Kuyruk sokumundan gözün iç köşesindeki küçük kıvrıma kadar insan vücudu, atalarımızdan miras kalan pek çok yapıyı taşımaya devam ediyor. Bazıları eski işlevini büyük ölçüde kaybetti, bazılarıysa yeni ve sınırlı görevler üstlendi. İşte insan bedenindeki 7 körelmiş özellik…
Detaylar Haberimizde…
İnsan bedeni yalnızca bugün nasıl yaşadığımızı değil, milyonlarca yıllık evrimsel geçmişimizi de yansıtıyor. Vücudumuzdaki bazı kaslar, refleksler ve anatomik yapılar, atalarımız için hayati önem taşıdığı hâlde günümüzde eski işlevlerini büyük ölçüde yitirmiş durumda.
Bilim insanları bu tür yapılara “körelmiş” ya da “kalıntısal” özellikler adını veriyor. Ancak körelmiş bir yapının mutlaka tamamen işlevsiz olması gerekmiyor. Bazıları ikincil görevler üstlenebilirken bazıları insanlarda bulunmasa bile belirgin bir sağlık sorununa yol açmıyor.
Encyclopaedia Britannica’nın derlemesinde insan bedeninde geçmişten kalan yedi dikkat çekici özellik sıralanıyor.
1. Bebeklerin güçlü kavrama refleksi
Yeni doğmuş bir bebeğin avucuna parmağınızı yerleştirdiğinizde, bebeğin parmağınızı şaşırtıcı derecede güçlü biçimde kavradığını görebilirsiniz. “Palmar kavrama refleksi” olarak adlandırılan bu istemsiz hareket, doğumdan itibaren görülür ve genellikle bebek büyüdükçe kaybolur.
Bu refleksin, primat atalarımızın yavrularının annelerinin tüylerine tutunabilmesine yardımcı olduğu düşünülüyor. Günümüz insanında artık aynı yaşamsal görevi yerine getirmese de sinir sisteminin gelişimini değerlendirmek açısından önem taşıyor.
Kavrama refleksinin beklenen dönemde görülmemesi veya uzun süre devam etmesi, bazı durumlarda nörolojik gelişimin değerlendirilmesini gerektirebilir.

2. Kuyruk sokumu
Omurganın en alt bölümünde bulunan kuyruk sokumu kemiği, birkaç küçük omurun birleşmesinden meydana geliyor. İnsan embriyosu gelişiminin erken dönemlerinde kuyruğa benzeyen bir çıkıntı oluşturuyor; ilerleyen haftalarda bu yapı büyük ölçüde gerileyerek kuyruk sokumuna dönüşüyor.
Dört ayak üzerinde hareket eden veya ağaçlarda yaşayan hayvanlarda kuyruk; denge kurma, hareket etme ve iletişim gibi önemli işlevler üstleniyor. İnsanların ataları dik yürümeye uyum sağladıkça kuyruğun eski işlevi ortadan kalktı.
Bununla birlikte kuyruk sokumu tamamen işlevsiz değil. Pelvik taban kasları, bağlar ve tendonlar için bağlantı noktası oluşturuyor. Dolayısıyla evrimsel açıdan bir kuyruk kalıntısı olsa da günümüz insan bedeninde ikincil görevlerini sürdürüyor.
3. Yirmilik dişler
Ağzın en arkasında çıkan üçüncü büyük azı dişleri, daha çok “yirmilik diş” adıyla biliniyor. Bu dişlerin, geçmişte sert ve işlenmemiş gıdalarla beslenen atalarımız için daha gerekli olduğu düşünülüyor.
İnsanların çiğ veya sert bitkileri ve eti parçalayabilmek için daha büyük çenelere ve daha fazla öğütücü dişe ihtiyacı vardı. Yemek pişirme yöntemlerinin, tarımın ve gıda işleme tekniklerinin gelişmesiyle besinler giderek daha kolay çiğnenebilir hâle geldi. İnsan çenesi de zaman içinde küçüldü.
Ancak yirmilik dişler tamamen ortadan kalkmadı. Çenede yeterli alan bulunmadığında gömülü kalabiliyor, diğer dişleri sıkıştırabiliyor veya enfeksiyona yol açabiliyor. Bazı insanlarda ise yirmilik dişler hiç oluşmuyor. Bu farklılık, insan vücudundaki evrimsel değişimin hâlen devam eden örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.

4. Gözümüzdeki “üçüncü göz kapağı” kalıntısı
Gözün buruna yakın iç köşesinde yer alan küçük, pembe renkli kıvrım “plica semilunaris” olarak adlandırılıyor. Bu yapı, bazı hayvanlarda bulunan ve gözü koruyan üçüncü göz kapağının insandaki kalıntısı kabul ediliyor.
Kuşlar, sürüngenler ve bazı memeliler üçüncü göz kapağını göz yüzeyini nemlendirmek, temizlemek ve dış etkilerden korumak için kullanabiliyor. İnsanlarda ise yapı, gözün tamamını örtecek kadar gelişmiş veya hareketli değil.
Yine de gözyaşının dağılmasına ve göz hareketlerine sınırlı katkı sağlayabileceği belirtiliyor. İnsanlardaki plica semilunaris ile hayvanlardaki üçüncü göz kapağının benzer kökenden geldiği bilimsel çalışmalarda da gösteriliyor. ABD Ulusal Tıp Kütüphanesi’nde yayımlanan bir vaka çalışması, iki yapının anatomik benzerliğine dikkat çekiyor.

5. Kulakları hareket ettiren kaslar
Kediler, köpekler ve atlar kulaklarını sesin geldiği yöne doğru çevirebiliyor. Bu hareket, çevredeki tehlikeleri veya avları başını çevirmeden tespit etmelerini kolaylaştırıyor.
İnsanlarda da kulak kepçesinin çevresinde benzer kaslar bulunuyor. Ancak bu kaslar çoğu kişide kulakları anlamlı biçimde yönlendirecek kadar gelişmiş değil. Bazı insanlar kulaklarını hafifçe oynatabilse de hareketin işitmeye belirgin bir katkısı bulunmuyor.
Kulak kasları, atalarımızın sesleri daha hızlı belirleyebilmesi bakımından önem taşımış olabilir. Başımızı kolaylıkla ses kaynağına çevirebilmemiz ve görme duyusunun insan yaşamındaki ağırlığının artmasıyla bu kasların eski işlevi büyük ölçüde geride kaldı.

6. Palmaris longus kası
Bileğinizi hafifçe büküp başparmağınızla serçe parmağınızı birleştirdiğinizde, bileğinizin ortasında ince bir tendon belirginleşebilir. Bu tendon, “palmaris longus” adı verilen kasa ait.
Ancak bu kas herkeste bulunmuyor. Kası doğuştan taşımayan kişiler, el ve bileklerini genellikle herhangi bir sorun yaşamadan kullanabiliyor. Bu durum, palmaris longusun günümüz insanındaki işlevinin oldukça sınırlı olduğuna işaret ediyor.
Tırmanan primatlarda ön uzvun kavrama gücüne katkı sağladığı düşünülen kas, insanlarda eski önemini kaybetti. Buna rağmen tamamen yararsız sayılmıyor. Cerrahlar, başka bölgelerde hasar gören tendonların onarılmasında palmaris longus tendonundan yararlanabiliyor.

7. Piramidalis kası
Alt karın bölgesinde bulunan piramidalis, küçük ve üçgen biçimli bir kas. Karnın ortasındaki bağ dokusu hattını germeye yardımcı olduğu düşünülse de vücut hareketleri bakımından önemli bir role sahip değil.
Üstelik piramidalis kası insanların bir bölümünde doğuştan bulunmuyor. Kasın bulunmaması, genellikle herhangi bir sağlık veya hareket problemine neden olmuyor. Bazı kişilerde iki tarafta, bazı kişilerde yalnızca bir tarafta görülebiliyor.
İnsan bedenindeki değişken yapılardan biri olan piramidalis, evrimsel süreçte önemini kaybetmiş ancak tamamen ortadan kalkmamış anatomik özellikler arasında gösteriliyor.
“Körelmiş” demek “işe yaramaz” demek değil
İnsan bedenindeki kalıntısal özellikler, evrimin kusursuz ve önceden belirlenmiş bir plan doğrultusunda ilerlemediğini gösteriyor. Evrim, var olan yapıları değiştiriyor; bazıları yeni görevler kazanırken bazıları eski işlevini kaybederek küçülüyor veya yalnızca belirli kişilerde görülmeye devam ediyor.
Bu nedenle kuyruk sokumu, yirmilik dişler ya da palmaris longus gibi yapıların tümüyle gereksiz olduğunu söylemek doğru değil. Daha doğru tanım, bu özelliklerin atalarımızdaki temel görevlerini büyük ölçüde kaybetmiş olmasıdır.
İnsan bedeni, bugünkü yaşam koşullarına uyum sağlayan canlı bir sistem olmasının yanında geçmişimizin izlerini taşıyan biyolojik bir arşiv niteliği de taşıyor.
Derleyen: Yağmur Saatcı
Günde sadece 1 TL'ye abone olarak tüm içeriklerimize sınırsız erişebilir ve bağımsız haberciliğe destek olabilirsiniz! Hemen Abone Ol




