını ve tayfsal özelliklerini de doğrudan belirleyen ana faktör haline geliyor.

Dış koruyucu katmanlarından arınmış bu soyunmuş çekirdek, çöktüğü anda açığa çıkan devasa enerjiyi engelsiz bir şekilde dışarı fırlatma kapasitesine ulaşıyor. Astronomlar, yıldız patlamalarından kalan bu tür soyunmuş çekirdek artıklarını inceleyerek dev yıldızların iç yapılarındaki termonükleer katmanlaşmayı ve ölmeden hemen önceki nükleosentez süreçlerini adeta bir fosil kaydı gibi okuma şansı yakalıyor.

Süpernova Patlamasının Gizemli Yolları

Araştırmacılar ayrıca yıldızı çevreleyen çok sayıda madde kabuğuna dair kanıtlar da buldu. Bu kabuklar muhtemelen patlamadan kısa bir süre önce meydana gelen türbülanslı kütle kaybı dönemlerinde dışarı atılmıştı ve bu da gökbilimcilerin yıldızın son aşamalarına dair alışılbadık derecede ayrıntılı bir görünüm elde etmelerini sağladı. Yıldızın son yıllarında sergilediği bu hırçın ve tutarsız davranışlar, adeta felakete sürüklenen kozmik bir devin ölüm sancılarını gözler önüne seriyor.

Merkezdeki nükleer yakıtın hızla tükenmesiyle birlikte iç basınç ile yerçekimi arasındaki hassas dengenin bozulması, yıldızın katman katman dışarıya devasa gaz ve toz birikintileri püskürtmesini tetikledi. Uzay boşluğunda genişleyen bu iç içe geçmiş soyunmuş kabuk yapıları, patlama anında yayılan şok dalgasıyla aydınlanarak astronomlar için geçmişe ışık tutan kozmik bir zaman kapsülüne dönüştü.

Teleskopların hassas dedektörlerine takılan bu detaylı veriler, yıldız patlamadan hemen önceki döneme ait fiziksel koşulların adeta bir röntgenini çekme fırsatı sundu. Her bir kabuk katmanı, dev yıldızın yaşam döngüsünün bitimine doğru geçirdiği ani kütle atım krizlerinin frekansını ve şiddetini belgeliyor. Astrofizikçiler bu katmanların yoğunluğunu ve hızını hesaplayarak yıldızın son çırpınışlarındaki termodinamik değişimleri eksiksiz bir şekilde modellemeyi başarıyor.

Bu durum, yıldız evriminin son evrelerine dair teorik kabullerin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılan benzersiz bir veri hazinesi anlamına geliyor. Dev bir gök cisminin çöküşten hemen önceki hiddetli yaşam tarzını bu denli net bir şekilde okuyabilmek, evrendeki kütle aktarım süreçlerinin ne kadar karmaşık ve dinamik bir yapıya sahip olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

Bu keşif, enerjik, geniş çizgili Tip Ic süpernovaların her zaman gama ışını patlamaları veya göreceli jetler üretmediğini gösteriyor. Bunun yerine, büyük kütleli yıldızlar, gökbilimcilerin daha önce fark ettiğinden daha geniş bir yelpazedeki yollarla benzer görünümlü patlamalara ulaşabilirler. Uzun yıllardır hakim olan klasik astrofizik yaklaşımları, geniş çizgili Tip Ic patlamalarını doğrudan ışık hızına yakın jetlerle ve devasa gama ışını patlamalarıyla ilişkilendirme eğilimindeydi.

Fakat SN 2026gzf örneği, doğanın tek bir kalıba sığdırılamayacak kadar zengin alternatif senaryolara sahip olduğunu net bir biçimde gösterdi. Dev yıldızların çekirdek çöküş süreçleri, patlamanın enerjisini her zaman aynı kanallardan dışarı aktarmayabiliyor. Yıldızın dönme hızı, manyetik alan yapısı ve patlama öncesi kütle kaybı miktarı gibi kritik parametreler, patlamanın nihai görünümünü tamamen farklı yönlere savurabiliyor.

Bu durum, evrendeki en şiddetli patlamaların tek bir doğrusal evrim çizgisini izlemediğini, aksine birbirinden son derece farklı iç dinamiklerle benzer spektral imzalar üretebileceğini gözler önüne seriyor. Astronomi dünyasında adeta bir paradigma değişimi yaratan bu bulgular, teorisyenleri dev yıldız ölümlerine dair bilgisayar simülasyonlarını sil baştan düzenlemeye yönlendiriyor. Kozmik laboratuvarda elde edilen bu yeni tablo, evrenin en enerjik olaylarının arkasındaki gizli çeşitliliği kavramak adına muazzam bir kapı aralıyor.

Rastinejad’ın ekibinden Gokul Srinivasaragavan, “İlerleyen süreçte, tüm yıldızların çöküş öncesinde benzer bir ‘yaşam tarzına’ sahip olup olmadığını ve varsa ne gibi farklılıklar gördüğümüzü test etmek için benzer ayrıntılarla daha fazla şok patlaması olayını gözlemlemekten heyecan duyuyorum” dedi. Srinivasaragavan’ın dikkat çektiği bu heyecan verici hedef, astrofizik dünyasının önümüzdeki yıllarda odaklanacağı ana araştırma eksenlerinden birini oluşturuyor.

Şok patlaması anlarının son derece kısa sürmesi sebebiyle geçmişte bu tür verilere ulaşmak adeta imkansız görünürken, yeni nesil uzay teleskopları ve geniş alanlı gözlem ağları sayesinde artık bu kısa süreli kozmik çığlıkları yakalamak mümkün hale geliyor. Farklı kütle ve kimyasal bileşime sahip dev yıldızların patlama öncesindeki “yaşam tarzlarını” karşılaştırmak, evrensel kütle kaybı mekanizmalarının genel bir haritasını çıkarmayı sağlayacak.

Bilim insanları, gelecekte elde edilecek yeni şok patlaması örnekleri sayesinde yıldızların çöküşe giden yolda ortak bir davranış kalıbı sergileyip sergilemediğini yoksa her dev yıldızın kendine has benzersiz bir sonla mı yüzleştiğini netleştirmeyi amaçlıyor. Yıldız evriminin bu en gizemli perdesi aralandıkça, ağır elementlerin evrene yayılma süreçlerinden kara delik ve nötron yıldızı oluşumlarına kadar pek çok temel kozmik bilmece de birer birer çözüme kavuşma yoluna giriyor.

Günde sadece 1 TL'ye abone olarak tüm içeriklerimize sınırsız erişebilir ve bağımsız haberciliğe destek olabilirsiniz! Hemen Abone Ol

Son Eklenenler

Günün Özeti – 6 Ağustos

Google DeepMind'da liderlik değişikliğinden Güneş'in en keskin görüntüsüne, pankreas kanserinde umut veren tedaviden negatif zaman deneyine; dünyadan son 24 saatin öne çıkan teknoloji ve bilim gelişmeleri.

Dünya’da Yaşam İki Kez mi Ortaya Çıktı? Yeni Çalışmadan Radikal İddia

Yaşamın cansız maddelerden yalnızca bir kez ortaya çıktığı düşüncesi, yeni bir araştırmayla tartışmaya açıldı....

Google DeepMind Yönetimi Değişti: Hassabis Yeni Göreve Geçti

Google DeepMind yönetimi kapsamlı bir görev değişikliğine gitti. Demis Hassabis, günlük operasyonlardan ayrılarak Alphabet’ın baş bilim insanı ve Google DeepMind Yönetim Kurulu Başkanı oldu. Birimin günlük yönetimini ise Koray Kavukcuoğlu üstlendi.

Google Asistan 4 Eylül’de Android’den kalkıyor: Yerine Gemini geliyor

Google, Android ekosisteminde uzun süredir kullanılan Google Asistan’ı 4 Eylül 2026’dan itibaren kademeli olarak...

Buna benzer diğer içerikler

Günün Özeti – 6 Ağustos

Google DeepMind'da liderlik değişikliğinden Güneş'in en keskin görüntüsüne, pankreas kanserinde umut veren tedaviden negatif zaman deneyine; dünyadan son 24 saatin öne çıkan teknoloji ve bilim gelişmeleri.

Dünya’da Yaşam İki Kez mi Ortaya Çıktı? Yeni Çalışmadan Radikal İddia

Yaşamın cansız maddelerden yalnızca bir kez ortaya çıktığı düşüncesi, yeni bir araştırmayla tartışmaya açıldı....

Google DeepMind Yönetimi Değişti: Hassabis Yeni Göreve Geçti

Google DeepMind yönetimi kapsamlı bir görev değişikliğine gitti. Demis Hassabis, günlük operasyonlardan ayrılarak Alphabet’ın baş bilim insanı ve Google DeepMind Yönetim Kurulu Başkanı oldu. Birimin günlük yönetimini ise Koray Kavukcuoğlu üstlendi.