Bilim insanları, Orta Çağ el yazmalarında kullanılan hayvan derisi parşömenlerden ve Tunç Çağı’na ait koyun dişlerinden koyun çiçeği virüsü DNA’sı çıkardı. MÖ 1700’den yakın tarihlere uzanan 21 eski virüs genomu, ölümcül hayvan hastalığının binlerce yıllık evrimine ışık tuttu.
Detaylar Haberimizde…
Yüzyıllardır kütüphanelerde korunan el yazmalarının yalnızca kültürel mirası değil, geçmişte yaşanan hayvan hastalıklarının genetik izlerini de sakladığı ortaya çıktı.
University College Dublin öncülüğündeki uluslararası araştırma ekibi, Orta Çağ el yazmalarının hazırlanmasında kullanılan parşömenlerde koyun çiçeği virüsüne ait DNA parçaları tespit etti. Araştırmacılar, bu genetik materyali Tunç Çağı’ndan kalma koyun dişleriyle birlikte inceleyerek virüsün yaklaşık 3 bin 500 yıllık geçmişini yeniden oluşturdu.
Science Advances dergisinde yayımlanan çalışma kapsamında MÖ 1700’den Avrupa’daki erken modern döneme kadar uzanan toplam 21 eski koyun çiçeği virüsü genomu elde edildi. Bulgular, hastalığın Avrasya’daki koyun sürülerini en az 3 bin 700 yıldır tehdit ettiğini gösteriyor.
Parşömenler biyolojik arşive dönüştü
Kâğıdın yaygınlaşmasından önce birçok el yazması; koyun, keçi veya sığır derisinin işlenmesiyle hazırlanan parşömenlerin üzerine yazılıyordu. Bu nedenle parşömenler, üretildikleri hayvanların genetik materyalini ve taşıdıkları bazı hastalıkların izlerini yüzyıllar boyunca koruyabiliyor.
Araştırmacılar; Yale Üniversitesi, Cambridge Üniversitesi, Corpus Christi College, University College Dublin, Lambeth Palace Kütüphanesi ve Trinity College gibi kurumların koleksiyonlarındaki eserlerden örnekler topladı.
İncelenen belgeler arasında yaklaşık bin yıllık York İncilleri, 9. yüzyıla ait İncil parçaları, Achadeus Mezmurları, 11. yüzyılın başlarında hazırlanan Trinity İncilleri, Lambeth İncili ile 15. yüzyıla ait Speculum Historiale ve Clairvaux el yazmaları bulunuyordu.
Aynı el yazmasının birden fazla sayfasında koyun çiçeği virüsü DNA’sının bulunması, bazı parşömenlerin enfekte hayvanların derilerinden üretilmiş olabileceğine işaret etti. Araştırmacılara göre bu sonuç, hastalığın Orta Çağ sürülerinde sanılandan daha sık görülmüş olabileceğini düşündürüyor.
Virüs keçi ve dana derilerinde de bulundu
Çalışmanın en şaşırtıcı sonuçlarından biri, koyun çiçeği virüsünün yalnızca koyun derisinden yapılan parşömenlerde değil, keçi ve dana derisi olarak tanımlanan örneklerde de tespit edilmesi oldu.
Bilim insanları bunun iki olası açıklaması bulunduğunu belirtiyor. Virüs geçmişte nadiren farklı hayvan türlerine bulaşmış olabilir. Bir diğer ihtimal ise derilerin yüzülmesi, taşınması veya aynı atölyede işlenmesi sırasında virüs kalıntılarının parşömenlere bulaşması.
Bu nedenle bulgu, koyun çiçeği virüsünün keçi ve sığırlarda kesin olarak enfeksiyona yol açtığını kanıtlamıyor. İki olasılığı birbirinden ayırmak için daha fazla tarihî örneğin incelenmesi gerekiyor.
Tunç Çağı’na ait dişler de incelendi
Araştırma yalnızca Orta Çağ el yazmalarıyla sınırlı kalmadı. Ekip, Rusya ve Orta Kazakistan’daki eski yerleşimlerden çıkarılan Tunç Çağı koyunlarına ait dişleri de analiz etti.
Dişlerin iç bölümleri, binlerce yıl boyunca çevresel etkilerden kısmen korunabildiği için eski DNA araştırmalarında önemli bir kaynak oluşturuyor. Bu örneklerden elde edilen virüs dizileri, parşömenlerdeki ve günümüzdeki koyun çiçeği virüsü genomlarıyla karşılaştırıldı.
Analizler; koyun çiçeği, keçi çiçeği ve sığırlarda görülen yumrulu deri hastalığı virüslerini kapsayan başlıca kapripoks virüsü soylarının yaklaşık 11 bin 500 ila 3 bin 700 yıl önce birbirinden ayrıldığını gösterdi. Bu tarih aralığı, hayvanların evcilleştirilmesi ve koyun sürülerinin Avrasya bozkırlarından Avrupa’ya taşınmasıyla aynı döneme denk geliyor.
Ancak söz konusu tarihler doğrudan ölçülmüş kesin tarihler değil; eski ve modern genomlar arasındaki farklılıklara dayanan evrimsel tahminler niteliğinde.
Virüs binlerce yıl boyunca şaşırtıcı biçimde değişmeden kaldı
Araştırmacıların ulaştığı bir başka sonuç, koyun çiçeği virüsü genomunun son birkaç bin yıl boyunca görece istikrarlı kalması oldu. Bu durum, virüsün koyunları enfekte etmesini sağlayan önemli genetik değişimlerin daha eski bir dönemde meydana gelmiş olabileceğini düşündürüyor.
Çalışmanın başyazarı Louis L’Hôte, eski patojen DNA’sının geçmişteki bulaşıcı hastalıklar hakkındaki bilgileri önemli ölçüde değiştirdiğini belirterek dünyanın farklı bölgelerindeki arşiv ve kütüphanelerde başka hayvan salgınlarının genetik izlerinin de bulunabileceğini ifade etti.
Araştırmanın kıdemli yazarı Kevin G. Daly ise parşömenlerin yalnızca kültürel tarihi değil, Orta Çağ’daki hayvancılık ve hastalık ortamını da koruduğunu vurguladı.
Hastalık günümüzde de tamamen ortadan kalkmadı
Koyun çiçeği; ateş, deri lezyonları ve iç organ hasarına yol açabilen, son derece bulaşıcı bir viral hastalık. Özellikle genç ve savunmasız hayvanlarda yüksek ölüm oranlarına neden olabiliyor. Ayrıca et, süt ve yün üretimini düşürerek hayvancılık sektöründe ciddi ekonomik kayıplara yol açıyor.
Hastalık 20. yüzyılda Avrupa’nın büyük bölümünde kontrol altına alınmış olsa da dünyanın bazı bölgelerinde görülmeye devam ediyor. Araştırmacılara göre eski genomların incelenmesi, virüsün nasıl ortaya çıktığını ve zaman içinde nasıl değiştiğini anlamaya yardımcı olabilir; ancak bulgular tek başına yeni bir tedavi veya aşının geliştirildiği anlamına gelmiyor.
Çalışma aynı zamanda tarihî eserlerin farklı bir bilimsel değerini de ortaya koyuyor: Kütüphanelerdeki parşömenler, üzerlerindeki metinlerin yanı sıra geçmiş toplumların hayvancılık düzenini ve salgınlarını saklayan “biyolojik zaman kapsülleri” olabilir.
Derleyen: Yağmur Saatcı
Günde sadece 1 TL'ye abone olarak tüm içeriklerimize sınırsız erişebilir ve bağımsız haberciliğe destek olabilirsiniz! Hemen Abone Ol




