Tavşan Deliğine Bakmak

Bloglar, forumlar, üniversite gençlerinin toplandığı sözlükler… İnsanları bir araya getiren sayılı dijital araçlar içinden bir gün ansızın çıkagelen ve bizi bilgi bombardımanına maruz bırakan o dev sosyal medya platformları Facebook, Twitter, Instagram nasıl oldu da hemen herkesin vazgeçilmezi haline geldi?

2000’li yıllar, teknolojinin adeta patlama yaptığı ve herkesin çok hızlı bir şekilde onun çekiciliğine kapıldığı bir dönem olarak rüzgar gibi geçti, geçiyor. Bugün bile internetin bilgiye erişimi noktasında biz insanlara sunduğu hizmet, her saniye başı milyonlarca bilgiyi türetmemize olanak veriyor. Bu durum, teknolojiyi hayatımızın odak noktası haline getirdi. Diğer taraftan bu odak noktası, dikkatimizin çokça dağılmasına sebebiyet veriyor. Dolayısıyla internetle birlikte hiç fark etmediğimiz önemli bir sorunu da hayatımızın merkezine yerleştirmiş oluyoruz. Hangi bilginin doğru ya da yanlış olduğuna karar verecek bir sağlıklı düşünme sürecimiz bulunmuyor. Yani, yüz binlerce hatta milyonlarca bilginin içerisinden değerli olanı görme, bulma ve doğrusuna karar verme kabiliyetimiz gün geçtikçe köreliyor. Son zamanlarda sıkça duyduğumuz ‘dezenformasyon’ yani ‘bilgi kirliliği’ böyle bir sebebin sonucu diyebiliriz. 

Örneğin, 20 yıl kadar önce bilgisayar kullanmaya başladık. İstediğimiz bir bilgiye erişmek için internet bağlantısına ihtiyaç vardı. Aradığımız bilgiler, temel web tasarımına sahip birkaç siteden, belki bir blog veya forumdan elde ediliyordu. Üstelik buna erişmek için hem günümüze nazaran oldukça yüklü bir internet faturasına katlanmak hem de bilgisayarın başında, ekranın karşısında dakikalarca sayfanın açılmasını beklemek gerekiyordu. Kuşkusuz, geçmişte bu zahmeti çekenler, internetin nimetlerini ilk keşfeden ve onlardan nemalanan kimselerdi. Belki de onlar sayesinde türetilen bilgiler, şimdi zahmetsizce ulaşabildiğimiz on binlerce farklı sitenin yüz milyonlarca bilgisini kullanabilmemizin önünü açtı. Çünkü o kişilerin arasında günümüzde sıkça kullandığımız uygulamaların geliştiricileri de yer alıyordu. O geliştiricilerin isimlerini bilmiyor olabiliriz ama sundukları hizmetlere fazlasıyla aşinayız. Örneğin Facebook’u ya da Twitter’ı deyim yerindeyse akrabalarımızdan çok daha fazla ziyaret ediyoruz.

Ağa Bağlanılıyor

Artık, alenileşmiş bu uygulamaları yalnızca telefonda yer kaplayan bir dosya olarak görmek imkânsız. Çünkü onlar aracılığı ile yeni insanlar tanıyor hatta tanışma imkanımızın olmadığı kişilere bile erişebiliyoruz. Öte yandan, kimimiz bu uygulamalar aracılığı ile evleniyor; kimimiz de iş modeli geliştirip para kazanıyor. Bu durum, birtakım temel ihtiyaçlarımızı karşılama anlamına geliyor ki uygulamaları bir ‘dosya’ olarak görmemiz imkansızlaşıyor. Üstelik uygulamalar, ihtiyaçları karşılamak için bir bedel de istemiyorlar. Bu açıdan bakıldığında, sosyal medya uygulamalarının bize iyi bir şekilde hizmet ettiğini söyleyebiliriz. Bu da onların bir anlamda neden vazgeçilmez olduklarını açıklıyor. Ama akıllarda birkaç soru işareti mevcut.

Yakın zamanda yapılmış bir araştırmayı esas alalım. Buna göre günümüzde yanlış bilgi, en çok başat sosyal medya uygulamaları ile yayılıyor. Bu bir olumsuzluk olarak görülebilir hatta onları kullanmaktan vazgeçme nedeni de sunabilir. Bilgi kirliliğinin yayılmasına ortak olmaktansa uygulamadan çıkmak kulağa mantıklı geliyor. Nitekim böyle bir sonuca ulaşılamıyor. Aksine Facebook, Twitter veya Instagram, her geçen gün daha fazla insanın ağa dahil olmasını sağlıyor. Bu konuda başarılı bir şekilde büyümeyi sürdürüyorlar.

Bir de yakın zamanda yaşanan bir gelişmeye göz atalım. Bilindiği üzere, her gün ortalama 400 milyon insanın aktif olarak kullandığı Twitter uygulaması, Tesla ve SpaceX gibi ünlü girişimlerin sahibi ve CEO’su Elon Musk tarafından satın alındı. Bu gelişme, beraberinde büyük bir tartışma yarattı. İnsanlar, doğal olarak Twitter’ı ve diğer sosyal medya uygulamalarının geleceğini konuşur hale geldi. Acaba Twitter’ın yeni yönetimi, kullanıcılar tarafından benimsenecek mi? Bundan sonra idare, dümeni nereye kıracak? Onaylanmış hesapların dışında sayısı tam olarak bilinmeyen bot hesapların, yanlış bilgi yayanların veya nefret, şiddet suçu işleyenlerin de yer aldığı bu mecra, eskiye nazaran daha mı özgürlükçü yoksa daha mı otoriter olacak? Peki, diğerleri? Bu endişeleri duymakta haklısınız. Muhtemelen bu sosyal dünyanın geri kalanı da sizin duyduğunuz endişeden muzdarip. Hatta pek çok kişi, uygulamayı terk etmeye başladı bile. Yüzbinlerce kullanıcının Twitter’a alternatif olması beklenen bir başka sosyal mecra olan Mastodon’a göç etmesi bunun göstergesi diyebiliriz. ‘’Nasıl yani? Şimdi bizde gidip bir başka uygulama mı bulalım?” sorusunu sormadan önce sizi şöyle alalım. 

Sosyal İkilem

 ‘’İnternetin babası’’ olarak anılan Tim Barners Lee, günümüzden yaklaşık 32 yıl kadar önce 1989’da bildiğimiz interneti geliştirdi. Amacı, adından da anlaşılacağı üzere ‘dünya çapında bir ağ’ kurmak ve bilgiyi herkes için erişilebilir hale getirmekti. Bu, belki de mümkün dünyaların en iyisiydi diyebiliriz. Çünkü burada herkes için bir yer vardı. Öyle ki internet, kısa bir sürede 3 milyara yakın insan tarafından kullanılır hale geldi. Fakat, Lee’ye göre internet, günümüzde bir çeşit demokrasi krizi yaşıyor. Kısaca, özgür bir yer olması gereken ağ, gün geçtikçe tekelleşen bir gözetim kapitalizmine bürünüyor.

Sosyolog yazar Byung-Chul Han da günümüzde yaşadığımız bu süreci, bir dijital demokrasi krizi olarak yorumluyor. Ona göre halihazırda var olan demokrasi krizi, artık devletlerden bile güçlü bir konuma ulaşan teknoloji şirketlerinin dünyasında yaşanıyor. İnsanlar, sosyal medya uygulamaları sayesinde yeni birileriyle tanıştıklarını, fikirlerini özgürce dile getirdiklerini veya aradıkları bilgileri zahmetsiz bir şekilde bulabileceğini düşünerek kullansa da aslında her biri farkında olmadan psikolojik olarak idare ediliyor. Özellikle de seçim kampanyaları, enformasyon savaşları şeklinde yürütülüyor.

2018 yılında İngiliz gazetesi Guardian ‘’veri ihlallerine’’ dayalı bir haberi gündemine taşımıştı. Habere göre, veri bilimci Aleksandr Kogan, buisyourdigitallife adında bir uygulama geliştirdi. Uygulamayı ünlü iş insanı Robert Mercer’in sahibi olduğu ve o sırada ABD başkanı olarak görev yapan Trump’ın danışmanı Steve Bannon’un şirketi Cambridge Analytica’ya verdi. Cambridge Analytica, birkaç yüz bin Facebook kullanıcısının yalnızca akademik kullanım için tamamlamayı kabul edeceği önceden bilgilendirilmiş bir anket düzenledi. Ancak Facebook, bu uygulama ile Cambridge Analytica’ya yalnızca ankete katılmayı kabul eden kişilerin kişisel bilgilerini değil, aynı zamanda bu kullanıcıların Facebook sosyal ağındaki tüm kişilerin kişisel bilgilerini de toplamasına izin verdi. Bu şekilde Cambridge Analytica, 50 milyon Facebook kullanıcısı hakkında veri topladı. Ayrıca, skandalın İngiltere’nin AB ile üyelik sürecini referandum ettiği Brexit kampanyasında da yaşandığı ortaya çıktı. Veri ihlallerine yönelik sızıntının kaynağının habercilerle iş birliği yapan bir şirket çalışanı olduğu öğrenildi.

YOLDAN ÇIKMAK

Başta sosyal medya uygulamaları olmak üzere diğer uygulamaların son zamanlarda geliştirdikleri altyapısı, bize yalnızca belirli bir filtreden geçirilmiş bilgileri sağlıyor. Belki de bu şekilde, yüz milyonlarca bilgi bombardımanına maruz kalmaktan kurtulduğumuzu sanabiliriz fakat filtreler, bizi bir yankı odasına hapsediyor. Bir süre sonra, sadece bizi takip eden, aynı fikirleri benimseyip benzer düşünceleri oylayan kişilerle sınırlandırılıyoruz.

Kriz, esasında bir çözümsüzlük sonucudur. Onu aşabilmek için çözümler, alternatifler geliştirilir. Olası bir kriz anında alternatifleri değerlendirmek içgüdüsel bir davranıştır. Bu davranış, bizim yaşadığımız süreçlerden en az etkiyle çıkmamızı sağlar. Yapılan her eylem de bir motivasyon dürtüsüyle hayata geçer. Eğer kapana kısıldığımızı, izlenildiğimizi veya özgürlüğümüzün elimizden alındığını varsayarsak bizi harekete geçiren motivasyonun engeller olduğunu söyleyebiliriz. Bilgi aktivisti Julian Assange da tıpkı böyle bir motivasyon ile hareket etmişti.

2006 yılında kurulmuş bir site olan Wikileaks, kendisini internetin özgür bir ortam olduğu çağa göre konumlandırmış ve 2006-2016 yılları arasındaki 10 yıllık süreçte 10 milyonu aşkın gizli arşiv belgeleri yayımlamıştı. Bu belgeler arasında, yolsuzluk soruşturmaları, savaş harcamaları, seçim kampanyaları zamanında hükümet çalışanları arasında geçen yazışmalar ve çok daha fazlası yer almaktaydı. Kuşkusuz, belgeler diplomatik krizlere yol açacak kadar önemliydi. Kurucusu ya da editörü olarak bilinen Julian Assange, bulduğu bu yöntem ile bilginin ne şekilde kullanıldığına göre değişen hem zehir hem de panzehir olabilecek iki yönünü göstermişti.

Sonuç olarak, günümüzde bir gün ansızın çıkagelen ve hayatımızda vazgeçilmez bir konuma erişen o dev sosyal medya platformlarının yarattığı bir krizin ortasındayız.  İçlerine çektikleri sosyal bir ikilem yaşıyoruz. Pekâlâ bizi ikileme ve olmayan bir gerçekliğe sürükleyen bu uygulamaları kullanmak zorunda mıyız? Dijital çağın egemen bilgisine ya da entelijansiyaya karşı çıkılabilir mi? Gözetim kapitalizminden çıkış var mıdır? Tavşan deliğine bakmak, belki de bizi birtakım iyi şeylere sürükleyecek.

Derleyen: Muhammed Bayar

En Son

[PazarEki] Algoritmanın Vicdanı: Ne İzlediğimize Kim Karar Veriyor?

Keşfet sekmesini açtığında gördüklerin gerçekten sen misin, yoksa birilerinin...

[PazarEki] Sessiz Çoğunluk: Yorum Yazmayan, Paylaşmayan Ama Her Şeyi İzleyenler

Sosyal medyada hep aynı isimleri görüyoruz: Yorum yazanlar, RT...

[PazarEki] Dijital Tükenmişlik 2026: Sürekli Bağlı, Sürekli Yorgun

Her şeyden haberdar olmak için ekranı açıyoruz; her şeyi...

[PazarEki] Dijital Hatıra Defteri: Platformlar Kapanınca Dijital Hafızamız Ne Olacak?

Fotoğraflarımız, mesajlarımız, dinlediğimiz şarkılar… Hepsi birer uygulamanın sunucularında. Platformlar...

Bültene Kaydol

Üye Özel

Yapay Zekâ Damgası: Dünyanın Prestijli Girişim Gününde 16 Çarpıcı Startup

Y Combinator’ın Winter 2026 Demo Day etkinliğinde tanıtılan yaklaşık 190 girişim arasından öne çıkan 16 startup, yapay zekânın farklı sektörlerde nasıl dönüştürücü bir rol üstlendiğini gözler önüne serdi. Hukuktan sağlığa, güvenlikten enerjiye uzanan projeler dikkat çekti.

Kagi’nin İnsan Odaklı İnterneti: ‘Küçük Web’le Tanışın

Kagi’nin ‘Küçük Web’ girişimi, interneti sadece insanlar tarafından yazılmış içeriklerle keşfetmeye odaklanıyor. Kişisel bloglar, bağımsız videolar ve web çizgi romanları, mobil ve web uygulamaları üzerinden daha erişilebilir hâle geliyor.

Yapay Zekâyla Konuşmanın Doğru Yolu

Yapay zekâya “lütfen” demek işe yarıyor mu? Onu tehdit etmek mi, yoksa bir bilim kurgu dizisindeki karakter gibi konuşturmak mı daha etkili? Uzmanlara göre sohbet robotlarından daha iyi sonuç almanın yolu sandığınız kadar gizemli değil.

LGBTQ+ Sporcular 2026 Kış Olimpiyat Oyunlarında Ön Planda Olacak

Açık kimlikleriyle LGBTQ+ olan yaklaşık 50 Olimpiyat sporcusu, konuşma ve yarışma hakları saldırı altında olmasına rağmen Kış Olimpiyat Oyunları boyunca çeşitli etkinliklerde yer alıyor.

Kripto Parayla Finanse Edilen İnsan Ticareti Hızla Artıyor

Tahminlere göre, fuhuş ve dolandırıcılık amacıyla insan ticareti işlemlerinde kripto para birimlerinin kullanımı 2025 yılında neredeyse iki katına çıktı.
Muhammed Bayar
Muhammed Bayarhttp://dijitaliyidir.com
Yeni teknolojiler eski nesil için yıkıcı fakat yeni nesil onu yapıcı bir şekilde kullanarak dönüşümü başlatacak. Bu anlamda böyle bir dönemin tanığı olmak çok değerli. Bence dijital, insanı olduğundan daha değerli hissettirdiği için iyidir.

- dijitaliyidir Sponsor Desteği -

spot_imgspot_img

[PazarEki] Algoritmanın Vicdanı: Ne İzlediğimize Kim Karar Veriyor?

Keşfet sekmesini açtığında gördüklerin gerçekten sen misin, yoksa birilerinin senin adına çizdiği profil misin? Beğendiğin bir videodan sonra günlerce aynı tonda içerik görmek, artık...

[PazarEki] Dijital Tükenmişlik 2026: Sürekli Bağlı, Sürekli Yorgun

Her şeyden haberdar olmak için ekranı açıyoruz; her şeyi kaçırdığımız hissiyle kapatıyoruz. Bildirimler, kısa videolar, grup sohbetleri, Slack kanalları… Günde onlarca kez “bakmam lazım”...